‘HAYAT PAHALI’ AYAKLANMALARI

9

Müslime Karabatak

Eylül ayının ilk saatlerinde, ev kadınları eylem yapıyorlardı: ‘Yağ 30 sous (Fransız sikkesi) olmazsa, devrim olur!’ Tarih 1911, yer Fransa kuzeyinde Somain komünü. Bu eylemler başka komünlerde başlamıştı, buradan da başka yerellere sıçrayacaktı.

Kadınlar, hayat pahalılığına tepkiliydi. Her gün eve boş dönmek, çocuklarını doyuramamak canlarına tak ettirmişti. Et çok pahalıydı, süt, yumurta, ekmek de öyle. Ortak noktaları, mutfaklarındaki çaresizlik olmuştu. Pazarlardaki fahiş fiyatlar, açlık ve yoksulluk sonunda bir ‘ev kadınlarının grevi’ olarak patlak verdi. Fiyatların düşürülmesini ve sabitleşmesini istiyorlardı.

HAYAT NEDEN PAHALILAŞTI?

1910 yazı inanılmaz derecede yağışlıydı, hasat zamanı çıkan ürünler Fransa’nın tüketim ihtiyacının yüzde 25 daha altındaydı. Fiyatlar bir anda fırladı. 1911 ise geçen seneye kıyasla daha iyi başladı ama yaz ayları yüzleri asmaya başladı. Tek damla yağmur yoktu. Kuraklık yüzünden dereler kurumaya başladı, içme suyu rezervlerinde yeterli su kalmadı. Fabrikalar geçici olarak kapanmaya, işçiler işsiz kalmaya başladı. Tarlalardaki sebze ve meyveler zarar gördü. Hayvanların otladıkları yerler de etkilendi kuraklıktan. Çiftçiler mecburen kışlık yemleri verdi hayvanlara, masraflar da böylece daha da artıyordu.

Bir yıl seller yağmurlar, diğer yıl kuraklık derken bir de hayvanlarda şap hastalığı belirdi. Hastalıklı yerler karantinaya alınsa da dönemin Tarım Bakanı yüzünden hastalık tüm Fransa’ya yayılmıştı. Sağlıklı hayvanların Paris’teki ülkenin en büyük hayvan pazarına getirilmesine izin vermişti. Hastalık buraya, buradan da ülke geneline sıçradı kaçınılmaz olarak. Ardından  Paris’teki o pazardan dışarıya hayvan satımı da yasaklandı. Hatta bulaşmış olma ihtimaliyle, yem bitkilerine de satış yasağı geldi. Haliyle yerellerdeki hayvanlar da, onların otları ve yemleri de azaldı. Zaten hastalıklı olanların da kendilerine faydası yoktu, halsiz inekler süt bile üretmekte zorlanıyordu. Başta et olmak üzere, süt, peynir, yağ, şeker vb. ana gıda malzemeleri pahalılaştı. Yani bu olayların faturası yine halka çıktı…

EVLERİN KADIN ŞÖVALYELERİ

1911 Ağustos’unda başlayan ev kadınlarının huzursuzluğu eylemlere dönüştü. Tepesi atan kadınlar her şeyi kırıp döküyor, fiyatları düşürmeyen satıcıları pataklıyorlardı. Bazı komünlerdeki sosyalist yöneticiler kadınların eylemlerini sürdürmelerine destek veriyorlardı. Fakat tüccarlar, devlet yetkilileri ve polisler kadınlara karşı bir oldu. Tutuklamalar olayları dindirmediği gibi onların daha da yayılmasına sebep oldu. Farklı komünlerde yüzlerce kadın hayat pahalılığına ses çıkarıyordu artık. Örneğin, beş yüze yakın Hautmontlu kadının, komşu Ferriere komünündeki ev kadınlarına katıldıklarını, Madam Lacroix adlı bir kadının liderliğinde bir komite kurduklarını yazıyor kaynaklar.

Le Figaro gazetesinde yayınlanan Gignoux imzalı bir yazıda ‘bu grevden de ötesiydi, sanki bir haçlı seferiydi. Evlerin kadın şövalyeleri gerçekliğin aşırı yakıcılığını idame ettirmeye zorlanıyorlar.’ Bu gerçeklik, hayatın aşırı pahalı oluşuydu.

Her bir yerelin kendine has eylem biçimi vardı. Bazıları süt boykotu yapıp yağ ve yumurta fiyatları düşürmeyi başardı. Bazı yerlerde kavgayla indiriliyordu fiyatlar. Kadınlar toplu şekilde pazarlara gidiyor, bazı komünlerde kırmızı fular ya da atkı takıyorlar ve yürüyüşlerinde işçi sınıfı marşı Enternasyonel’den kendilerine uyarladıkları bir marşı söylüyorlardı:

Ayağa kalk aile annesi!

Ayağa kalk ve birlik olalım.

Karşı koymak için yürüyelim

Çiftçilerin ülkeye koydukları sefalete.

Eğer bir gün zafere ulaşırsak

Kocalarımıza gösterelim

Tüm kadınların savunduğunu

Zavallı yavrucaklarının yaşamını.

ileri yoldaşlar

Arkadaşlar herkes ayağa!

Ne korku ne üzüntü

Yağı 15 sikkeye istiyoruz!

Yarın büyük şehirlerin marketlerinde,

Tüm kadınlar bir araya geliyoruz

Hiddetle protesto etmek için

Bu mevsimde bu yağın fiyatını

Zaten yeterince ıstırap çekiyoruz

Yağ ve sütün fiyatı artırılmasa da

Bu yüzden yarın Fransa’nın tüm kadınları

İndirimli sattıracağız onları.

Bugün, hayat çok pahalı,

Daha da artmakta tüm ürünlerin fiyatı.

Yeterince sefaletin içindeyiz

Bilin ki bu böyle gitmez

Hadi, beyler, indirin fiyatları

Halk için, İnsanlık için!

Ve en iyisini yapacaksınız

Memnun etmek için işçileri.

Kendiliğinden başlayan ev kadınları grevi, sendikaları ve politikacıları başta şaşırtmıştı fakat eylemler sırasında tutuklanan 3 kadın için, işçi konfederasyonu CGT 1 Eylül’de Kuzey’de iki günlük genel grev ilan etti. 12 bin metalurji işçisi 48 saatlik greve çıktı. Özellikle kadınların tutuklandığı Hautmont’ta tüm fabrikaları durdurdu işçiler. Cezalar indirilse de olaylar durmadı. 6 bine yakın kişi Maubeuge’e doğru yürüyüşe geçti ve onları durdurmak isteyen jandarmayla karşı karşıya geldi. Artan şiddete rağmen ertesi güne kadar süren eylemler dinmeyince kolluk güçleri transferi yapıldı, yetkililer dışında komüne girişi engellemek için asma köprüleri kaldırıldı. Diğer komünlerde de durum hemen hemen aynıydı. İşçiler greve çıkmış, kadınlara katılıp yürüyüşler düzenliyor, askerlerse engellemeye çalışıyordu.

O sırada Fransa’da olan Alexandra Kollontai bu olayları Birçok Hayat Yaşadım kitabında şöyle anlatıyor: ‘Hemen Paris’e dönüp, bu hareketin içine daldım. Aynı gün içinde birçok toplantı yapmak zorunda kalıyor, alanlarda, pazarlar­ da, büyük salonlarda ve karanlık dar meyhanelerde konuşuyordum. Başkaldıran mutfak köleleri, neşeli bir hava içindelerdi. Aralarında güç ve enerji dolu olağanüstü kadınlar vardı. Bazıları, o güne dek hiç farkında olmadıkları bir konuşma yeteneğine sahiplerdi. Bu hareketi destekleyen işçiler, gıda maddelerinde sa­bit fiyatlara geçilmesi talebiyle, bazı yerlerde greve gittiler.’

Tutuklamalar ve baskılara karşı halk yılmadı. Ev kadınlarının başlattığı grev işçilerin de katılmasıyla arttı. Komünlerde beş güne yakın iş bırakma eylemleri ve aralıksız sokak eylemleri yapıldı. Sanayi komünü Charieville/Mezieres’de CGT tarafından yapılmak istenen pahalılık karşıtı yürüyüşe yetkililerin izin vermemesi üzerine birkaç gün boyunca süren eylemler yapıldı. 12 Eylül’de askeri birlikleri çeken hükümet yetkilileri et ve süt ürünlerinin fiyatının düşeceğini açıkladı fakat iki CGT delegesini tutuklamışlardı. Talepleri yerine gelse de halk sendikacılar için eylemleri iki gün daha uzattı.

Ev kadınlarının oraya buraya saldırmasını elbette devlet çok arzulamıyordu, fakat işin içine sosyalist ve sendikacıların girmesi ve pazar eylemlerini işçi grevlerine çevirmeleri, işte bu yönetim için en korkulacak şeydi. Dönemin İçişleri Bakanı Joseph Caillaux, 2 Eylül’de eylemlere yönelik ciddi incelemeler yapılması ve özellikle ‘devrimci derneklerle’ ilgisi olanlara karşı gerekli yasaların uygulanmasına dair yazı gönderdi şubelere. CGT’ye dair gazetelerde de ‘hareket ekonomik olmaktan çok devrimci bir karaktere bürünüyor’ diye yazıyordu. 15 Eylül’de Caillaux’nun yazdığı diğer bir yazıda, hayvanların sömürgelerden getirilmesinin kolaylaştırılması ve ulaşım masraflarının azaltılması ama aynı zamanda da devrimci ajitatörlerle ilgilenilmesi gerektiği vurgulanıyordu. Dedikleri yapıldı. Gümrük vergileri düşürüldü. Sendika liderleri ‘hainlik’ yasaları gereğince 6 aydan 3 yıla kadar yargılandılar. Çoğunluğu işçi olan 175 kadar kişi tutuklandı, kadınlar genellikle daha az cezalar aldı. Eylemlere katılan Belçikalı göçmenler sınır dışı edildi.

Devletin korkusu bu eylemlerin daha da politikleşip yağdan, sütten öteye giderek kendi koltuklarının devrilmesiydi. Korkmakta da haklılardı hani, sonuç olarak tarihlerinde ekmek yokluğu yüzünden ayaklanan halk krallığı yıkıp cumhuriyeti kurmuştu.

Halbuki, bunlar, ev kadınlarının ‘yeter artık’ dediği anda kendiliğinden gelişen eylemlerdi ve çok örgütsüzdü, her yerel kendine göre patlama yaşıyordu. Zaten sendikada o yıllarda kendi içinde ayrılıklar yaşıyordu ve devlet baskısı altındaydı. Hayatın pahalılığı gibi çok can yakıcı bir olay, politikadan çok uzak duran ev kadınlarını bile çıkarmıştı fakat ne CGT ne de sosyalistler örgütlü bir harekete dönüştüremedi bu eylemleri.

 

Yararlanılan kaynaklar: 

*https://digitalcommons.butler.edu/cgi/viewcontent.cgi?referer=https://www.google.com/&httpsredir=1&article=1502&context=facsch_papers The ‘Vie chère’ Riots of 1911: Traditional Protests in Modern Garb -

Paul R, Hanson