Haydar Sancar- Herkese temel gelir! Ama nasıl?

13

5 Haziran’da halkoyuna sunulacak herkese koşulsuz temel gelir inisiyatifi, İsviçre halkına ve kamuoyuna yabancı bir tartışma değil. Şöyle bir geriye gidilip bakıldığında; 90’lı yılların başında yaşanan iktisadi dalgalanmaların ve artan işsizlik oranlarının ve sosyal destek/yardım fonlarında ki mevcut boşlukların neticesinde tartışılarak bir proje olarak gündeme geldiği görülüyor. 2010 yılında ise yeniden tartışılmaya başlanan bir konu oldu. 2012’yılının Nisan ayına kadar toplanan imzalarla, Haziran ayında halk oylamasına sunulacak inisiyatif; yetişkin herkese ihtiyacı ve çalışıp çalışmamasından bağımsız olmak üzere bir gelirin konfederasyon tarafından ödenmesini yasal zorunluluk haline getirip, bu gelirin; tüm halkın, insan onuruna yaraşır varlığını olanaklı kılıp, kamusal yaşama dahil olmasını sağlamasını, bunun finansmanının ve sınırının da yine bu yasa tarafından belirlenmesini talep ediyor. Dillendirilen gelir ise yetişkinler için 2200-2500 Frank çocuklar için ise 625 Frank. Yani bu para çalışsın çalışmasın ikametgâhı İsviçre olan herkese veriliyor olacak.

‘Proje’ halka dayanmıyor

Bu ‘projenin’ rejisinde halktan çok, içerisinde işverenlerin, bazı ekonomi profesörlerinin ve kilise papazlarının yer aldığı bir girişimci komitesi var. Tartışma kamuoyuna inisiyatif biçiminde yeni yansısa da, üniversitelerde daha öncesinde çeşitli akımlar tarafından gündeme getirilerek tartışılmış. İdealist bir yaklaşımla ele alınan temel gelir talebinin inisiyatife konu olan kökleri, anthroposophy (Rudolf Steiner) akımına dayanan çevrelere iniyor.(Ancak burada homojen bir birlik yok, İsviçre’de ki Steinercilerin bir kısmı temel gelir talebine eleştirel yaklaşıyorlar) Yine 2010 yılında başarısız kalmış bir imza girişimi var. İnisiyatif metnine bakıldığında kulağa hoş gelen bir albenisi var. Bu yüzden de yanıltıcı olabiliyor. Herkese, devlet tarafından karşılıksız gelir sağlanması, halkın sosyal yaşama daha çok katılmasına yarayacak zamanının olması gibi…

Cevap net değil

Ancak oylamadan geçmesi halinde kime hizmet edeceğinin net biçimde anlaşılması bazı verilere bakmakla mümkün olabilir. İsviçre’de yürürlükte olan bir sosyal sistem var ve koşulsuz temel gelir tezi ve inisiyatifi en basit kıyaslama yöntemi ile değerlendirildiğinde bile olumlu bir sonuca varılmasının koşulu şu olur; temel gelirin var olan ‘sosyal’ sistemden daha ‘sosyal’ bir sistem sağlıyor olması gerekir ki halka daha doğrusu, düşük gelirli halk kesimlerine hizmet edecek bir uygulama olabilsin. Ancak mevcut durumda bunu netlikle söylemek pek mümkün görünmüyor. İsviçre’de asgari geçim standardının 4000 Fr. Olarak kabul edildiği ön görüldüğünde; işsiz kalmış, ya da emekli olmuş emekçilerin bu parayla geçinmesi olanaksız, çükü başka yardım yok. Kabul edilerek uygulamaya koyulması halinde diğer bütün sosyal ödenekler; sosyal yardım, tamamlayıcı ödenekler (Eränzungsleistung), işsizlik parası gibi..kaldırılmış olacak.

Şuana kadarki tartışmaların ağırlığı daha çok akademik ve bürokratik. Tabana inmiş bir tartışma söz konusu değil. Ancak oylamaya yaklaşıldığı şu günlerde bu tartışmanın da ivme kazanacağı kesin. Bakanlar kurulu bu inisiyatife karşı çıkıyor, yine sendika çevreleri içerisinde destek verenler olduğu gibi İsviçre Sendikalar Birliği gibi karşı çıkanlarda var. Keza bazı ‘sol’ çevreler de bu talebi destekliyorlar. Ama henüz kamuoyuna tüm çevrelerin genel tutumunu yansıtacak nitelikte bir duruş ve propaganda yansımış değil. Bu İsviçre’de yaklaşık her 3 ayda bir oylama yapılması ile de ilgili bir durum. Zaman daraldıkça hız da artacak.

2 boyutu var bu tartışmaların. Birincisi sosyal kazanımların yetersiz olduğu, emekçilerin ve halk yığınlarının yoksullukla, işsizlikle boğuştuğu ülkelerde, ekonomik iyileştirmeler ve kazanımlar için talep edilen yönüdür. Bu yön sırf çalışmadan para kazanmak olarak görülmeden, ama kapitalist üretimin tam istihdamı doğası gereği hiçbir zaman sağlayamayacağı bilinerek, ileri sürülen bir yön olmak zorundadır. Ancak yoksulluğa çözüm olup olmayacağı; içeriği bir yönüyle belirleyici olmakla beraber, daha çok meta ekonomisinde, artı değerin sınıflar arası güç dengelerindeki duruma bağlı olarak dağılması geçeğinde yatar.

İkincisi ise evet, kriz devreleri kısalan, süreleri uzayan, işsizlik oranları da buna bağlı olarak dalgalanan, kapitalizmin merhem arayışlarının da etkisinin olduğudur. İç talebi canlı tutarak dolaşım dalgalanmalarını engellemek üzere bu yönlü arayışları devam ettirdiği bilinmektedir. İsviçre gibi sosyal yönden nispeten gelişkin olan ülkelerde (ki bu sosyallik kırpıla kırpıla kuşa çevrilmekte ve kazanılmış haklar üzerindeki baskılar giderek artmaktadır) temel gelir formülasyonunun bu biçimiyle uygulanabilirliği sorunlu yönler taşımaktadır. Örneğin; halka dağıtılacak bu gelirin kaynağı, sermayenin ya da mülklülerin vergilendirilmesi ya da transfer ödemeleriyle elde edilmemekte, daha çok katma değer vergisi üzerinde finanse edilmesi muhtemel görünmektedir.

Keza geliri geçimine yetmeyecek, özellikle emekli halk kesimlerinin, ‘mini işler’ olarak adlandırılacak sektöre ucuz emek gücü olarak sürülmesinin önünü açacaktır. Çünkü diğer bütün sosyal hizmetlerin üstü çizilmiş olacaktır. Bir diğeri ise; hiçbir güvenceye sahip olmayan yıllarca İsviçre’de çalışmış göçmen emekçilerin ülkeden ayrılırken birlikte taşıyacağı hiçbir sosyal hakkının olmayacağı gerçeğidir. Bu İsviçre’yi terk ederek başka ülkelere göç eden yerli halk için de geçerlidir. Dolayısıyla herkese temel gelir talebinin halkın, emekçilerin ihtiyacına cevap veren bir talep olması, projelerle üretilen ekonomi modelleri olmaktan çok, örgütlü bir mücadelenin garanti altına aldığı kazanım olması ile ilgilidir.