Genel seçimler sonbaharda

Capture2

İsviçre’de halk, 18 Ekim’de federal düzeyde temsilcilerini belirlemek üzere 50. Defa sandık başına gidecek. Bir biri ardına toplanan meclis partilerinin kongreleri ise, izlenecek çizgiyi ve öne çıkarılacak propagandayı belirleyen kararlarını verdiler.

 

1847 yılında Sonderbundskrieg olarak adlandırılan savaştan sonra, Avrupa’da yayılan burjuva devrimlerinin yarattığı rüzgarla, feodalizme karşı zaferini ilan ederek, ülke çatısı altında kantonların anayasal birlikteliğini sağ- lamlaştırıp, tamamladığı burjuva devrimiyle İsviçre,bugün ki parlamentonun temellerini attı. ABD Parlamentosu örnek alınarak inşa edilen, burjuva yasama organı 2 meclisli bir yapıya sahip oldu. 1848 yılının sonbaharında, muhafazakar-feodal kanton soylularına karşı bayrağı açan ve hızla gelişen kapitalizmle beraber sahneye çıkan, savaşın galibi liberal-radikal burjuvalar (FDP), yapılan ilk seçimlerin de galibi olmuş ilk anayasada tespit edilen 111 sandalyelik parlamentonun 87’sini almışlardı. Muhafazakar kanton soyluları ise ancak 14 sandalye sahibi olmuş, 10 sandalye ise bu iki kısım arasında kalan orta tabaka arasında dağılmıştı. Kanton Temsilcileri meclisinde de durum farklı değildi. 44 sandalyelik meclisin 30 sandalyesi yine FDP’nin eline geçmişti. Politikada da hakimiyetini ilan eden burjuvazi, çoğunluk (majorz) ilkesine dayanan ve 1919 yılına kadar devam eden seçim sistemiyle, parlamentonun da tek hakimi durumundaydı. 3 kez halk oylamasına takılan, seçim sisteminin değişikliğini ön gören inisiyatifin 1918’de yapılan oylamanın ardından kabul edilmesiyle, orantısal dağılım (proporz) geçerli sistem olarak yürürlüğe girdi ve bundan sonra da federal parlamentonun bileşimi değişti. Kapitalizmin gelişmesi ile birlikte, gelişen İsviçre proletaryası, Avrupa’da giderek gelişen sınıf hareketliliğinin de etkisiyle bir güç odağı olarak politik ve ekonomik talepleriyle ilerlemeye baş- lamıştır. Çocuk emeği sömürüsüne, çalışma süresinin sınırlanmasına ve ücretlerin yükseltilmesine kadar bir dizi hak için verilen mücadele direnişlere ve sokak çatışmalarına dönüşüp, ilk işçi örgütlülüklerinin yaratılmasıyla, SP’nin kuruluş süreci de başlamıştı. Parlamentoda seçim sisteminden kaynaklı olarak bu dönemde ‘yeterince’ temsil edilemeyen SP’nin proporz sistemine geçilmesiyle, sahip olduğu sandalye sayısı da artmış, bugün ki SVP’nin önceli de olan Bauernpartei bu durumdan faydalanan parti olmuştu. 1971 yılına kadar kadınların oy kullanma hakkının olmadığı İsviçre uzun süren mücadeleler sonunda, Avrupa’nın göbeğinde sırtında taşıdığı kamburu ancak atmıştı.

1939 yılına kadar 3 yılda bir s e ç i m l e r, 1939 yılından sonra ise 4 yıllık periyotlarla yapılmaya başlandı. 18 Ekim’de ise 50. Defa sandık başına gidilerek 200 sandalyeli federal meclis ile 46 sandalyeli kanton temsilcileri meclisi seçimleri yapılacak. Seçimlere hazırlanan burjuva partiler ise bir bir kongrelerini yaparak seçim programlarını belirlediler. Liberal burjuva partilerin yayınladıkları seçim deklarasyonlarında işçi ve emekçilerin yaşamlarını, çalış- ma koşullarını iyileştirmeye yönelik tek bir talep yer almazken, liberal serbest piyasa adına sermaye sahiplerinin çıkarlarına endekslenmiş programlar ise halkın, emekçilerin talepleriymiş gibi sıralanıyor. Sosyal siyasal, ekonomik, göçmen, iklim, enerji politikaları AB ile olan ilişkiler gibi meselelerde halktan oy talep edecek, sermaye partileri arasında özellikle, geçen yıl Şubat ayında yapılan oylamada kabul edilen göçmen kotası inisiyatifinin yasalara uygun hale getirilerek yürürlüğe koyulması noktasında burjuva partiler arasında yaşanan çelişkiler, 2 farklı kutup yaratmış durumda. İnisiyatif’in kurucusu SVP’nin inisiyatif formülasyonunun bire bir yasalaştırılarak uygulanması talebi karşısında, burjuva liberal ve merkez sağ partilerinin yanı sıra, SP ve Yeşiller, işveren örgütleri, bu durumda AB ile imzalanan ikili anlaşmaların iptal edilmesi gerekeceği, akabinde ortaya çıkacak siyasal ve ekonomik gelişmelerden İsviçre’nin zarar göreceği iddiasıyla karşı bir tutum alıyorlar. Dış işleri bakanının, cumhurbaşkanın çeşitli vesilelerle Brüksel’de AB ile yaptığı görüşmeler neticesinde serbest dolaşıma kota uygulanması konusunda bir anlaşmaya varılamaması, bazı ara çözümlerle beraber AB ile imzalanan anlaşmaların iptali de dahil yeniden halk oylamasına sunulması ihtimalini de beraberinde getiriyor. SVP ise burjuvazinin diğer cenahından kendisine karşı yapılan muhalefeti halen aşabilmiş değil. Bu durumu lehine çevirmek isteyen SVP’nin, seçim propagandaları süresince, saldırgan, aktif bir politika izleyeceğini yeni bir inisiyatif ile Bilateral olarak antlaşmaların iptaline ve Schengen – Dublin anlaşmasından çıkılmasına kartlarını yatıracağına, son yaptığı parti kongresinde delegelerinden onay aldı. Frank kurunun değer kazanması üzerinden yaşanan ekonomik gelişmeler de, seçim propagandaları boyunca sürekli gündemde olacak diğer bir mesele. Daha şimdiden bir çok kantondan onlarca işletmenin, durumdan istifade çalışma sürelerini uzatması, emekçiler üzerindeki cenderenin iyice sıkılması, kantonların yürürlüğe koyduğu / koyacağı tasarruf paketleri, gibi sorunlar seçimlere kadar ağırlık kazanarak gelişecek sorunlar olarak duruyor.

FDP 22 Ağustos’ta yapacağını duyurduğu kongresiyle, seçim çalışmalarının son etabına gireceklerini ilan eden FDP yönetimi, seçim programında; kişisel özgürlükler dediği genel ve boş bir kavramla, diğer burjuva partilerle arasına sınır koymaya çalışarak, emekçiler için sadece esnek çalışmayı, bir hak görüp savunuyor. Göçmen politikasında ise tuttuğu yer; kim yasaları çiğniyorsa, sınır dışı edilsin, formülasyonundan ibaret.

CVP Parti programında, 3 ana başlık üzerinden yaklaşımını belirleyen Hıristiyan Halk Partisi (CVP), geleneksel aile yapısını korumayı merkeze alan, aile, ekonomi ve sosyal yaşantı konusunda kabul edilebilir bir uyum yaratmayı amaçlayan söylemi ve pazar ekonomisi ile merkez sağ parti olma tutumunu politikaya yansıtıyor. CVP de Hıristiyanlık vurgusu dışında, diğer burjuva partileri gibi, işçi ve emekçilerin, göçmenlerin gerçek sorunları ile ilgili bir yaklaşımı parti programına almış değil.

SP Şubat ayı içerisinde yaptığı seçim programı kongresinde SP, seçimlere hazırlık sloganını ‘für alle stat für wenige’ (azınlık yerine herkese) belirlemiş. Kongre sonrasında parti tarafından yayınlanan, talepler broşüründe; kadınlar için ücret eşitliği talebi, konut sorununa karşı sosyal imar planı, emekli ücretlerinde %10’luk bir artış, belli bir yaşın üzerindekilere işten çıkarılmaya karşı güvence, borsa kazançlarının vergilendirilmesi, ücretsiz günlük bakım evi ve okulları vb. gibi talepler dikkat çekiyor.

SVP 28 Şubat’ta yaptığı kongreyle 2015 – 2019 programını belirleyen ırkçı parti SVP, önceki programında yer alan, göçmen düşmanı, özel mülkiyetin koruma altına alınmasını isteyen saldırgan söylemini ve sermaye sözcüsü tutumunu koruyup, seçim parolası olarak yine en başta, göçmenleri ve sığınmacı ları hedef alan göndermeleri tercih etti.

Grüne Partei Seçimler için yayınladığı platform broşüründe Yeşiller,’ Eğitim ,ücret, servet ve güç faktörlerinin eşitsiz dağıldığını, 1980’den milyonerlerinin servetinin giderek daha çoğaldığını servetin giderek bir avuç elde merkezileşip toplandığını vurguladıktan sonra, enerji,klima ve çevre sorunlarının ağırlıklı olarak merkezde olduğu değerlendirme ve talepler listesi ile ( toplu taşı- ma ücretlerinin düşürülmesi, sosyal ve planlı bir biçimde konut sorunun çözülmesi, ırkçılığa ayrımcılığa karşı yasal güvencelerin sağlanması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi gibi taleplere yer veriyor.

GLP Liberal Yeşiller ise iklim koruyuculuğu ve çevrecilikle biçimlenmiş, pazar ekonomisini merkezine alan tutumuyla, liberal sağ ile Yeşiller arasında duruyor.

PdA (İsviçre Emek Partisi) 1944 yılında yasaklanan İsviçre Komünist Partisi’nin yerine kurulan Partei der Arbeit,Zürih, Waadt, Cenevre, Tessin gibi kantonlarda seçime katılıyor. PdA’nın yayınladığı seçim platformunda İsviçre ve dünya ile ilgili genel bir değerlendirme yapıldıktan sonra, Rosa Luxemburg’un ‘ sosyalizm yada barbarlık’ sözü hatırlatılarak, ‘asıl amaçlarının parlamentoda yer almak değil, seçimlerin sunacağı olanaklardan emek örgütü olarak yararlanmak, ve burjuva partilerin karşısında sesini duyurmak isteyen kitlelere olanak sağ- lamak olduğu vurgulanarak, parlamenter mücadelenin kapitalizmin sorunlarını çözmeyeceğini, ancak geniş yığınların işçi ve emekçilerin taleplerinin duyulur hale gelmesine ve bazı iyileştirmeler sağlamasına hizmet edecektir’ deniliyor. Talepler kısmında ise; kadın ve erkek arasında ücret eşitliği, 4000 Fr. Asgari ücret, çıraklar için asgari ücret, 35 saatlik haftalık çalışma süresi, satış mağazalarının açılış sürelerinin maksimum 11 saatle sınırlandırılması, kiralık işçi çalıştırılmasının yasaklanması, işten atılmalara karşı koruma sağlanması, iş yerlerinde iş güvenliği ile ilgili önlemlerin arttırılması, işyeri işçi temsilciliklerinin söz ve yetki haklarının genişletilmesi, işçilere iş süresi içerisinde toplanma hakkının tanınması, ücretsiz eğitim, sağlık ve kreş hizmeti, İsviçre’de yaşayan herkese seçme ve seçilme hakkının tanınması, konut,çevre, kültür gibi başka bir çok başlık altında sıralanmış talepler yer alıyor.

Bakanlar Kurulu

Federal Meclis ve Kanton Temsilcileri Meclisi’nin katıldığı birleştirilmiş oturumda seçilen 7 kişilik bakanlar kurulu, konkordanz olarak adlandırılan prensibe göre işliyor. Buna göre parlamentoda temsiliyette en güçlü 3 partiye 2 bakanlık koltuğu verilirken, 4. parti ise 1 koltuk alıyor. Yıllar boyunca SP(2),SVP(2),FDP(2) ve CVP(1) arasında dağılan koltuklar, 12 Aralık 2007 yılında yapılan bakanlar kurulu üyeleri seçimi sonrasında Christoph Blocher’in yerine Evelyn Widmer Schlupf’un seçilmesi akbinde de Schlumpf’un SVP’den atılması ve Schlupf ve arkadaşlarının (Graubünden ve Glarus) BDP isimli yeni partiyi kurmalarıyla, konkordanz fiili olarak sona ermiş, SVP bakanlar kurulunda Ueli Maurer vasıtasıyla tek kişi olarak temsil edilir kalmıştı.