Gurbetteki Albatros’un Kızkardeşler’inden mektup var

24

İsviçre ve Fransa arasında yaşayan Türkiyeli göçmenlerin kurduğu Albatros Kültür ve Dayanışma Derneği’ndeki kadınlar içerisindeki ‘kızkardeşler’ grubundan mektup var…

Berfin HAYRAN

Ülkem, Anadolu’m, memleketim; acıların güzelleştirdiği ülke. ‘Acı, zorluk, felaket bunlar kötü şeyler, bir şeyi nasıl güzelleştirebilir ki’ diyeceksiniz ama oluyor işte, çünkü zorluğun, yokluğun olduğu yerden üretkenlik, sanat, beraberinde insanlık da doğuyor. Ermeni, Kürt, Alevi, İranlı kısacası ezilmiş halkların müziğinin bu kadar güzel olması buna örnek bence. İnsanlık tarihinde de böyle değil mi? Tiyatro sayesinde başkalarının duygularını hissedebilmeye başladıktan sonra, başkaları için üzülmeye başladıktan sonra, insan olma evrimini tamamlamıyor muyuz?

Karşımızdakinin hislerini, derdini anlayıp ona cevap olabilmek, hiç değilse yanında durabilmek ne büyük bir medet! Biz de ülkemizden taa kilometreler ötede bulduk birbirimizi. İsviçre ve Fransa arasında bir yerlerde yaşayan Türkiye’den göçmüş insanlar olarak ara ara etkinliklerde bir araya geliyorduk. Sonra dedik ki ‘Bu bize yetmez, daha da etkin olmalıyız!’ Bu amaçla Albatros Kültür ve Dayanışma Derneğini kuruyoruz. Nasıl heyecanlıyız, kimimiz Fransızca bilmeyenlere atölye kurmak istiyor, kimimiz çocuklarıyla gelip gideceği güvenilir bir sosyal ortam arıyor…

Albatros’u daha tam aktifleştirmeden, ‘Kızkardeşler’ diye bir kadın grubu bile doğdu aramızda. Hızla bir buluşma günü belirledik, gelemeyenler de oldu tabii ama 7 kadın bir araya geldik. Gurbette olduğumuzdan ve haliyle bizimle aynı duyguları paylaşabilecek insanlara ihtiyaç duyduğumuzdan çok çabuk kaynaştık. Anadolu insanıyız ya çabuk kaynaşırız, çabuk anlaşırız. Evinde buluştuğumuz Özlem Abla yaklaşık 12 yıldır Fransa’da, kendisi gibi dünyalar tatlısı iki çocuk sahibi, bekar bir kadın. Dil sorununa ve Avrupa’daki birçok göçmen kadının maruz kaldığı ağır çalışma koşullarına rağmen, kendi ayakları üstünde duran, çocuklarını en iyi şekilde büyütmeye çalışan bir anne. Keşke yurtdışında yaşayan her kadın Özlem Abla gibi olabilseydi ama maalesef yurtdışına evlenerek gelmiş birçok kadın kocalarının ‘Akıllı dur! Seni boşarsam, kovarlar burdan!’ tehdidiyle kocalarına boyun eğmek zorunda kalıyorlar.

Evin Abla ise Fransa’da büyümüş, küçüklüğünde ailesiyle birlikte birçok maddi sıkıntı yaşamış ama birçoğumuz gibi dil sorunu yok. Güzel bir okul okumuş, ama çalışmaya başlamadan okulunun kredi borcu olmuş sırtında. Tam onu bitirip evlenip artık hayatına daha rahat başlayacakken de çocuğuna bakmak için işini bırakmak zorunda kalmış. Çünkü kreşler çok az ve olanlar da çok pahalı. Ama Evin Abla bu süreyi evinde geçirmektense, derneğimizde gönüllü olarak Fransızca konuşma atölyesi düzenlemek istiyor.

Ve bir öğretmen, ülkesi için, gelecek nesillere daha özgür bir Türkiye bırakabilmek için mücadele etmiş. Kadınlar uyanırsa tüm neslin uyanacağını bildikleri için bilgili kadınların gücünden her zaman korkan devlet tarafından işsiz bırakılmış, ihraç edilmiş ve bin bir türlü zorluklarla ailesiyle yurt dışına çıkmış bir öğretmen. Güzel öğretmenim benim, o yaşadıklarını anlattıkça elini öpüp sarılmamak için çok zor tuttum kendimi. Elleri öpülesi bu öğretmen kim bilir ne güzel şeyler öğretmiştir öğrencilerine. Bu güzel şeylerden korkuyorlar işte kadınlar öğrenmesin istiyorlar çünkü biliyorlar ki bir adam eğitirseniz sadece bir adam eğitmiş olursunuz ama bir kadın eğitirseniz bir nesil eğitirsiniz, çünkü kadın çocuklarını eğitir. Ben inanıyorum ki çektiği onca zorluğa rağmen verdiği mücadeleden zerre pişman olmayan, yine olsa yine yaparım diyen bu güzel öğretmen gibi nicelerinin emekleri boşa gitmeyecek. Teibe Öğretmen Ankara Katliamı’nda da oradaymış ve şans eseri kurtulduğu halde çevresinde gördüğü yaralı insanlar sayesinde kurtulduğu için şanslı olduğunu düşünmeyen birisi. Teibe Öğretmen’in Ankara Katliamı ile ilgili anlattıkları bana o gün hissettiklerimi, yaşadıklarımı hatırlattı.

Türkiye’de kadın olmak çok daha zor. Ama Avrupa’da deseniz, medeniyet burada da sayılmaz, fabrikada ya da temizlik işinde çalışan, adı hiç duyulmayan işsiz göçmen kadınların zorluklarını görmezden gelemeyiz. Ne var ki bizler çok güçlüyüz ve bütün bu sıkıntıları yaşamış olsak da, şimdiden kadınlar olarak bir araya geldik, tanıştık, dertleştik, neler yapabileceğimizi konuştuk. Herkes kendi hikayesini anlattı, diğerlerini dinledi. Ve inanıyorum ki biz bütün bu zorluklardan mucizeler yaratacağız, güzel etkinlikler yapacağız belki başka göçmen kadınlara ses olacağız, birbirimize umut olacağız. İşte biz böyle böyle kötülükten iyilik yaratacağız.

25