Göçmen ‘sorununda’ aynı nakarat- Haydar SANCAR

7-9 Eylül tarihleri arasında SP(Sosyaldemokrat Parti) Lugano’da kongresini topladı.Parti organları için seçimler yapıldı.Ancak bu kongreyi ilgi çekici hale getiren seçimler değil, 1 yıl öncesinde SP yönetiminin parti kongresine sunacağını açıkladığı ve açıklandıktan sonra da kamu oyunda sıkça tartışılan, göçmenler konusunda ki raporuydu. Yaklaşık 80 küsür sayfalık bu rapor, partinin göçmen politikası ile ilgili izlenecek rotanın onaylatılması anlamına da geliyordu. Kuşkusuz SP, geçmiş dönemlerde de göçmenlerin merkezinde olduğu kabul edilen politikalarla ilgili olarak görüşlerini açıklıyor, tutumunu belirliyordu. Ancak son dönemlerde İsviçre’ye AB den gelenlerin sayısında yaşanan önemli artışın, ırkçı-gerici çevrlerce istismarı ve politik malzemeye dönüştürülmesi ve buradan da puan toplanması SP’nin de iştahını kabartartı. Daha önce SVP’nin saldırıları karşısında bilen adam rolünün artık işe yaramadığını düşünmüş olacaklar ki, göçmenlerin hak ve özgürlüklerini daha ilerden savunmak yerine, zorla sınır dışı edilmelerin, ‘kriminal’ sayılanların gönderilmelerinin, göçmenlerin zora daylı ‘entegrasyonu’ nun formülasyonlarında demokratlığın ruhuna rahmet okutarak cephenin boş kalmasını istememişlerdir. SP’nin pragmatist bu çıkışı  duyarlı çevrelerde tepkilere yol açarken, sonlandırılamamış tartışmaların kongreye ertelenmesi doğal olarak ilgiyi de arttırmıştı.

Ancak, parti içerisinde  Genç Sosyalistler (JUSO) raporun bütünüyle kongrede onaylanmaması için muhalefet ettiler ve Lugano’ da tartışmalar da bunun üzerinde yoğunlaştı.JUSO üyelerinin girişimleri neticede yeterli olmadı.SP içerisinde ki liberal burjuva kanat, istisnalar dışında geneli üzerinde hakimiyetini kabul ettirdi.Raporda değerlendirilen konular aslında göçmenler açısından bir yenilik içermiyordu.Raporun özü göçmenlerle ilgili sertleştirme politikalarına bazı noktalarda açık bazılarında ise çekinik bir desteği dillendirmeden öte başka bir bakış açısı taşımaktan uzaktı.Kabaca ‘uyum’ sorununa indirgenen, göçmen işçi ve emekçilerin, siyasal yaşama katılmasının önündeki engellerin gündem yapılıp ele alınması, her türlü krizin ve ekonomik çöküntünün merkezine yerleştirilerek hedef tahtasına dönüştürlmesinin engellenmesi gibi perspektifler dışarda bırakılırken, ayrımcı yasalar karşısında bütünlüklü bir değerlendirmeden uzak kalınarak, nihayetinde sorun göçmenlere havale edilip, SP bünyesinde göçmen komisyonu kurulması gibi artık marjinalleşmiş biçimlere dönüşün de önü açılmıştır.

Bu gün artık komisyonların, kurulların inşa edilmesi vb. yöntemlerin hiç bir sorunu çözmediği, çözmeyeceği ortadadır.Göçmen ‘sorunu’ olarak adlandırılan, sorunların ana kaynağı temel hak eşitliğidir. Göçmenlerin kendi içerisinde de  coğrafyalara göre sınırlandırıldığı, haklarının da bu sınırların çizdiği haritalara göre belirlendiği ayrımcı tutum karşısında, seçme ve seçilme hakkının kayıtsız şartsız ülkede yaşayan herkese tanındığı, vatandaşlığın engellere takılmadan, gönüllü bir geçişle sağlandığı vb. temel hakların da ancak yerli ve göçmen emekçilerin ortak mücadelesi ile sağlanabileceği gerçeği daha da önem kazanmakta, bu temelde  emekçilerin ülkenin siyasal ve ekonomik alanda gündeminde olan tüm mücadelelere aktif katılmayı zorunlu kılmaktadır.