Haydar Sancar- 28 Şubat ve sonrası

SVP‘nin içerisinde yer alan bir kesimde dahil olmak üzere, burjuva cephenin kendisi dahi 28. Şubat oylamasına konu olan ‘Durchsetzungsinitiative’ karşı kendiliğinden bir blok oluşturmuş durumda. Farklı gerekçelerle de olsa, kabul edilmesi halinde burjuva hukukun, ‘hukuk’ devletinin oltanın ucunda sallandırılacağı- nı düşünen bir hayli politik bilimci, akademisyen bulunuyor. Bu çerçevede ilk imzacı olarak 200 kültür ve sanat insanının, aydının halka yönelik acil çağrısıyla, bir kampanya başlatıldı (Bu yazı yazıldığında çağrıya imza atanların sayısı 38 bine yaklaşmıştı.) İsviçreli aydınların barbarca bir inisiyatif olarak adlandırdıkları inisiyatifin ret edilmesi için yaptıkları çağrının diğer çağrılardan ayrı bir önemi bulunuyor. SVP’nin uzunca bir süredir halk oylamalarında takip ettiği çizgi, ırkçı ve faşist söylemlerle halkın geri bilincine dönük propagandasının yarattığı/yaratacağı etkisinin, bu eğilimi daha da örgütlü hale getirecek olmasıyla yol açacağı sonuçlar, SVP dışındaki tüm burjuva mihraklarda bir korku ve panik havası yaratmıştır. SVP kullandığı propaganda dili ve yöntemiyle tüm bu odaklar karşısında, halkın çıkarlarının ve hâkimiyetinin yegâne savunucusu olduğunu, kendisi karşısındaki bloğun halkın çıkarlarının düşmanı olduğunu ileri sürmekte, ırkçı-ayrımcı kafatasçı çizgisini halk nazarında ve halkın geri bilincine yaslanarak meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla sorun, halkoyuna sunulmuş bir inisiyatife verilecek evet ya da hayır oyundan öteye bir anlam taşımaktadır. SVP’nin yalana ve aldatmaya dayalı propagandası karşısında, İsviçreli aydınlar tarafından kaleme alınan çağrı bu yönüyle önemlidir ve sorunu ekonomi ya da uygulanamaz gören çevrelerin itiraz gerekçelerinden ayrılmaktadır.

Meselenin özü şudur; SVP kendi hâkimiyetini hem politikada, hem halk nazarında hem de diğer partiler üzerinde sağlama almaya çalışmakta bunu da halkın en geri bilincini ırkçı-kafatasçı hamurla yoğurarak elde etmeyi hedeflemektedir. Sonuçta direkt demokrasi olarak adlandırılan halk oylamaları, örgütlü gerici ve faşist odaklar için ‘halkı’ ‘halkın hâkimiyetini’ yaldızlayarak öne çıkardıkları gerici propaganda malzemesine dönüşmekte, bir güç olarak bu geri bilinci arkasına takmayı hedeflemektedir. Bu yönelimin hangi durakta duracağı da bellidir.

Dolayısıyla aydınların bu inisiyatifi insanlık dışı ve barbarca nitelemeleri, bu durağın hangi durak olacağına şimdiden vurgu yapmakta ve halkı bu konuda cepheden uyarmakta ve çağrı yapmaktadır. Halk kitlelerinin bilincinin aydınlatılmasına, toplumun diplerine doğru ırkçı zehrin akıtılmaya çalışılmasına karşı, sürdürülen bir mücadele var. Ama bu mücadelenin SVP ve türevlerinin giriştikleri saldırıları püskürtebilecek bir blok yarat(a)madığı ortada. 2000’li yılların başlarından itibaren halk oylamalarının seyrine ve sonuçlarına bakılırsa durum daha da anlaşılır olacaktır. Sığınmacılar yasasının sertleştirilmesiyle başlanan süreç, bugün daha çetin bir döneme girmiş, İsviçre’de yaşayan, burada doğup büyüyenler de dâhil tüm göçmenleri ve yapancı kökenlileri tehdit eder hale gelmiştir. İsviçre vatandaşlığına geçmiş yabancı kökenliler ‘şimdilik’ bu saldırı planının dışında kalsa da gelecek saldırıların da hedefi olacaktır.

Göçmenlerle ilgili sosyal, siyasal ve ekonomik hayatı ırkçı-ayrımcı güruhun saldırılarına ve istismarına daha açık hale getiren en büyük etkeninin, bu saldırılara karşı sürdürülen mücadelenin zayıflığı, dillendirilen taleplerin cılızlığı ve propagandanın etkisizliği olduğu görülecektir. ‘Durchsetzungsinitiative’ karşı sıralanmış gerekçelere bakıldığında propaganda dilinin etkisizliği gözler önündedir; Suç işlemiş göçmenlerin (İsviçre pasaportu olmayan herkesin) direkt sınır dışı edilmesine itiraz edilirken, yine SVP’nin ‘Ausschaffungsinitiative’ i temel alınmakta, yasalarda bunun zaten var olduğu söylenmekte ve halk buradan ikna edilmeye çalışılmaktadır. Peki, ihtiyacımız olan bu mudur? Olmadığı aşikâr. Zaten sorun da burada başlıyor. Ülkenin ilerici güçlerinin, işçi ve emek örgütlerinin, bulundukları, örgütlenme yaptıkları her alanda İsviçre’de yaşayan herkese(yabancı kökenli) hak eşitliği talebini, İsviçreli emekçiye anlatması, kavratması birleşik bir mücadelenin temel unsuru haline getirmeyi hedeflemesi gerekmektedir. Irkçılığa karşı mücadelede, halk kitlelerine seslenme ve propaganda, sadece halk oylamaları sırasında ileri sürülen gerekçelerle sınırlı tutulamaz ve tutulmamalıdır! Aksi halde dünyadaki gelişmeler ve keskinleşen çelişkilerle zaten ırkçı ve gerici propagandaya daha açık hale gelen halk yığınlarının ve emekçilerin bilinci ilerletilemez. Aydınların halka çağrısının bir sorumluluğu yerine getirmenin ötesinde anlam kazanması, ancak ve ancak mücadele güçlerinin, işçi ve emek örgütlerinin, halkı, emekçileri bölen her türlü saldırı ve girişimlere karşı yukarıda vurgulanan tarzda bir çalışma içerisine girmesiyle mümkün olabilecektir.