Haydar Sancar- Barış mücadelesinin artan önemi

10

Modern revizyonizmin çöküşü, Doğu Bloku’nun dağılmasıyla birlikte, liberalizmin ekonomik ve toplumsal yaşam alanında tam zaferini ilan eden Fukuyama, dünya tarihinin varabileceği son adres olarak ta liberalizmi işaret ediyordu.  Ona göre mutlak huzur ve refaha ‘komünizm’ alt edildikten varılmıştı, yoksulluk, açlık, işsizlik liberalizmin çözmek için çabaladığı doğal ve sınırlı sorunlar olarak var olmaktaydı. Fukuyama’nın bu tezi karşısında yine burjuva kamptan yükselen itirazlar arasında, tarihin son bulmadığı;’Medeniyetlerin Çatışması’ile devam ettiği savıyla ortaya çıkan Huntigton, 11 Eylül saldırılarını da bu tezin ‘doğrulanmasının’ verisi sayıyordu.

Farklı zaman dilimlerinde farklı olay ve olgulara dayandığı izlenimi veren ve bir birine itiraz eder nitelikte zıt görünün bu tezler, aslında sınıf mücadelesinin reddi üstüne kurulu, sınıfsız sömürüsüz bir dünya mücadelesinin boşuna olduğunun, sınıflar arası bir karşıtlığın olmadığı iddiasının farklı cephelerden açılan kapılarına gidişi işaret ediyordu.

O zamandan bu yana iddia edildiği gibi ne tarihin sonu geldi, ne de liberalizm insanlığın refahını inşa etti. Tarihin sonunun olmadığının işareti medeniyetler çatışmasında da yatmıyordu. Bir bakıma medeniyetler çatışmasının mutfağını, ABD öncülüğünde diğer batılı emperyalistler, ana kara üzerinde, Afganistan’dan Orta Doğu’ya Orta ve Kuzey Afrika kısımlarındaki ülkelere müdahalenin direkt ve endirekt aracı haline getirilerek kullandı. Refahın artması bir yana, liberalizmin en kaşar savunucuları ve sözcüleri, dünya genelinde artan azgın sömürü koşulları, kamplaşma ve derinleşen çelişkiler karşısında daha insancıl, ıslah edilmiş bir kapitalist modelden bahsetme gereği duyar oldular.

Artan bölgesel savaşlar, kışkırtma ve müdahaleler, tekelci kapitalizmin pazarı ve hâkimiyeti elde etme salvoları emekçi yığınlara ve ezilen halklara kan kustururken, sırf Suriye savaşının başladığı günden buyana farklı rakamlar açıklansa da 400.000’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, yine 2017 yılı içerisinde dünya genelinde 160 bin kişinin yine savaş ve çatışma bölgelerinde öldüğü açıklanan rakamlar arasında. Milyonlarcası ise ülkesini terk etmek zorunda kalırken, göç yollarında bir kısmı ölüyor, hayatta kalmayı başarabilenler, ağır yaşam koşullarına maruz kalır durumdalar.

Yani emperyalizm, daha fazla kâr ve hâkimiyet alanı için, içeride ve dışarıda saldırganlaşan bir politik hatta ilerlemeye devam etmekte, emperyalistler arası sivrilen çelişkiler, daha kanlı hesaplaşmaların zeminini güçlendirir hale getirmektedir.

Dolayısıyla dünya genelinde barış talebinin savunulması ve öne çıkarılması daha da ivedi hale gelmiş durumdadır. İsviçre’de de bu talep, federal parlamentonun savaş malzemeleri ve silah satışının çerçevesini belirleyen yasayı daha yumuşatması girişimi ile güncellik kazanmış, silah tekellerinin, çatışmaların olduğu bölgelere, satış gerçekleştirmek üzere giriştiği lobi faaliyeti etkisini göstermiştir.

İsviçre, dünya genelinde 72 ülkeye yıllık 450 milyon Franklık silah satışı gerçekleştiriyor. Yürürlükteki yasaya göre çatışmalı bölgelere silah ve savaş malzemesi satışını yasaklıyor. Ancak bakanlar kurulu tarafından görüşülerek karara bağlanan, federal meclis ve kanton temsilcileri meclisi tarafından da desteklenen tasarıyla, çatışmalı bölgelere silah ve malzeme satışının, bunların çatışmalarda kullanılma ihtimaline bağlı hale getirilmesini ön görüyor. Yani karar mercileri bir sakınca görmez ise her türlü satış serbest hale gelmiş olacak. Tarafsızlık ilkesi de çatışan tarafların ikisine de malzeme satılması olarak yorumlanıp satışa devam edilecek. Zaten pastadan daha fazla pay isteyen İsviçre silah tekellerinin ürettiği silahlar ve savaş malzemeleri, satışın yasak olduğu bölgelerde ortaya çıkmış bunlar da basına yansımıştı. Hâlihazırda yasal olanakların genişletilmesi bu bölgelere silah satışının artmasını da beraberinde getirecektir.

Dolayısıyla dünyayı kana bulayan tekelci kapitalizm karşısında, barış talebini savunmak, silahlanmaya ayrılan bütçenin karşısına dikilmek, emperyalist müdahalelere karşı mücadele etmek üzere barış talebinin en geniş kitlelerin gündemine gelmesi önem kazanmakta, bu yöndeki mücadelenin güçlenmesini zorunlu kılmaktadır.