Haydar Sancar- Neden ve sonuç

Adsız4

Her renkten politikacasına, bilim insanı ve akademisyenlerine, siyaset bilimcilerine, partilere ve sivil toplum örgütlerine kadar geniş bir yelpaza 30 Kasım’da oylanacak ECOPOP adlı inisiyatfin, mantık dışılığı üzerine ve kabul edilmesi halinde ise, ekonomiden sivil toplum yaşamına kadar bir dizi ağır sorunların başlangıcı olacağına dair uyarı ve önerilerde bulunuyorlar. Bu uyarlılar ise son zamanda epeyce artmış durumda, çünkü; kamuoyu yoklamaları inisiyatifin oylamada kabul edilme olasılığının göz ardı edilemeyecek oranda artış gösterdiğine işaret ediyor. Ve tabiki bu artış, burjuva çevrelerde ‘endişeli’ bir bekleyişe, temsil ettiği çıkar gruplarının politik yönelimlerinin muhtemel bir kabulde göreceği zararın sesli olarak dillendirilmesine yol açıyor. Ancak, işin bu tarafıyla ilgili değerlendirmeye geçmeden önce, son dönemlerde halk oylamarına konu olan inisiyatiflerin içeriklerine ve bir birleriyle olan ilişkilerine biraz daha yakından bakmak, bir birini izleyen politik gelişmelerin ne yöne doğru evrildiğine de ışık tutacaktır. Bilindiği üzere sınır dışı edilme inisiyatifinin kabul edilmesin ardından, göçmenlere kota uygulamasını ön gören inisiyatif te kabul edilmişti. Bu iki inisiyatifin tek ortak noktası sadece SVP’ye ait inisiyatifler olmaları değildi elbette. SVP ve bu partiye yakın çevrelerin etkisi altındaki halk kesimlerinin, dışardan taşınan kara propagandanın etkisiyle uzunca bir süredir, göçmenlerin merkezinde olduğu her türlü siyasal gelişmeye verdiği negatif tepkinin somutlaştığı, yerli halkın çekilmek istendiği ‘bölücü’ güzergahın da kalın çizgilerle belirginleştirdiği bazı eğilimlerin etki alanını genişletmiş olması diğer bir ortak noktaydı.

Öyleki bu yönelim, şu bilinen Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığı hikayesinin, yurtdışından gelen herkesin, en önce Avrupa dışı göçmenlerin, İsviçrelilerin, işlerini ellerinden alacağı, yaşam kalitelerini düşüreceği, sokakları daha da güvensiz hale getireceği korkusu yayılarak, benzer laf bulamacı eşliğinde ‘İsviçre standartlarında’ işlenmesinden başka bir şey değildi. Bu göle çalınacak mayanın her türlü tutacağından, her zaman kesin bir sonuç vermese de, politikasına taban oluşturacağından emin hareket eden SVP ve etrafındaki grup ve örgütler, skoru lehlerine çevirmede de bu süre içerisinde epey uzmanlaştılar. Neticede bu çevreler kendi gerici ve emek düşmanı politikalarına halk kitlelerini inandırmak için uyduruk gerekçeleri mesnet almıyorlar. Bilakis, verili toplumsal koşullarda toplumsal, siyasal, sosyal ve ekonomik her türlü gelişmenin, halk yığınları üzerinde yarattığı olumsuz sonuçları, bu kitleleri kendilerine yedeklemenin aracı olarak kullanıyorlar. İşsizlik, konut sorunu, çevre sorunu, gelecek kaygısı gibi sosyal sorunlar, Avrupa’da sağcı parti ve örgütlenmelerin istismar etmeye çalıştıkları temel sorunlar olmaya devam ediyorlar ve bunda da ‘başarı’ sağladıkları açık. Bu ‘başarının’ ortaya çıkmasında kuşkusuz, örgütlü bir sınıf hareketinin yokluğu ya da cılızlığı en önemli etken olmakta, sendikaların uzlaşmacı ve işbirlikçi tutumu, emekçilerin gerçek sorunlarına karşı sırtını dönmüş olmaları, adına ‘sol’ ya da ‘sosyal demokrat’ denilen partilerin, kendilerine biçtikleri süspansiyon rolünü bile oynayamıyor hale gelmeleri, bu tür ırkçı-gerici yönelimlerin önünü açmaktadır.

SVP ve yakın çevrelerinin uzunca bir süredir takip ettikleri bu strateji, ECOPOP denilen inisiyatif ile bir başka aşamaya erişti. Öyleki; ECOPOP’la boynuzun kulağı geçtiği nesnel bir durum çıktı ortaya. ECOPOP içerisinde SVP parti olarak yer almasa bile, savunduğu politikaların ilham kaynağı olduğu ortada. Hem SVP hem de merkez sağ ve muhafazakar partiler, inisiyatif aleyhine oy kullanılması çağrısı yaparak, inisiyatifin talepleri karşısında ise’ yok artık bu kadarı da fazla’ pozlarına bürünmektedirler. ECOPOP’un içeriğine ve hedeflerine Mart ayında çıkan sayımızda değinmiştik. Ancak aradan geçen zamanı da dikkate alarak, hafızamızı tazeleyebiliriz: ECOPOP, kişi başına düşen doğal yeşil alan miktarının azalmasını gerekçe edinerek, çözümün adresini de insan soyunun çoğalmasının ‘kontrol’ altına alınmasında ve göç kaynaklı toplumsal nüfus artışına sınırlama getirmede gören devşirme bir inisiyatiftir. İsviçre’deki göçmen nüfus toplamına daha dar bir kota getiriyor ve öne sürülen taleplerin ve formülasyonların anayasaya dahil edilmesini hedefliyor. Bu inisiyatif gündeme geldiğinden buyana, 2 boyutu ile tartışmalara yol açtı; ilki, içeriği açısından dayandığı faşizan karakter, diğeri ise inisiyatif oluşturmanın kolaylığının doğurduğu ve ileri dönemlerde doğuracağı politik etkilerdi. Aralarında eski bakanların da olduğu bir kısım siyasi çevreler, inisiyatif oluşturmanın zorlaştırılmasını, parlamentoda grubu bulunan büyük siyasi partilerin inisiyatif oluşturmamasını, (bu talep sadece ECOPOP gözetilerek öne sürülmüyor, SP’nin vergi reformu inisiyatifi de hedefe konularak dillendiriyor) hatta anayasanın temel ilkeleri ile çelişen inisiyatiflerin geçersiz sayılması gerektiği savunurken, yine SVP’nin başını çektiği kesim halkın çıkarlarını savunan rolüne bürünerek karşı çıkıyor.

İşin özü şu; kapitalist sistem insanlığı ayaklar altına alıp doğayı da tahrip ederken, birileri de kalkıp işi düzeltmenin formülünü insan soyunun kontrol altına alınmasına bağlayarak, halk kesimlerini aldatarak yedeklemeye çalışıyor. Bu gerçeğe rağmen yukarıda da vurgulandığı üzere, halk arasında inisiyatife duyulan ‘pozitif’ ilgi geçen süreyle beraber arttı. Dolayısıyla da bu durum, merkezci burjuva politik çevrelerde telaşı arttırdı. Çünkü inisiyatif geçerse bu çevrelerin ekonomik ve siyasi çıkarları zarar görecek, AB başta olmak üzere ticari ilişkilerdeki kayıp artacak, stratejik ortaklıklar bitecek vs. Sermaye çevrelerinin bu gerekçeler düşünüldüğünde karşı çıkışlarının kendi retoriği içerisinde bir anlaşılırlığı vardır. Ancak farklı dayanaklar gösterilerek ortak gerekçelere varacak tutumun, sendika yönetimleri tarafından dillendirilmesi ise her halde bir talihsizlik olarak adlandırılamayacak kadar, konum belirleme tutumudur.

Örneğin mevcut sendikal anlayış inisiyatife karşı çıkışlarını ücretlerin düşeceği, fabrikaların kapanacağı, AB ile ilişkilerin bozulacağı, AHV’nin zarar göreceği gerekçelerine dayandırıyor. Bunları kısmi doğrular olarak kabul edelim. Ancak, ücret ve kötü çalışma koşulları denildiğinde, günden güne artan temporer çalıştırmanın en üst noktalara vardığı, sosyal saldırıların hız kesmediği bir dönemde, daha ciddi, daha somut bir tutum geliştirmeyen sendikal anlayışın halk ve emekçiler nazarında inandırıcılığının zedelendiği ve ötelendiği tartışılmazdır. Hem bu kadar tehlikeye dikkat çekecek, hem de buna karşı ciddi, enerjik bir çaba içerisine girmeyeceksin! (Bern’de 1 Kasım’da yapılan ECOPOP karşıtı eylemin örgütlenmesinin ele alınışı bile bu vargı için yeterlidir)

Diğer partilere gelince ; her ne kadar SVP merkezi olarak inisiyatif karşıtı tutum belirlediğini ilan etse de, fiili olarak tabanını serbest bırakmıştır. Zaten 5 seksiyonu da açık desteğini ilan etmiştir. Bu SVP’nin işine de gelmektedir, inisiyatifin kabul edilmemesi, ancak %40 üzerinde oy alması durumu bile bu partinin temsil ettiği siyasetin lehine bir durumdur ve önümüzdeki dönem siyasi baskısını arttırmanın aracı olarak kullanacaktır.

Sonuç olarak; oylama 30 Kasım’da yapılacak. ECOPOP halk düşmanı gerici bir inisiyatiftir ve ret edilmelidir. Fakat sorumluluklar sadece hayır oyu kullanamaya indirgenemeyecek kadar büyüktür. Ve benzer saldırıların arkasının geleceği de kaçınılmazdır. Mücadeleci güçler ise, emekçilerin ve halkın sorunlarının gerici parti ve örgütlenmeler tarafından istismar edilmesini engellemek için, bulundukları her yerde daha ileri tutum alarak başta sendika yönetimlerini, daha ciddi adımlar atmaya zorlamalı, bunun olanaklarını güçlendirmelidirler.