HABER-ANALİZ Haydar Sancar – Toplu işten atmalar, kapitalizm ve kâr

Isten cikarmalar

Eylül ayından itibaren başlayan toplu işten çıkarmalarla birlikte, çoğunluğu sanayi işçisi olmak üzere, yaklaşık 10 bin kişi İsviçre’de bu yıl içerisinde işini kaybetti. Bir taraftan imalat sektöründe dar boğazı gerekçe göstererek işten çıkarmaların zorunluluğunu, halk nazarında korkuyu arttıracak bir tarzda dillendiren sermaye sınıfının, bu tutumunun altında yatan gerçekleri ve ekonomik bağlantılarını da içeren yönlerini bu yazı kapsamında değerlendirecek ve işten atılmalara karşı mücadele olanaklarını ele alacağız.

Şu soruyu sorarak başlayabiliriz: Bu işçiler neden işten atılıyor? Elbette bu soruya verilecek farklı cevaplar ve açıklamalar mevcuttur. Ama bizim için cevabı aranan soru, kapitalist üretim tarzının bazı yönleri ve buna bağlı sonuçlarla ilgilidir.  Sorunun  cevabına geçmeden önce emek ve sermayenin üretim süreci içerisinde bir araya gelmesinin toplumsal koşullarını kısaca hatırlatmakta fayda var: Kapitalist üretim tarzının özü meta ve artı değer üretimine yani kâr üretimine dayanmaktadır.Ve bu üretim tarzının toplumsal bir karakteri vardır, bu toplumsal karakter, üretimin bölümlere ayrılmasına ve bu iş bölümlerinin emek gücünü kapitaliste satan işçiler arasında paylaşılmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Fabrikada üretim zamanı içerisinde işçi, kendi emek gücünün bir sonraki gün yeniden var olabilmesinin asgari koşullarının yanında, yıpranan makinelerin kendi değerini yeniden üretmesi, üretim süresi içerisinde harcanan enerji, malzeme, yarı mamul gibi girdilerin değerlerinin yerine konulmasını sağlayacak üretim değerinin yanı sıra, artı ürün ve dolayısıyla da artı değer üretmekte ve ürettiği bu artı değere, kapitalist tarafından el konulmaktadır. Ve el konulan bu artı değer, kapitalistin kârını  oluşturmaktadır. Yani bu süreçte işçiye sadece bir sonraki gün emek gücünü yeniden satabilecek durumda olmasını sağlayacak gerekli tüketim mallarını temin edebilecek ücret ödenmekte, işçinin ürettiği kalan değeri kapitalist gasp etmektedir. Kâr, bu gasp edilen değerden oluştuğuna göre, kapitalistin amacı da doğal olarak bu kârı sürekli arttırmaya çalışmak olmaktadır. Bu çaba 2 yönlüdür; ya çalışma süresi uzatılarak, bir işgününde işçinin daha fazla artı ürün dolayısıyla artı değer üretmesi sağlanacak, ya da işgünü süresi aynı kalmak koşuluyla işçinin aynı üretim zamanı içerisinde  daha yoğunlaşmış emek gücüyle daha fazla meta üretmesi gerekecektir ki bu da ancak, teknik ilerleme , üretim araçlarının otomasyona bağlı olarak gelişmesiyle mümkün olabilmektedir. Mutlak ve nispi emek sömürüsü olarak karşımıza çıkan bu durum, bir birine karşıt ve bir birinden bağımsız süreçler olarak gelişmemektedir. Emeğin yoğunluğunda ve üretkenliğinde ki değişikliklerle birlikte, işgünü süresinin aynı kalması veya uzatılması gibi faktörlere bağlı olarak, dinamik bir hareket sergilemektedir ve bu faktörlerin etki derecesine bağlı olarak ta yaratılan artı değer kitlesi ve emeğin fiyatı da değişikliğe uğramaktadır.

Eylül ayından itibaren başlayan toplu işten çıkarmalarla birlikte, çoğunluğu sanayi işçisi olmak üzere, yaklaşık 10 bin kişi İsviçre’de bu yıl içerisinde işini kaybetti. Bir taraftan imalat sektöründe dar boğazı gerekçe göstererek işten çıkarmaların zorunluluğunu, halk nazarında korkuyu arttıracak bir tarzda dillendiren sermaye sınıfının, bu tutumunun altında yatan gerçekleri ve ekonomik bağlantılarını da içeren yönlerini bu yazı kapsamında değerlendirecek ve işten atılmalara karşı mücadele olanaklarını ele alacağız.

Şu soruyu sorarak başlayabiliriz:Bu işçiler neden işten atılıyor? Elbette bu soruya verilecek farklı cevaplar ve açıklamalar mevcuttur. Ama bizim için cevabı aranan soru, kapitalist üretim tarzının bazı yönleri ve buna bağlı sonuçlarla ilgilidir.  Sorunun  cevabına geçmeden önce emek ve sermayenin üretim süreci içerisinde bir araya gelmesinin toplumsal koşullarını kısaca hatırlatmakta fayda var: Kapitalist üretim tarzının özü meta ve artı değer üretimine yani kâr üretimine dayanmaktadır.Ve bu üretim tarzının toplumsal bir karakteri vardır, bu toplumsal karakter, üretimin bölümlere ayrılmasına ve bu iş bölümlerinin emek gücünü kapitaliste satan işçiler arasında paylaşılmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Fabrikada üretim zamanı içerisinde işçi, kendi emek gücünün bir sonraki gün yeniden var olabilmesinin asgari koşullarının yanında, yıpranan makinelerin kendi değerini yeniden üretmesi, üretim süresi içerisinde harcanan enerji, malzeme, yarı mamul gibi girdilerin değerlerinin yerine konulmasını sağlayacak üretim değerinin yanı sıra, artı ürün ve dolayısıyla da artı değer üretmekte ve ürettiği bu artı değere, kapitalist tarafından el konulmaktadır. Ve el konulan bu artı değer, kapitalistin kârını  oluşturmaktadır. Yani bu süreçte işçiye sadece bir sonraki gün emek gücünü yeniden satabilecek durumda olmasını sağlayacak gerekli tüketim mallarını temin edebilecek ücret ödenmekte, işçinin ürettiği kalan değeri kapitalist gasp etmektedir. Kâr, bu gasp edilen değerden oluştuğuna göre, kapitalistin amacı da doğal olarak bu kârı sürekli arttırmaya çalışmak olmaktadır. Bu çaba 2 yönlüdür; ya çalışma süresi uzatılarak, bir işgününde işçinin daha fazla artı ürün dolayısıyla artı değer üretmesi sağlanacak, ya da işgünü süresi aynı kalmak koşuluyla işçinin aynı üretim zamanı içerisinde  daha yoğunlaşmış emek gücüyle daha fazla meta üretmesi gerekecektir ki bu da ancak, teknik ilerleme , üretim araçlarının otomasyona bağlı olarak gelişmesiyle mümkün olabilmektedir. Mutlak ve nispi emek sömürüsü olarak karşımıza çıkan bu durum, bir birine karşıt ve bir birinden bağımsız süreçler olarak gelişmemektedir. Emeğin yoğunluğunda ve üretkenliğinde ki değişikliklerle birlikte, işgünü süresinin aynı kalması veya uzatılması gibi faktörlere bağlı olarak, dinamik bir hareket sergilemektedir ve bu faktörlerin etki derecesine bağlı olarak ta yaratılan artı değer kitlesi ve emeğin fiyatı da değişikliğe uğramaktadır.

Kapitalist üretim tarzında pazarda bir biri karşısına dikilen kapitalist işletmelerin, rekabetinin kaynağını da bu karşılığı ödenmeyerek el konulan emek değeri oluşturmaktadır. Dolayısıyla kapitalist için, üretim verimliliğinde sağlanan artışlarla yaratılan toplam değer içerisinde, işçiye ücret olarak ödenen kısmın nispi büyüklüğünde meydana gelecek azalma, ya da toplam değer içerisinde  mutlak olarak, arttırılan artı değer miktarı  önem taşımaktadır. Ve bunun emeğin sömürü derecesiyle direkt ilgili olduğunu unutmadan, yukarıda sorduğumuz soruya ve bu sorunun İsviçre Ekonomisi ile ilgili kısmına dönebiliriz. Üretim süreci içerisinde işçilerin işten atılmaları,fabrikanın tamamen kilit vurması, daha güçlü tekeller ve işletmeler tarafından pazar dışına atılması ve kapitalist üretimin anarşik yapısına bağlı olarak ortaya çıkan, aşırı üretim ve pazar savaşlarının neden olduğu sonuçların yanı sıra esasen kapitalistlerin maksimum kâr elde etme isteğiyle bağlantılıdır. Kapitalistin amacı işçiyi daha fazla sömürebilmektir. Emeğin sömürü derecesi ne denli yüksek ve yoğunsa yaratılan artı değer miktarı buna paralel artmaktadır. Buradan bakıldığında görünen, İsviçre’nin yoğunlaşmış emek sömürüsünde bir hayli mesafe kat ederek üst sıralara çıktığıdır . İsviçre imalat sanayisi, rekabet gücü söz konusu olduğunda listenin ilk sırasında yer almaktadır. Bu nasıl olmaktadır ? İsviçre’de üretici emek verimliliği diğer ülkelere göre daha yüksektir. Yani bu bir üretim saati içerisinde harcanan emekle üretilen ürün miktarı ve emek yoğunluğunun diğer ülkelere göre daha fazla olduğu anlamını taşımaktadır. Yukarıda da vurgulamıştık, kapitalist ‘rekabetin’ özü, yaratılan artı değerin büyüklüğüne bağlıydı. Belirli koşullar aynı kalmak şartıyla, yüksek teknoloji ile artan üretken emek verimliliğinin, artı değer büyüklüğünü de arttırdığını eklersek rekabet gücü sıralamasında İsviçre’nin neden ilk sırada olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Genelde yaygın olan kanı İsviçre’de işçi ücretlerinin  dolayısıyla da  üretim maliyetlerinin yüksek olduğudur. Sermaye sınıfının da sıkça baş vurduğu iddiadır bu. Oysa Tablo 1′ e bakıldığında İsviçre’ de üretilen bir sanayi metasının parça başına ücret olarak düşen ‘maliyetinin’ bir çok Avrupa ülkesine göre düşük olduğu görülmektedir. İsviçre sermayesi ve tekellerinin pazar kapma savaşında bu kadar esnek bir çerçevede hareket etmesine olanak sağlayan bu üretim süreci, kuşkusuz emekçilerin  nasıl bir sömürü cenderesi içerisinde olduğunun da ispatıdır. Bu noktada şu gerçekliğe dikkat çekmekte fayda var: gelişen teknoloji ile daha modern, tekniği daha hızlı makinelerle standartlaştırılan ve kısa süreli bir eğitim ile rahatlıkla kumanda edilebilecek, imalat biçimlerinin, emeğin fiyatının daha az olduğu ülkelere kaydırılması ve bu vesileyle kâr oranlarının arttırılması İsviçre kökenli firmaların artan eğilimle başvurduğu bir yönelim olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla bu eğilim,  bazı imalat dallarında toplu olarak işten atılmaları gündeme getirmektedir. Sermaye sınıfı giderek, araştırma ve ürün geliştirme yatırımlarını ülke içerisinde yoğunlaştırırken- ki bu alanda uzman ve yetişmiş iş gücü gerektirmektedir- iş bölümünün basitleşmiş ve standartlaşmış kısımlarını ucuz emek sömürüsünün koşullarının olduğu ülkelere kaydırarak, aynı işçi daha ucuz emekle yaptırmakta, daha fazla kâr için, coğrafi sınır kavramını kendi adına ortadan kaldırmaktadır. Bununla ilgi olarak, son günlerde GABA Grubu’nun  ‘ağız ve diş sağlığı’ ürünlerini ( Elmex, Meridol ) üretecek  tesislerini Polonya’ya taşıyacağını ilan etmesi, incelediğimiz konun anlaşılmasına katkı sağlayacak özellikler taşımaktadır. Özellikle kimya, ilaç, teknik araştırma ve geliştirme dallarında diğer kapitalist genel üretim yasalarına paralel olarak ortaya çıkan özgün bir tablo ile karşılaşmaktayız. Bu alanda üretilen metaların, uzun bir zaman dilimine yayılan ‘araştırma’ ve sonrasında da ürünün üretimine geçme sürecinde, pazarın tekel açısında güvence altına alınmasının ve rakip firmaların, bu pazara girmesini engellemenin yolu, patent ve satış hakkının güvence altına alınmasına bağlı olmaktadır. Bu araştırma ve geliştirme kısmı, tekelin pazar hakimiyeti açısından belirleyici olduğundan, üretim aşamasının bu alanı, uzman emeğin olduğu yerde tutulmakta, seri üretime geçişte ise, ucuz emek seçilmektedir. İlaç ve kimya tekelleri, elektrik-elektronik devleri arasında cereyan eden pazar savaşının patent hakkı üzerinden nasıl kızıştığına basında da sıkça tanık olmaktayız. (Novartis’in ABD piyasasında giriştiği önlemler, ya da Aple ile Samsung’un telefon ve tablet bilgisayarlar üzerinden tutuştuğu pazar kavgası gibi)

Çok karmaşık bir üretim zincirine sahip olmayan, diş macunu üretimi, gerekli teknik alt yapı sağlandıktan sonra, önceden sağlanan kimyasal bileşimle daha ucuz üretilip, tüplere doldurulmaktadır. Aynı ürün İsviçre’de daha pahalı satılırken, başka pazarlarda daha farklı fiyatlarla arz edilmektedir. Neticede üretim yerinin İsviçre’de kapatılmasının çalışan işçiler açısından anlamı işini kaybetmek olmaktadır.

Fiili üretimin başka ülkelere kaydırılması baskısı, kapitalist açısından  emekçiler üzerinde bir tehdit mekanizması oluşumunu da yaratmaktadır.

Bu tehditle sermaye, emekçileri işlerini kaybetmeme pahasına hakları gasp edilmiş koşullarda çalışmaya zorunlu tutmaya çalışmaktadır. Öte yandan uluslararası tekeller açısından işçi çıkarılması söz konusu olduğunda ve bu tekellerin İsviçre’de üretim alanları mevcutsa ilk işçi çıkardıkları ülke İsviçre olmaktadır. Çünkü; İsviçre’de işçiyi işten atmak sermaye lehine o kadar esnektir ki, atılan işçinin kapitaliste maliyeti yok denecek kadar azdır. Öte yandan yıllardır daraldığı söylenen sanayi sektörü çalışanları sayısına bakıldığında, ciddi bir değişiklik görülmemektedir. Hem işçi atıp hem çalışan sayısını belirli seviyede tutabilmek, açılan yeni üretim alanlarında ihtiyaç duyulan istihdamı  kapitaliste daha ucuza mal olacak emek gücüyle, kapatmak amacıyla, mantar gibi işçi kiralama firmaları bitmektedir. Yani bu suretle işçilerin daha esnek bir biçimde daha ucuza çalışıyor olmasının koşulları genişletilmekte ve güvence altına alınmaktadır. Üretim süreci içerisinde basit ve standartlaştırılmış üretim yöntemleriyle uygulanan imalat teknikleri genelde de bu geçici işçi kitlesi tarafından yerine getirilmekte, aynı fabrika çatısı altında farklı kategorilere bölünmüş işçi kitlesi yaratılmaktadır. Bu gün İsviçre’de 300 binin üzerinde geçici sözleşmelerle çalıştırılan işçi kitlesi mevcuttur…. Sürecek..

Çıkma: Üretim süreci içerisinde işçilerin işten atılmaları,fabrikanın tamamen kilit vurması, daha güçlü tekeller ve işletmeler tarafından pazar dışına atılması ve kapitalist üretimin anarşik yapısına bağlı olarak ortaya çıkan, aşırı üretim ve pazar savaşlarının neden olduğu sonuçların yanı sıra esasen kapitalistlerin maksimum kâr elde etme isteğiyle bağlantılıdır. Kapitalistin amacı işçiyi daha fazla sömürebilmektir. Emeğin sömürü derecesi ne denli yüksek ve yoğunsa yaratılan artı değer miktarı buna paralel artmaktadır.

 

2012 Yılında İsviçre’de toplu olarak işten atılanların sayısı
UBS 2500 Actelion 135
Merck Serono 1250 Schlatter 100
Lonza 430 Covance 100
Swisscom 400 Rheinmetall 100
Sunrise 240 Elektrolux 100
HP 232 Swiss Tex 100
Tornos 225 Dow Elekt. 70
Siemens 220 Komax 70
GDELS 210 Dupont 60
Jet Aviation 190 Boxal 50
Kontron 60 Straumann 60
Hello 50 Toplam 6952