Haydar Sancar- Nasıl bir çalışma?

Gazetemiz elinize geçtiğinde 7 Haziran’da yapılacak genel seçim için Avrupa’da ve dolayısıyla İsviçre’de oy kullanma süresi başlamış olacak. 8 Mayıs’ta başlayan bu süre 31 Mayıs’a kadar devam edecek. HDP çatısı altında emek ve demokrasi güçlerinin ittifak halinde seçimlere giriyor olması ve bunun yarattığı etki, parti olarak giriliyor olmasının duyurulmasından sonra giderek artan ve öte yandan da AKP Hükümeti ile temsil edilen sermaye güçleri ve egemen çevreler açısından da başlayacak bir kabusun kapısını açacak anahtar sayılmasına özdeş olarak saldırılara maruz kalan ve her yönden provoke edilmeye çalışılan bir seyirle devam ediyor.

Bu seçimlere HDP ile ittifak yaparak giren Emek Partisi (EMEP), halk demokrasisi ve halkın tam egemenliği için devlet aygıtının yeniden örgütlenmesi için taleplerin yer aldığı seçim bildirgesini yayınladı. Türkiye halklarının, ücretlilerin, Kürtlerin, farklı inanç kesimlerinin tam bir demokrasi içerisinde yaşayacağı asgari koşulların sıralandığı taleplerin hayata geçirilebilmesinin önemli bir mevzisi olacak durum ise HDP’nin barajı aşarak parlamentoya girmesidir. Bunun olabilmesinin bir mücadele süreci olduğu gerçektir ve bu mücadele asıl olarak Türkiye sınırları içerisinde sürdürülse de sadece burayla sınırlı değildir. Avrupa’da milyonlarca T.C Vatandaşı yaşıyor. Ve bu nüfus ilk defa yaşadıkları ülkelerde genel seçimler için oy kullanacak. Türkiye’nin siyasi şekillenişinden yakın dereceden etkilenen ve egemen güçlerin politikalarına her zaman eklemlenmeye çalışılan Türkiyeli bu emekçi kitlenin, demokratik ve eşitlikçi bir Türkiye’ye olan ihtiyacı ve ondan çıkarı bu gün çok daha fazla bir hale gelmiştir. Yıllarca kimlik ve inanç siyaseti üzerinden bölünen, karşı karşıya getirilen yurt dışındaki Türkiyeli emekçiler, sahibi oldukları özgün sorunların Türkiye ile ilgili kısmının çözümüne, tam da EMEP’in bildirgesinde yer alan demokratik ve eşitlikçi bir toplum ve devlet aygıtıyla kavuşacaktır.

Dolayısıyla yurt dışında yaşayan, egemen ve istismarcı siyasetin boyunduruğu altın alınmaya çalışılan Türkiye kökenli emekçilerin aydınlatılması ve bu etki alanının dışına çıkarılarak kazanılması son derece önem kazanmıştır. Mevcut siyasi koşulların böyle bir çalışmanın yürütülmesinin olanaklarını da güçlendiren bir etki yarattığı söylenebilir. Geçmişte faklı burjuva partilerin tabanında yer almış ya da oy vermiş Türkiye kökenli emekçilerin bir kısmının, AKP’nin ve onun kurucu CEO’su eliyle inşa etmeye çalıştığı diktatörlük karşısında bir arayış ve sorgulama süreci içerisinde olduğunun verileri oldukça güçlüdür. Yönünü gerçek bir demokrasi ihtiyacına cevap verecek siyasi tutuma doğru çevirmeye eğilimli bu kesimlerin kazanılması ise, daha ciddi ve canlı bir çabayı ve örgütlenmeyi gerektirmektedir.

Seçimler vesile edilerek, ama onunla sınırlı kalmadan her kapı çalınmalı, Türkiye’de verilen özgürlük, demokrasi ve gerçek kurtuluş mücadelesi anlatılmalı, destek istenmeli ama aynı zamanda yaşadığımız ülkenin sorunları ile de bağlantısı kurulup, etnik kimlik ve inanç farklılıklarından bağımsız olarak bölünmüş emekçi cephesinin sağlamlaştırılması ve ortak talepler etrafında birleşilmesi  sağlanmalı, ülke dışından ihraç edilen kışkırtıcı politikalar teşhir edilmelidir. Yaşadığımız ülkenin emek ile sermaye arasında süren mücadelesine daha ilerden katılmanın koşullarından birinin de, Türkiye’den devralınan etnik kimlik ve inanç vb. gibi sorunların ortadan  kalkmasıyla mümkün olabileceğini görmeli, demokratik bir devlet aygıtı inşası talebine, burada yaşayan Türkiyeli halkları kazanmalı ve ona göre çalışmalıyız. Bizim bu başarımız, ülkedeki mücadelenin başarısına da önemli katkılar sağlayacaktır. Şimdi kolları sıvama zamanı!