Haydar SANCAR- Adil ücret ve hak eşitliği

21

İsviçre Sendikalar Birliği, SGB’nin başlattığı asgari ücret inisiyatifi bir süreden beridir tartışılıyor. Hem emek örgütlerinin hem de farklı çevrelerden siyasi partilerin, sermaye temsilcilerinin taraf olduğu tartışmalar ya yıl sonunda ya da 2014 yılında yapılacak halk oylamasıyla karara bağlanacak. Bir taraftan Abzocker İnisiyatifi’nin Mart ayı içerisinde kabul edilmesi öte taraftan da üst tabaka yöneticilerinin aldıkları yüksek ücret ve primlerin basında şu aralar sıkça yer bulması, genel olarak halk arasında adil ücret tartışmalarının da genişlemesinin önünü açmış oldu. Bununla beraber ücretli emekçiler ile üst tabaka yöneticiler arasında giderek artan gelir uçurumunun da çeşitli eylem ve etkinliklerle gündeme taşınması, kuşkusuz halk kesimleri içerisinde belirli bir tepkinin oluşmasını, ‘adil dağılım’ gibi bazı taleplerin gündelik yaşamda daha sıkça yer almasını sağlar nitelikte bir söylemin yer edinmesinin araçlarından biri oldu. Ve bu sürecin, yaz  dönemi biraz hız kesse de, tatil sonrası ivme kazanacağını ya da kazanması gerektiğini, her şeyden önce bunu, bizzat emek örgütlerinin yapması gerektiğini vurgulamak gerekir.

Çalışmalar dar sınırlı

Ancak bu güne kadar yürütülen çalışmaların bu ihtiyacı kapatacak derecede bir genişliğe sahip olmadığı da ayrı bir gerçek. Neticede halk içerisinde oluşan sempatinin örgütlenmesi de tutarlı bir hareket tarzını gerektirmektedir. Zira hem adil ücret talebinin örgütlenmesi hem de bu talebin uygulanabilirliğini sağlayacak, bu talebe bağlı başka koşulların da tutarlı bir tarzda ele alınması bir zorunluluk olmaktadır. Bağlı koşul olarak görülen ama esasında merkezde olan somut olgulardan biri göçmenlerdir. Çünkü; gelir dağılımından en az payı alan onlardır. Bilinmektedir ki ücretlendirmede milliyet ve cinsiyet ayrımcı istismarcılık, aynı işin yürütümü sırasında ortaya çıkmakta, göçmen ve kadın emeği farklı ücretlendirilmektedir. Bir çok çevre tarafından bu olgu, kısmen göçmen emeğin uzmanlaşamaması, eğitim ve meslek durumu gibi kriterlerle açıklanmakta ve bu açıklama, kapitalist emek pazarı açısından bazı yönleriyle doğruluk ta taşımaktadır. Çünkü toplumsal yaşama sinmiş olan ayrımcı politikalar, yaşamın sosyal, siyasal, ekonomik alanlarındaki farklı yönlerinde etkili olmakta, eğitimden iş yaşamına kadar, hak ve fırsat eşitliğinden göçmenler ve ayrımcılığa maruz kalan öteki kesimler yararlanamamakta, sermayeye ucuz iş gücü potansiyeli olarak kalmaktadır.

Hak eşitliği talebi es geçilemez

Dolayısıyla adil bir ücret talep ederken, göçmenler başta olmak üzere, istismar ve ayrımcılığa maruz kalan farklı kesimlerin hak ve fırsat eşitliği gibi konulardaki talepleri gözetilip dikkate alınmadan, bu bölünmüşlüğü ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere eyleme girişilmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Doğaldır ki buna bağlı olarak bu durum, adil ücret talebinin hem toplumun geniş kesimlerinde nesnel olarak kendine yer bulması hem de pratik olarak uygulanmasını sağlayacak,  emeğin göçmen ya da yerli olarak ayrıştırılmasının koşullarını kaldırmaya yönelik mücadeleyi, tutarlı ve etkili bir biçimde sürdürme nasıl olacaktır? sorusunu da beraberinde getirmektedir. Burada dikkat çeken iki yön bulunmaktadır: birincisi; adil ücret talebinin ekonomik eksenli bir talep olarak öne çıkması, hak eşitliği talebinin siyasal karakter taşıması, ikincisi; bu iki ana talebin bir biriyle bütünleşecek bir şekilde ele alınmasının, siyasal hak eşitliği mücadelesinin de sınıfın ana gövdesi tarafından taşınacak şekilde örgütlenmesinin bir zorunluluk olmasıdır. Öte yandan özel bir durum olarak, İsviçre ile AB arasındaki anlaşmalar gereği serbest dolaşımla İsviçre’ye giren emek arzı, ülke içi göçmen emek arzı ve ücretlendirmesi üzerinde de baskı yaratmakta,  AB dışından gelen kesimin siyasal hak eşitliği talebini ilerletmek ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi de bu iki bileşene dahil olacak şekilde ele almak ivedilik taşımaktadır.

Bürokratizm etkili

Ancak bakıldığında, bu iki mücadele ekseninin, ve taleplerin  bu ivediliğe uygun şekillenmediği görülmektedir. Çünkü talepler ve gerekçeleri izah edilmeye çalışılırken, formül  kapitalist pazarın bozulmaması, sektörlerin ve sanayinin güçlenmesi gibi tipik bir burjuva liberalin de altına rahatlıkla imza atacağı bir denklem üzerine kurulmakta, emekçilerin güncel taleplerinin ajitasyonu, işçi ve emekçilerin kendisine yönelmemekte ve kullanılan dil daha çok parlamenter bir dil olmaktadır. Halbuki emek örgütlerine düşen görev, bu ilişkiyi doğru yerden yakalamak ve mücadelenin önemli bir unsuru haline getirmek olacakken, sendikalarda çöreklenen, hem parlamenter bürokrat, hem ‘sendikacı’ tiplerin etkisiyle, bir birlerine karşı siyasi şantaj malzemesine dönüşmekte, ayrımcılığa maruz kalanların  hak ve talepleri, emekçilerin kazanımlarını koruma ve ilerletme mücadelesi, yine aynı ellerde pazarlık unsuru olarak poker masasına yatırılmaktadır.

Tutarlı mücadele şart

Bütün bu değerlendirmeler şu sonuca işaret etmektedir; bu gün düşük ücretle çalışan emekçi nüfusun çoğunluğu, göçmen nüfustan oluşmaktadır ve adil ücret talebinin ilk elden etkileyeceği kesim bu kesimdir. Ancak göçmen nüfusun ayrımcı yasalarla yönetiliyor olması, yine bu kesimin sermayeye ucuz iş gücü piyasası olarak hizmet etmesinin yasal olanaklarını oluşturarak bir paradoksa dönüşmektedir. Dolayısıyla, adil ya da kısmen de olsa asgari ücret talebinin mücadele içinde kendine vücut bulmasının ve verilen mücadelenin olacaksa kazanımlarının tutarlı olmasını sağlayacak tutumun, adil ücret ve hak eşitliği taleplerinin birleştirilmesi, propaganda ve eylemlerin merkezinde bu iki talebin tutarlı bir biçimde savunusuna dayalı tutumunun olması gerektiği yalın bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun başarılması görevi de bizzat işçi ve emekçilerin birliğine ve birlikte mücadelesine düşmektedir. Ancak o zaman gerçek unsurlar, siyasal ve ekonomik talepleri için ortaklaşacak bir mevzi çabasına girebilecek ve emekçilerin tabanda bölünmesine karşı mücadele yürütülebilecektir. Emek örgütlerinin ve mücadeleci çevrelerin gerçek bir kazanım için izlemesi gerektiği yol da buradan geçmektedir. Çünkü tutarlı bir adil ücret talebi ancak ve ancak tutarlı bir hak eşitliği talebi ve mücadelesini zorunlu kılmaktadır.