Haydar SANCAR- Ortak mücadele meselesi

Sıkça karşımıza çıkar bu kavram. Mücadele içerisinde olanların daha sık karşılaştığı bir durumdur ayrıca. Ortak mücadele etmek için, düşmanın, karşı tarafın, ya da adına ne denirse densin, ortak olması zorunludur. Maddi yaşamın üretiminin değişik sosyal alanlarında farklı içeriklerde görünebilen ortak mücadele olgusu, uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin ve çıkarlarının, karşıt sınıfları sürekli bir mücadele içerisinde bulunmasının koşullarını yaratır.

Üretim içerisinde sınıflara bölünen toplumsal  yapıda ve mücadele alanında eğer söz konusu olan bir sınıfsa, her bir sınıfın tavrını belirleyen de bu sınıfa ait çıkarlardır. Sınıf, homojen, her açıdan aynı özellikleri taşıyan yekpare bir yapı mıdır? Elbette hayır. Ama bu farklılık çıkar birliğinin önünde ve dolayısıyla da mücadele birliğinin önünde bir engel değildir. Kast edilen doğaldır ki işçi sınıfı ve onun mücadele birliğidir. Ama sermaye sınıfı da aynı zaman da işçi ve emekçiler karşısında kendi aralarında oluşan çelişkilere, çatışmalara rağmen, sınıf olarak bir çıkar birliği etrafında, burjuva sınıfın çıkar birliği etrafında birleşmiştir. İş, işçi ve emekçilerin, hak ve hürriyetlerine saldırı olduğunda, sömürü çarkının daha acımasız ve derinden dönmesini olanaklaştıracak koşulları yaratmak ya da genel olarak sermaye sınıfının çıkarlarına ters düşecek gelişmelerin bertaraf edilmesi olduğunda, sermaye sınıfı iç çelişkilerinin ötesinde birleşip saldırmaktadır.

Sonuçta tüm bu ilişkileri belirleyen özün, emek sömürüsü olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa, doğal olarak emeği sömürülenlerin, sömürü derecelerinin aynı olup olmadığı sorusu da gündeme gelmektedir.Sömürü derecesinin aynı olmadığını biliyoruz. Meslek bilgisinden tutun da işin teknik koşullarına, milliyete, cinsiyete, toplumsal güçler arası dengeye,üretici güçlerin gelişmişlik düzeyine, hukuksal yapıya kadar vb. Faktörlerin sömürü derecesi üzerinde etkili olduğu da aşikar. İşte emekçilerin sömürülmeleri üzerinde rol oynayan bu sosyal ve toplumsal faktörler aynı zamanda işçi ve emekçilerin sömürüye karşı verdikleri kurtuluş mücadelesi üzerinde de etkili olmakta, sermaye tarafından, sınıf mücadelesinin bölünüp dağıtılmasının bir aracı olarak kullanılabilmektedir. Sermaye açısından bu noktada geçerli olan ilke, sınıfın birliği ve mücadelesinin dağıtılması olduğu kadar, sömürdüğü emeğin her zerresinden sonuna kadar faydalanmaktır. Sermaye için daha fazla sömürü, ucuz emek demektir. Ve sermaye sınıfı, sosyal faktörleri emeğin fiyatını düşürmenin bir aracı olarak kullanmaktadır. Bu aynı zamanda işçiler arasında da bir rekabete neden olmakta, bu yolla hem emek gücünün fiyatı düşürülmekte hem de işçiler arasındaki birlik bağları zayıflatılmaktadır. Emek pazarında, çalışmayan işler, çalışan işçiler üzerinde sürekli bir rekabet baskısıdır. Ya da aynı işi yapmasına karşın kadın emekçiler erkeklerden daha az ücret almaktadırlar. Keza göçmen olup, oturum hakkını kaybetmemek, ‘uyumsuz’ , ‘asalak’ olarak adlandırılan göçmen tipi olmamak üzere daha ucuza aynı işi yapmak kanıksanır bir durum haline gelmiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu örnekler, toplumun sınıflara bölünmüşlüğünün yarattığı, sosyal ve siyasal etkilerden sermaye sahiplerinin nasıl yararlandığını görmek açısından önemli veriler sunmaktadır.

Dolayısıyla bu çelişkilerle karşılaşan emekçilerin, ya da göçmen emekçilerin, bu gerçeğin üzerindeki sisli perdeyi kaldıramamaları, kararsızlık ve tereddüt haline düşmeleri, emekçilerin, sermayeye karşı mücadelesinin yaratıcılığının olanaklarını kısıtlamakta, güçlerin bölünmesine neden olmaktadır. İşte sınıf mücadelesi içerisinde sınıf bilinci olarak yer edinen kavram, farklı sosyal faktörlerin, farklı coğrafyaların ve kültürlerin etkisini taşısa da, aynı işi yapan diğer emekçiye göre daha aza ya da daha çok sömürülse de işçi ve emekçilerin sermaye sınıfına karşı vereceği mücadelenin içeriğini ve taleplerini, sınıf çıkarları açısından belirlemekte, sömüren sınıf karşısına sömürülen bir sınıf olarak birlik olmuş bir biçimde çıkmayı zorunlu kılmaktadır.

Bu gün Avrupa’nın farklı ülkelerinde ve İsviçre’de yaşayan faklı milliyetlerden göçmen işçi ve emekçiler üzerindeki sömürü cenderesi yukarıda vurgulanan sebeplerden dolayı daha sıkıdır ve serttir. Bu sertlik toplumsal katmanlar içerisinde ayrımcılık gibi bölücü başka faktörlerle de birleşince emekçilerin bir birlerine olan karşılıklı duygularında ve sınıf çıkarlarının birliği etrafında kenetlenmesi isteklerinde yer yer engeller oluşturmakta ve kimi zaman kafa dağınıklığına neden olmakta, sorunların gerçek kaynağının sınıflar arası mücadele olduğu gözden kaçırıldığı yanılgıların ortaya çıkmasına sebep olmakta ve sermaye de bu durumdan faydalanmaktadır. Nihayetinde ortak mücadele, ortak bir mücadele aracına da ihtiyacı beraberinde getirmektedir. Bu araçlardan bir tanesi ve de önemlisi sendikalardır. Sendikaların sınıf mücadelesi içerisinde takındıkları tutumlar, özetlemeye çalıştığımız sorunların emekçiler açısından çözümü adına oluşturulacak olanakların genişletilmesine ya da gerilemesine yol açacaklardır. Son yıllarda sermaye cephesinden emekçilere yönelen saldırıların dozajındaki artış ve bu saldırılar karşısında aralarında sendikal örgütlülüklerin de olduğu, emek örgütlerinin etkili bir tutum sergileyememesi, emekçilerin kendi arasındaymış gibi görünen, ama aslında sınıf çelişkisi olarak var olan çatışmaların yansımalarının etki alanın kırılması mücadelesinin de geriden gelmesinin nedenlerinden biri olmuştur. Çünkü emekçiler, sermaye sahiplerinin emekçileri parselledikleri yapay kategorilerin etkilerini bizzat emek örgütlerinin kendilerinde de yaşamaktadırlar ve sendikal örgütlülükler, emekçilerin gerçek mücadele ihtiyacını karşılayacak platformlardan uzak bir durumdadırlar. Ama sadece bu görüntüye bakarak değerlendirme yapmak yanıltıcı olmakta ve özün gözden kaçırılması anlamına gelmektedir.

Bu gün farklı cinsler, milliyetler ve karakterler arz eden emekçilerin, bu farklılıklarının burjuvazi tarafından kullanılarak daha çok sömürü malzemesi yapılması, farklı bir çelişkinin varlığına, yani işçi ve emekçilerin kendi  arasında bir çelişkinin varlığına işaret etmenin aksine, ortak ve birlikte bir mücadelenin kaçınılmazlığının varlığına işaret etmektedir. Çünkü bu sorunu ortadan kaldırmanın yegane yolu yine işçi ve emekçilerin mücadelesinde ki başarıya bağlıdır. Buda ortak bir sınıf mücadelesini gerektirmektedir.Bu mücadeleyi temcit pilavı olarak görmek, sınıfın ve onun mücadelesinin  dışında olmak değil de nedir?