Haydar Sancar- Liberal saldırılar ve mücadele

bild_span12

22 Eylül oylamasından sonra ellerini ovuşturan liberaller ve destekçileri kendilerince atağa kalkmanın olanağını yakaladılar. Uzunca bir süredir uğraştıkları bir meseleydi, iş yasasının, hele hele hizmet sektörünü kapsayan düzenlemelerin, günlük hayata ‘adapte edilmesi’ . İş yerlerinin açılış sürelerinin uzatılmasıyla başladı. Nasıl olsa esnek çalışma yaygınlaşmıştı ve çalışanların her saat ihtiyacını karşılayabilme olanaklarına ihtiyacı vardı. İş yerlerinin açılış sürelerinin uzatılması talebiyle başladı girişimler. Fakat, Zürih, Luzern, Neuchatel gibi kantonlarda yapılan oylamalarda bu girişim sonuç vermedi. Başını FDP’li milletvekillerinin çektiği bir ekip çekmecelerden B planını çıkarıp masaya sürdü. Plan, benzin istasyonlarının açılış süreleri ve raflarda satabildiği tüketim maddelerinin türleri ile ilgili görünse de, esas amacın, iş yasasında boşluklar yaratarak, yasal engelleri delmek olduğu bilinmekteydi. Parlamentoda kabul edilen tasarı, geniş bir ittifak ile toplanan imzalarla halk oylamamasına götürüldü ve sonuçta oylamada kazanan liberal cephe oldu.

Her yol deneniyor

Neden ve sonuç ilişkisine girmeden önce yanıtlanması gereken birkaç soru var. Liberal ittifakın son bir yıl içinde hizmet sektörünü hedefe alan bu tutumu neden ısrarlı bir biçimde sürüyor?  Bakıldığında iki etmen görmek mümkün: birincisi çalışan nüfusun giderek hizmet sektörü merkezli bir yoğunlaşma yaşaması ikincisi, hizmet sektörünün örgütlülüğün en düşük olduğu sektör olmasıdır. Birinci etkene bağlı olarak şöyle bir tablo çizilebilinir; sanayi  ve kısmen de montaj ürünleri üreten  sektörün, üretim merkezlerini emeğin ucuz olduğu ülkelere doğru kaydırması, yığın halinde işten çıkarmaları beraberinde getirmiş, başta bu sektörde bulunun genç nüfusun, hizmet ve büro sektörüne doğru yönelmesini sağlamıştır. Bir taraftan, işlerini kaybedenler, çalışırken sahip olduğu haklarla kıyaslandığında çok daha kötü koşullarda yeni iş sözleşmelerine imza atmakta ya da buna mecbur bırakılmakta, diğer taraftan da yığılmanın olduğu sektörde diğer işçiler üzerinde baskı ve rekabet unsuru olarak kullanılmaktadır. Bu sektörde bulunan bazı firmalar kimi zaman belirli katmanlardan işçi alımına gitmekte ve sömürü cenderesini iyice sıkmaktadır. Örneğin;  Glarus Kantonu’nda bulunan farklı sanayilere plastik parçalar üreten Kunststoff Schwanden, fabrikası çalışanlarını daha çok eşleri çalışan ve yakın bölgede ikamet kadın emekçilerden seçmekte, %100 çalışan işçilere aylık ortalama 2700 Frank para vermektedir. Benzer başka örnekler de verilebilinir.

Bu saldırı planları neye işaret ediyor?

Bu tür örneklerin işaret ettiği yön şudur; uzunca bir süredir, bağırtılarını duyduğumuz sanayi sermayesinin ‘ ücretler yüksek, rekabet edemiyoruz’ serzenişleri ve yoksa fabrikaya kilit vururuz tehditleri, pratikte uygulama alanı bulmakta, ayrı gibi görünen sektörler arasında ortak bir saldırı planının varlığına işaret etmektedir. Sanayide, emek istihdamında yaşanan daralma doğaldır ki emek arzının diğer sektörlere doğru akışını hızlandırmakta ve bu sektörlerde yığılmayı arttırmaktadır. İkinci etmene bağlı olarak ;yığılmanın yaşandığı sektörler örgütsüz ve hak kazanımları sınırlı olan sektörler olunca da sermaye tarafından daha kolayca hedefe konulmakta, ve yine sermayenin isteği doğrultusunda biçimlendirilmektedir. Ve bu biçimlendirmenin içeriği olan; hak gaspları, esnek çalışma, 7 gün 24 saat çalışmaya hazır olma gibi temel saldırlar, nispeten daha örgütlü haklarını kısmi de olsa koruma altına almış diğer sektörlere yönelik sosyal saldırıların da sıçrama noktası olarak görev görmektedir.

Oylama öncesi bu tablo aşağı yukarı,  işçi örgütleri ve diğer ittifak güçleri tarafından bilinmesine,  yukarıda vurgulanan, değişik kantonlarda halkın aldığı karşı tutumun pozitif havasının varlığına rağmen yasanın kabul edilmesi engellenememiştir. Kaldı ki haberini ve ayrıntılarını sayfalarımızda okuyacağınız, Oylama öncesi, yani 21 Eylül’de Bern’de merkezinde bununla ilişkili taleplerin de yer aldığı bir gösteri düzenlenmiş olmasına rağmen, durumdan emekçiler lehine faydalanılamamıştır. Burada neden? Sorusu önem taşımamaktadır. Başta sendikal çevreler olmak üzere, oylama için oluşturulan ittifak güçleri, yasanın halk nazarında teşhirini yeterince anlaşılır bir biçimde gerçekleştirememiş,  liberalizme demir atmış sermayenin  ve çevrelerinin, bunların medyadaki uzantılarının propagandası etkili olmuştur.

Propaganda ve teşhir materyalleri açık ve anlaşılır olmalıdır!

Bu propagandanın içeriğini ve güreşilecek minderi, sermaye güçleri belirlemiş, sendikal çevreler bu minderin dışına taşamamıştır. Örneğin, bireysel özgürlülükler, rasyonel davranan, sağlıklı düşünen, ‘modern’ yaşamın gereklerini yerine getiren insan tiplemesi üzerinden sürdürülen kampanya, yasalarla belirlenmiş ‘mantıksızlıkların’ kişiler lehine ortadan kaldırılması olarak lanse edilmiş, Amerikan tarzı yaşam biçiminin öğeleri öne çıkarılarak, serbest hareket etme ve istediğini istediği zaman elde etme vurgusuna dönüştürülmüştür. Liberalizmin bireysel özgürlükler ve rasyonalite üzerinden giriştiği bu kampanya, karşı kampanyanın da cılızlığı dikkate alındığında etkili olmuştur.  24 Saat çalışmaya karşı oluşturulan ittifakın  kullandığı propaganda afişleri anlaşılması zor görselliklerle sınırlı kalmış ( deyim yerindeyse dediğim pek de anlaşılmasın da karar kılınmıştır), seçilen argümanlar yüzeysellikten öteye geçememiştir.  Sorun; halk kesimlerinin bilincini ilerleterek, karşı propagandayı  ve saldırıyı etkisiz hale getirmek olduğunda,  bu kesimlerle kurulacak ilişkinin istikrarı ve yoğunluğu önem taşımakta, herkesin anlayacağı bir tarzda çalışmanın sürdürülmesi  ve bu çalışmanın en geniş kesimleri hedeflemesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında Benzer sorunun  1:12  İnisiyatifinin oylamasında yaşanacağını şimdiden söylemek mümkün olmaktadır. Afişlerde hamburgerlerle anlatılmaya çalışılan gelir dağılımındaki eşitsizlik, daha çok anlaşılmaz olmakta ve kafa karıştırmaktadır. Bu konuda sermaye çevrelerinin ve yöneticilerinin öne çıkan argümanına bakılırsa fark ortaya çıkacaktır: liberal takım, şirket CEO larının aldığı prim, maaş ve yan ödemeleri hiç gündem yapmadan, inisiyatifin kabul edilmesi halinde İsviçre futbol sisteminin çökeceğini, futbol kulüplerinin artık oyuncu transfer edemeyeceğini, ücret oranlarına sınır getiren 1:12 sisteminin bunun önünde engel olacağını propagandasını yaymaktadır. Liberal kurnazlık ve aldatmaca söz konusu olduğunda, emekçiler için emek örgütlerinin teşhir faaliyetinin ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Neticede bu saldırı son olmayacaktır. Sermaye sözcüleri yeni hedeflerini ilan ettiler bile; iş yerlerinin daha uzun süreyle açık kalmasını İsviçre bazında sağlamak amaçlı değişiklik önergeleri , federal meclisin gündemine alındı. Arkasından başka saldırı planlarının piyasaya sürülmek üzere bekletildiği de açık. Açık olan başka bir durum ise, sendikal örgütler başta olmak üzere,  emek örgütlerinin bu tutum ve anlayışıyla bu saldırıların püskürtülmesinin çok zor olduğudur. Emekçiler lehine kazanımların sağlanması, sendikaların geleceğinin belirlenmesinde çok önemli rol oynamakta ve mücadelede buna göre konumlanmayı zorunlu kılmaktadır. Böyle olup olmayacağını ise hep birlikte göreceğiz.