Haydar Sancar- Kazanımlar örgütlü mücadeleye bağlı

KOF tarafından açıklanan veriler, 2018 yılında İsviçre ekonomisinin %2,5 oranında büyüyeceği ön görülerine daha da netlik  kazandırıyor. Hizmet, turizm, elektro-metal, saat işkollarında da geçen dönemde yaşanan nispi daralmanın da giderilmiş olacağı değerlendirilmeleri yapılıyor. Milli gelir artıyor ve İsviçre merkezli uluslar arası tekeller pazar paylarını arttırarak dünya sıralamasının üst basamaklarında yer almaya devam ediyorlar. 8 İsviçre menşeli tekel, dünyanın en kârlı 100 tekeli arasında yer alıyor. Hammadde ve materyal ticaretinde kendisi bu varlıklara sahip olmamasına rağmen, bu malların edinilmesi ve diğer bağımlı ülkelerin kaynaklarının yağmalanmak suretiyle satılmasıyla yine bu pazarın önde gelen tekellerinin merkezi durumunda. Glencore International AG, 156 milyar, Vitol SA 155 milyar, Cargill International SA 109 milyar Franklık cirolarıyla bu yağmanın başını çekiyorlar.

Peki kâr patlamaları yapan ve giderek de merkezileşen bu tekellerin emekçileri, milli geliri %2,5 büyüyecek olan ülkenin, bu büyümenin esas kaynağı emekçi sınıfları bu kârdan ve büyümeden nasıl pay almaktadırlar?

Merkezi İsviçre olmakla beraber bu tekellerin dünyanın farklı ülkelerinde bulunan üretim ve koordinasyon yerlerinde 10 binlerce işçi çalışmakta, emekleri bu tekeller tarafından sömürülmektedir. Geçtiğimiz yıl içerisinde  ABB, Glencore, Novartis, Sygenta tekelleri, yüzlerce çalışanını kapı dışarı etmiş, rasyonalizasyon adı altında güttüğü kâr hırsına paralel, emek güçlerini sömürdüğü işçileri sokağa atmaktan imtina etmemişlerdir. Avrupa’nın en liberal iş yasasına sahip olan İsviçre’de yönetim erkinin sermayenin her türlü isteğini yenileme ve hukuksal kılıfa uydurma ve uygulamaya koyma mekanizması olarak davranan parlamento ve bakanlar kurulu ise bu tablonun yaratılmasında rollerini gayet iyi oynamışlardır. Hem ülke ekonomisi büyümekte hem de kârlarını arttıran büyük tekellerin yönetici kadroları ceplerini doldurmakta bu kârın kaynağı emekçi yığınlar ya karın tokluğuna çalıştırılmakta ya da kapı dışarı edilmektedir. İşçilere verilen komik ücret artışları, artan fiyatlarla zaten yutulmakta, reel alım gücünde kayba dönüşmektedir.

12

Kötü çalışma koşulları, artan iş baskısı, taşeronlaştırma, kârlılık oranını arttırmaya bağlı olmak üzere işçi sınıfı ve emek cephesine yönelmiş her saldırı biçimine karşı kuşkusuz emekçi yığınlar da mücadele içerisinde oldular. Öncesi de dâhil olmak üzere yapılan eylem ve grevlerde artış söz konusuydu. Bu artış 1980’li yıllarla kıyaslandığında 25 kat daha fazlaydı. 1995-2016 yılları arasında gerçekleşen direnişlere bakıldığında yılda ortalama 6 grev yapılmış her bin işçiden 2 işçi bu grevlere katılmıştır. Unia sendikası verilerine göre 2000-2016 yılları arasında yapılan grevlere toplam 140 bin 277 işçi katılmış, sınıflar arası mücadelede var olan olanaklarıyla sermayenin saldırılarına karşı direniş göstermeye çalışmış ve yer yer kazanımlar elde etmiştir.

9

2017 yılından devam ederek gelen saldırı ve mücadele ikilemi, 2018 için de aynı verileri esas almaktadır. 2018 yılında bitecek olan metal-elektro-motor sanayisi ve inşaat işçilerini kapsayan toplu iş sözleşmeleri görüşmeleri ve sektör çalışanlarının talepleri öne çıkarken, bu sektörlerin patronları yürürlükteki sözleşme içeriğine yönelmiş saldırı planlarıyla, işçi sınıfının kazanılmış haklarına pervasız bir saldırının işaretini vererek, buradan elde edecekleri başarıya bağlı olarak, işçi sınıfı ve sömürülen katmanlar karşısında daha güçlü bir pozisyonu hedeflemektedirler. Hedef tahtasında ise inşaat sektöründe emeklilik yaşının yükseltilmesi ve haftalık çalışma süresinin 50 saate çıkarılması, ücretlerin düşürülmesi en üstte yer almaktadır.

 

Bu hedefin ne derece tutacağı ise mücadelenin sorunudur. Bu açıdan işçi sınıfını saldırılara karşı daha uyanık hale getirerek hak ve kazanımlarına karşı mücadeleye çekmek için yaklaşan 1 Mayıs bir fırsat olarak değerlendirilmeli, özellikle TİS’lerin görüşüldüğü sektörlerin işçilerinin güçlü katılımı için özel çaba sarf edilmelidir.

Emekçi yığınların mücadelenin ön saflarına çekilip örgütlülüğü sağlamlaştırılmadığı takdirde burjuvazinin, saldırılarının kapsamını daha da genişleteceği kuşkusuzdur. Emekçi yığınların artan mili gelirden daha çok pay almasının, yarattıkları değere el koyanlardan alacakları payın arttırılmasının yolu da bu mücadeleden geçmektedir. Bu mücadele duygusuyla 1 Mayıs kutlamalarına katılıp, birlik mücadele ve dayanışmamızı güçlendirelim.

8

10

11