Haydar Sancar- Halk neye hayır dedi?

Capture

5 Haziran’da oylanan; herkese koşulsuz temel gelir inisiyatifi, öncesinde kısmen olsa da, sonrasında dünya basının ilgisini çekti. Kimine göre İsviçre’ye komünizm geliyor, kimine göre ise tembellik ödüllendiriliyordu. Çünkü oylama, birçoğuna tuhaf gelmişti. Nitekim habere atılan başlıklar, kullanılan vurgular bu tuhaflığı yansıtır nitelikteydi. Çünkü halk, devlet tarafından karşılıksız, daha da kısadan ifade edilirse bedavadan para verilmesini %78’lik bir oranla ret etmişti.

Kısa aralıklarla süreleri uzayan ekonomik krizlerin, ‘sosyalleşmiş’ kapitalizm arayışlarının, gelir dağılımındaki makasın daha çok açılmasının yarattığı/yaratacağı sosyal hareketlerin karşısında, orta bir yere yerleşmeye çalışan, yarı liberal ‘halkçı’ bir eğilim olarak ortaya çıkan bu proje esasında 90’lı yılların başında yaşanan iktisadi dalgalanmaların ve artan işsizlik oranlarının ve sosyal destek/yardım fonlarında ki mevcut boşlukların neticesinde gündeme gelen bir proje. 2010 yılında ise yeniden tartışılmaya başlanan bir konu oldu. 2012’yılının Nisan ayına kadar toplanan imzalarla da, halkoyuna sunuldu. Halkoyuna sunulan inisiyatif; İsviçre’de yaşayan yetişkin herkese çalışıp çalışmamasından bağımsız olmak üzere bir gelirin konfederasyon tarafından ödenmesini yasal zorunluluk haline getirip, bu gelirin; tüm halkın, insan onuruna yaraşır varlığını olanaklı kılıp, kamusal yaşama dahil olmasını sağlamasını, bunun finansmanının ve sınırının da yine bu yasa tarafından belirlenmesini talep ediyor. Dillendirilen gelir ise yetişkinler için 2200-2500 Frank çocuklar için ise 625 franktı. Yani bu para çalışsın çalışmasın ikametgâhı İsviçre olan herkese veriliyor olacaktı.

Bu ‘projenin’ arkasında halkın talep ve çıkarlarının merkezinde bulunduğu, halkın kendisinin bizzat içerisinde yer aldığı örgütlülükten çok, ekonomiyi bir matematiksel model denklemine indirgeyen, toplumdaki her bireyi, tüketim eğrileri düzleminde, marjinal çıkarlarını mutlak düzeyde maksimum tutmaya çalışan ekonomi objeleri olarak gören burjuva iktisatçıların yansıra yanı sıra, anthroposophy (Rudolf Steiner) akımından etkilenen çevreler bulunuyordu. İnisiyatif metninin kulağa hoş gelen bir albenisi de vardı; Herkese, devlet tarafından karşılıksız gelir sağ- lanması, halkın sosyal yaşama daha çok katılmasına yarayacak zamanının olması gibi…Hatta ve hatta inisiyatif sözcüleri merkezi tren garlarında bulunan yolculara sembolik olarak dağıttıkları paralarla inisiyatife oy toplayamaya çağırıyordu. Ancak olmadı. Beklenildiği gibi inisiyatif kabul edilmedi.

Burjuva iktisadın azgın liberal sözcülerine göre, bu bir zaferdi. Zaten bu çevreler, inisiyatifte ifade edilen cümleleri fazlaca sosyalist buluyorlardı. Oylamanın sonucundan hareketle vardıkları durak ise halkın sosyalizmle arasına koyduğu ‘mesafe’nin tespiti oluyordu. SP’nin bazı kesimlerinin inisiyatifi desteklemesini de fırsat bilerek tabi. Oysa karşı karşıya gelenler azgın liberallerle, ‘sosyal’ kapitalizm akımının son kuşak temsilcileriydi. Sorun böyle olunca da halkın neye hayır dediği sorusu da nispeten cevap kazanmış oluyor. Yani propagandasının yapıldığı üzere, halk daha iyi yaşam koşullarına ve daha iyi gelir düzeyine hayır demiş değil. Çünkü önerilen sistem var olan sosyal sistemin açıklarını kapatacak, daha iyi bir sistem sunacağı yerde, kendisi birçok boş- luk ve belirsizlikle doluydu. Temel gelir sistemine göre; çalışanların aldıkları ücretlerden, temel gelir olarak tespit edilen miktar örneğin 2500 Fr. Kesilecek, kesilen miktar yine temel gelir olarak çalışanın kendisine ödenecek yani değişen bir şey olmayacak. Bu denklem, aylık geliri 2500 frankın üzerinde olan herkesi kapsayacak bir formül içeriyor.

Aylık geliri 2500 frankın altında olanlar için ise transfer ödemeleri ile seviye 2500 franka çekilecek, çalışmayan ve hiçbir geliri olmayan için ise ödenecek para 2500 Fr. Olacaktı. Bu uygulama ise diğer taraftan işsizlik sigortası, emeklilik fonu, tamamlayıcı hizmetler ödeneği gibi sosyal fonların da tasfiyesini gerektiriyordu. Ancak temel gelir sisteminin finansmanının nasıl sağlanacağı ise, ayrı bir problem olarak ortada duruyordu. Örneğin kapitalist işletmelerden, ya da geliri yüksek olanlardan ek vergi alınarak ihtiyaç duyulan fonun sağlanması yerine tüketim vergilerinin arttırılması bizzat yükü yine emekçilere bindirilecek ek katma değer vergilerine dayanıyordu. Bir diğeri ise; hiçbir güvenceye sahip olmayan yıllarca İsviçre’de çalışmış göçmen emekçilerin ülkeden ayrılırken birlikte taşıyacağı hiçbir sosyal hakkının olmayacağı gerçeğiydi. Bu İsviçre’yi terk ederek başka ülkelere göç eden yerli halk için de geçerlidir. Tek kıstas İsviçre’de yaşanıyor olmasıdır. Benzer belirsizlikler ve boşluklar çoğaltılabilinir.

Ancak işin özü kısaca şuydu: bir ekonomik obje olarak bireylerin, gelirlerini maksimum tutacakları, dolayısıyla da garantilenmiş bir gelir eğrisinden ( çalışmayan dolayısıyla da çalışmaya bağlı geliri olmayan bireylerin sosyal ödemelerle elde ettikleri geliri temsil eden matematiksel eğri), edinecekleri faydanın( çalışarak kazanacakları ek gelir ile) ve dolayısıyla da satın alacakları metaların sayısının arttığı tüketim eğrilerine geçeceklerini bu vesileyle de iç pazarın daha da canlandırılacağını savunan sosyalleşmiş kapitalizmi savunan teorinin oylanmasıydı gerçekleşen. Aristokratça yürütülen tartışmalar ise geniş halk kesimlerinin çok uzağındaydı.

Ne inisiyatifin sözcüleri seslerini çıkarabildiler nede liberal karşı propaganda bilinen saldırgan tonundaydı bu oylamada. Sesiz sedasız geçen oylamanın sadece sonuçlarının yarattığı gölge büyük oldu. Neticede yoksullaşan halkın, daha iyi bir sosyal sisteme sahip olma talebi ise güncelliğini yitirmiş değil. Kazanılması ise örgütlü ve bilinçli bir mücadeleyi gerekli kılıyor.