Haydar Sancar- 100.yılında Olten Komitesi

21

İşçi hareketinin yürütme organı olarak görev yapan Olten Komitesi, ortaya çıktığı dönemde işçi sınıfının siyasal ve ekonomik taleplerinin ülke genelinde kitleler içerisinde yaygınlaşmasının ve hareketin kendisinin sokakta yeniden örgütlenmesinde önemli işlev görmüştür.

1800′lü yılların başlarından itibaren hızla gelişen kapitalizm, dokuma, tekstil, saat iş kolları ile başlayan daha sonraları da döküm,metal işleme ve biçimlendirme,lokomotif üretimi gibi alanları da kapsayacak biçimde hızlı bir iş yoğunlaşması yaşamış,Cenevre, Basel, Zürih gibi kantonlarda,geniş bir işçi kitlesi yaratmıştı.Vahşi, acımasız bir şekilde günde 15-16 saat kölelik koşullarında çalıştırılan işçiler, örgütlenmenin ilk adımlarını atarak işçi birliklerini oluşturmuşlardı.1818 ile 1824 yılları arasında oluşumları hız kazanan işçi kolektifleri, çalışma süreleri, ücretler ve çalışma koşulları,çocukların ve kadınların çalıştırılması ile ilgili talepleri, bu birliklerin gündemine taşımış ve kazanım için mücadele edilen ilk talepler olması sağlanmıştır.Bu çerçevede ilk toplu iş sözleşmesi 1850 yılında Cenevre’de matba işçileri tarafından imzalamış, matbaacıları, saat işçileri,ahşapçılar ve işlemeciler ve ayakkabıcılar takip etmiştir.Lokal olarak gelişen bu hareketlerin kimi alanlarda çalışma süreleri ve iş koşulları ile ilgili olarak sağladığı kısmi iyileşmeler, bu dönemde ülke genelini kapsamaktan henüz uzak bir nokta da bulunmakta,güç dengesi emekçiler açısından işverenlerin hakimiyetini sarsacak bir gelişme sürecine denk düşmemektedir. .

Bu dönemin en tipik özelliği Avrupa’yı sarsan burjuva devrimlerin ve gelişen kapitalizmin yarattığı işçi dinamiğinin gücünün ve örgütlenme ruhunun kamçılanması ve işçi örgütlerinin ilk deney ve tecrübe kazanması süreci olmasıdır. Dolayısıyla işçi birliklerinin yanı sıra, 1850′lerde sendikal örgütlülükler kurulmaya başlamış, işçilerin ardından, çeşitli kademelerdeki memurlar ve kamu görevlileri de meslek örgütlenmeleri ve meslek odalarıyla bu sürecin bileşenleri olmuşlardır.22

(1918 Grevi, Zürih)

1800′ün son çeyreğinde, yaşanan kapitalist buhran, işçilerin hak mücadelesinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu dönem işçilerin siyasal taleplerinin de şekillenmeye başladığı bir dönem olmuş,aynı şekilde işçi hareketinin öne çıkan talepleri arasına girmiştir.Yükselen mücadele eğilimleri, tek tek fabrikalarda ve bazen de iş kollarında grev tarzı araçların kullanılmasını pratik olarak gündeme getirmiş, özellikle de 18.yüzyıl sonu kriz döneminde emekçilerin içine düşürüldüğü sefalet koşullarına karşı,etkin bir araç olarak görülmesinin tecrübeleri de yaşanmıştır.Bu deney ve tecrübenden hareketle tek tek oluşturulan işçi kolektifleri ve sendikalar giderek sektörel bazda konumlanan örgütlenme modelinin genişlemesini ve her sektörde tek bir sendika yapısın oluşturulması girişimlerini hızlandırmış ve benimsemişlerdir.1880 yılında İsviçre İşçi Birilikleri,yaptığı kongreyle İsviçre Sendikalar Birliği yapısına dönüşmüştür.
Bundandır ki bu dönemde yapılan eylem ve direnişler daha yaygın bir karakter kazanmış, gittikçe diğer sektörleri kapsayan bir niteliğe bürünmüştür. Elde edilen küçükte olsa kazanımlar, 1900′lü yılların başlarında kriz içinde çırpınan İsviçre burjuvaları tarafından pratikte yok sayılmış ve 1905 ile 1907 yılları arasında yeni bir grev dalgasının yayılmasına yol açmıştır. Akabinde tüm ülke genelinde 45.000 işçiyi kapsayan 412 toplu iş sözleşmesi imzalanmıştır.

Siyasal taleplerde yükseliş

Avrupa’da yayılan ve yükselen işçi eylemleri, hak arama mücadeleleri ve siyasallaşan işçi hareketi bununla bağlantılı olarak sendikal örgütlülük, kuşkusuz sınırlı da olsa İsviçre’de ve dolayısıyla da İsviçre işçi hareketinde de etki alanı yaratmıştır. Siyasal bilincin artmasıyla beraber, yapılan eylemlerin ve öne sürülen taleplerin çerçevesi de nispi bir politik nitelik kazanmakla beraber, iş yaşamının emekçilerin talepleriyle ilgili kısımları daha da netleşmeye, iş sürelerinin kısaltılması, ücretler, sigorta, hastalık sigortası vb. taleplerin biçimlenerek, öne çıkarılması daha somut ve örgütlü bir dille ifade edilmeye başlanmış ve bu talepler etrafında gelişen hareket, sendika merkezli olmak üzere ‘sosyal demokrat’ hareketin oluşumuna da etki etmiştir.

İş yasaları içerisinde toplu iş sözleşmeleri ile ilgili hukuksal normların oluşturulması ve yasal bir güvence altına alınması yine bu dönemin keskin mücadeleleri sonucunda gerçekleşmiştir. Ücretlendirme de ortaya çıkan azgın sömürü göçmen işçileri bu dönemde kıskacına almış görünmektedir.1888′de 210 bin olan göçmen işçi sayısı 1914 yılına gelindiğinde 600 bine ulaşmıştır. Yerli işçilere göre daha az ücretle çalıştırılan göçmen işçiler, talepleri için mücadeleye katıldıklarında, sınır dışı edilme, askere alınma gibi tehlikelerle karşı karşıya bırakılmışlardır.1901,1905,1912 grevlerinde Gotthardt Tüneli’nin yapımı sırasında meydana gelen eylemlerde,eyleme katılanlar ya da grev için iş bırakanlar aynı akıbeti paylaşmışlardır.İsviçre Sendikalar Birliği(SGB)’tüzüğünde bu dönemde öne çıkan siyasal vurguların başında sınıf mücadelesi vurgusu, işçi ve emekçilerin siyasal yaşama katılma hakları ile ilgili taleplerin formülasyonları göze çarpmaktadır.

1.Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle beraber halkın sefalete sürüklenmesi, yükselen fiyatlar karşısında ücretlerin giderek erimesi,tahıl ve buğday sıkıntısı ile ekmek ihtiyacını karşılanamaması, nüfusun 1/6′sının hayatta kalma sınırının da altında yaşamak zorunda olması, siyasal taleplerde de ilerlemenin önünü açmış, gerçekleşen Sovyet Devrimi bu mücadelenin siyasallaşması, sendikaların işçilerin ekonomik talepleri ve sosyal haklarının yanı sıra,politik talepler için de mücadele edilmesinin olanaklarını yaratmıştır.Olten Komitesi olarak adlandırılan,işçi örgütleri ve sosyalist hareketin temsilcilerinin yer aldığı komite,bu koşullarda ülke genelinde genel grev çağrısında bulunmuş, 400 bin işçi 11-14 Kasım 1918′de genel greve çıkmıştır.Komitenin yayınladığı 9 maddelik talepler bildirisi;Seçimlerde oy oranına bağlı temsil sistemini,haftalık 48 saatlik iş gününü,kadınlara oy hakkının tanınmasını,kamu borçlarının mülklüler tarafından karşılanmasını,iş güvencesi sağlanması,ordunun yerine halk milislerinin geçirilmesi, ithalat ve ihracatın devlet tekelinde yapılmasını.Öngörüyordu. Ordunun greve müdahalesi Zürih ve Grenchen’de işçi ölümleriyle sonuçlanırken, grevin başarı elde edemeden ezilmesini de beraber getiriyor önderleri ise tutuklanıyordu. Yenilgiye uğrayan bu çıkışın etkisi, sonraki süreçte etkisini göstermiş sendikal mücadelenin siyasallaşan zemininin geri çekilmeye başlamasının da dönüm noktası olmuştur.Yenilgiye rağmen 1 yıl sonra grevin öne çıkardığı taleplerden 48 saatlik iş günü ve oyla orantılı temsil sistemi kabul edilerek hayata geçirilmiştir.