Haydar Sancar- Halkların payına mücadele düşüyor

Capture

2015’i geride bıraktık. Geçmiş yıllardan devralınarak, yeni olgu ve gelişmelerle beslenen, yanı sıra kısmen yeni sayılabilecek durumların da ortaya çıktığı bir yıl oldu 2015. Hem iç hem de dış politikada, ağırlıklı olarak kendini hissettiren en önemli mesele ise sığınmacılar meselesiydi.

Ekonomi ve sosyal saldırılar

Merkez bankasının Euro’yu savunma pozisyonunu bırakarak serbest kur politikasına geçmesiyle beraber, ortaya çıkan ekonomik dalgalanmayla 2015’e giren İsviçre, yıl boyunca merkez bankasının bu politikasının etkilerinin tartışıldığı ekonomik ‘istikrar’ modelleri arasında salınım yaparken, yılı ise %0,7’lik bir büyüme oranı ile kapattı. Yılsonuna doğru Frank’ın kısmen değer kaybetmesiyle 3. Çeyrekte durmuş ekonomik büyüme rakamlarını biraz hareketlendirdi. Yüksek kur ve talep düşüklüğü bahanesiyle özellikle makine ve metal sanayisinde patronlar işçi kıyınma gittiler. İşçi ücretleri de bu saldırı dalgasından nasibini aldı. Yılsonu işsizlik rakamlarına göre, kayıtlı işsiz sayısı %3,7 ile son 2008 krizi sonrası en yüksek seviyesine ulaştı. Ucuz ve güvencesiz işlerde çalıştırılan işçi sayısı artarken, işçi ve emekçilerin hak ve kazanımlarına yönelik saldırıların dozunda da ciddi bir artış oldu. Emeklilik yaşının yükseltilerek emekli aylıklarının düşürülmesi girişimleri ise bu saldırı paketinin başında yer aldı. Kamuda da durum farklı değildi. Birçok kantonda bütçe açığı gerekçesiyle yürürlüğe koyulmak istenen tasarruf paketlerinin hedefinde de kamu çalışanları ve sunulan sosyal hizmetler vardı. Eğitim, sağlık, kamu yardımları gibi alanlarda sunulan bütçelere ise kısıtlama getirildi. Kamusal alanda girişilen sosyal hak gaspları ve kısıtlamalara karşı duyarlılık ve mücadelede de ivme yükseldi. Eğitimciler arasında oluşturulmuş öğretmenler birliği gibi kurumlar, eğitim alanındaki saldırılara karşı kantonlar arası örgütlenme koordinasyonunu sağlamaya girişirken, Cenevre Kantonu’nda 10binlerce emekçi, saldırı paketlerine karşı aralıklara günlerce süren mücadele içerisindeydiler. Cenevreli emekçilerin bu mücadelesi, kanton yönetiminin sosyal kısıtlama paketini bir süreliğine ertelemesine neden oldu. Toplu iş sözleşmeleri sona eren inşaat işçileri de yılın son iki ayında sokaklardaydı. 3 bölgede binlerce inşaat işçisi sözleşmelerini korumak ve kazanımlarını ilerletmek amacı ile 1 günlük greve giderek, patronların uzlaşmaz tutumu karşısında mücadeleye devam edeceklerini ilan ettiler. Bu eylemler neticesinde de sendikalar ve işveren örgütleri arasında uzlaşma sağlandı.

İstismar ve korku: Mülteciler!

Binlercesi Akdeniz sularında can veren savaş ve emperyalist müdahale mağduru sığınmacıların Avrupa kapılarındaki dramı, İsviçre iç politikasının da en önemli tartışma konusu haline geldi. Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında daha az bir sığınmacının giriş yaptığı İsviçre’de hem ülke içinde hem de ülke dışında yardım etmeye giden kişiler ve kurumlar olmasının yan ısıra, istismarcı burjuva mihraklarda mercek daha çok, korku ve endişe pazarlamacılığına yöneltildi. Uzunca bir dönemdir, ırkçı parti SVP’nin gölgesinde bulunan göçmenler ve sığınmacılar ‘sorunu’ gelen sığınmacı dalgasıyla, yeniden daha içe kapanan ve bu tutumu korku yayılarak körüklenen bir hatta taşınırken, toplumsal bölünmüşlük üzerinden yer tutamaya çalışan burjuva siyaseti, göçmen ve sığınmacılara endeksli “itişip kakışmalar” şeklinde sürüp gitti.

Korku SVP’ye yaradı

Sonbaharda yapılan seçimlere kadar, kışkırtıcı ‘yabancılar’ politikası üzerinden, yerli halkın bu konudaki geri bilincini kullanarak bir önceki seçimlerde kaybettiği puanı toplama ve halkı kendi yardakçı politikasının arkasına alma hevesi, federal meclis seçimlerinde hedefine ulaşmış oldu. Seçimlerden oyunu ve sandalye sayısını arttırarak çıkan SVP, bakanlar kurulunda da Blocher’in düşürülmesi ile boşalan koltuğunu yeniden kapmış oldu. SVP ve liberal FDP sağ muhafazakâr seçmen kitlesi içerisinde seçimlerden sonra yer ettiği ağırlıkla, işçi ve emekçi halkın, göçmenlerin ve sığınmacıların haklarına karşı daha saldırgan bir hat üzerinde buluştuklarını da ilan ettiler. Yıl içerisinde Paris’te yaşanan saldırıların ardından terör saldırısı riski adı altında sıralanan senaryolara bağlı olarak toplum güvenliği adı altında alıştıra alıştıra uygulamaya koyulmaya çalışılan, polisiye ve istihbarat ‘tedbirleri’ ile hak ve özgürlükler daha çok cendere altına alınmaya başlandı.

Türkiye’de demokrasi ve özgürlük mücadelesi

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile beraber yurtdışında yaşayan TC vatandaşlarının da oy kullanabiliyor olması, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde Türkiyeliler arasında, Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve Kürt halkının ulusal özgürlük ve hak talepleri için verilen mücadeleye ilgiyi ve duyarlılığı da arttırdı ve hem seçimler sürecinde hem de Kürt illerinde girişilen katliam ve cinayetlere karşı Türkiyeliler ve Kürdistanlılar sıklıkla sokaklara çıkarak, katliamları saldırıları ve tek parti diktatörlüğüne karşı, Türkiye halklarıyla dayanışma içerisinde oldular. Bu talepler için verilen mücadelenin aldığı boyut, 2016’da da Avrupa’da yaşayan Türkiyelilere sıcak bir gündem ve dayanışma için mücadele bırakacak.

Dış politikada da ağırlık sığınmacılara bağlanan sorunlar ve İsviçre AB ilişkileri çemberinde döndü. Savaş malzemeleri ve silah satışı İsviçre firmalarının bu dönemde parlamento düzeyinde yürüttükleri lobi faaliyetine de bağlı olarak, savaş ve çatışmaların olduğu bölgelerde dâhil olmak üzere, ciddi bir artış göstererek 1 milyar franklık cironun üzerine çıktı.

Çelişkiler derinleşecek

Bütün bu yaşananlara bakıldığında, ülke içinde ve dışında var olan çelişki ve olguların giderek derinleşeceğine, egemenliklerini sağlama almaya çalışan burjuva iktidarının ve emperyalist güçler arası çelişki ve çatışmaların ekseninde gelişen yıkıcı saldırganlığın ve haydutluğun ezilen halklar ve emekçiler üzerinde baskılarını arttıracağına işaret ediyor. İşçi sınıfı, özgürlük ve kurtuluş arayışındaki halkların payına ise direnmek ve mücadeleyi yükseltmek düşüyor.