FUAT AKYÜREK- “YERLİ VE MİLLİ”

Türkiye politik gerginlik ve çatışmalar içinde yeniden seçimlere gidiyor. 1 Kasım seçimlerine sayılı günler kaldı. Seçime giren partiler seçim beyannamelerini açıklıyorlar, vaatlerini, yapacaklarını sıralıyorlar. 7 Haziran seçimleri Erdoğan tarafından anayasal boşluklar kullanılarak, AKP ve MHP’nin yardımlarıyla “geçersiz” sayılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni seçimler için yine yollara düştü, tüm gücüyle AKP lehine bir seçim kampanyası yürütüyor. Onun amacı bellidir.

“Tek parti, tek adam” diktatörlüğü peşinde olan Erdoğan, Saray’ında oluşturduğu seçim stratejisinin kilit halkasını açıkça ilan etmiş durumda. “550 milli ve yerli vekil” istiyor. Onun üstü örtülü ilan ettiği gerici amacı siyaset acemisi Başbakan Davutoğlu açıktan ilan etti; “HDP baraj altında bırakılmalıdır.” Böylece 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye oy vermiş olan Kürtlerin, alevilerin ve devrimci, demokrat, solcu Türklerin “yerli ve milli” olmadıkları devleti ve hükümeti yönetenler tarafından yüksek sesle ilan edilmiş oldu.

Ama bu madalyonun sadece bir yüzü. Birde madalyonun öteki yüzü bulunuyor. Bu yüz doğrudan parlamento düzeyindeki siyasetin konusu. Burada hesap çok açık; HDP, ona oy veren kitleler üzerinde estirilen baskı, terör, yıldırma ve seçim hileleri ile baraj dışına itilebilirse Erdoğan’ın tek parti, tek adam diktatörlüğünün kapısı sonuna kadar açılmış olacak. Çünkü CHP ve MHP’nin alacakları oy ve çıkaracakları milletvekili sayısı bu gidişata engel oluşturamayacaktır. Böylece “550 milli ve yerli” vekililin oluşturduğu parlamentoda AKP kesin bir üstünlük sağlayacak, ülke bugün olduğundan daha karanlık bir gericilik tarafından yönetilir olacaktır.

Ancak 7 Haziran seçimleri Erdoğan ve tayfası tarafından hedeflenen bu tür gerici amaçların engellenebileceğini açıkça göstermiştir. HDP önüne dikilen barajı parçalamış, yüzde 13 civarında oy alarak 80 milletvekili çıkarmış, Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğüne ilişkin hesapları boşa çıkarılmıştır. Ülkenin Emek Partisi ve diğer bazı örgüt, parti ve kişileri, sosyalist, ilerici ve devrimci güçler HDP ile işbirliği yapmış, onu desteklemiş, Kürt halkı da gerek Kürdistan’da, gerekse yoğun olarak yaşadıkları diğer yerleşim birimlerinde oylarını HDP’ye vermiştir.

Bu durum Erdoğan ve artık onun karanlık amaçlarını gerçekleştirmenin bir aracı haline gelmiş olan partisi AKP tarafından büyük bir öfkeyle karşılanmıştır. Parlamento da bulunan partiler tarafından bir hükümet kurulması engellenmiş, koalisyon görüşmeleri ile partiler oyalanmış, sonuçta anayasanın öngördüğü hükümet kurulma süresi doldurularak ülke yeniden seçimlere sürüklenmiştir. Ancak bu sürükleniş düşmanlık tohumları ekilerek, Türk milliyetçiliği kışkırtılarak, çatışmalar tırmandırılarak, Kürt halkının özerklik istemleri bastırırılarak, Kürt yerleşim yerleri yakılıp, yıkılarak gerçekleşmektedir.

Erdoğan ve partisinin amacı yine o kadar açık ve karanlıktır. Onlar baskı ve terörle, seçmenleri yıldırılarak, pek çok yerde oy kullanma koşulları ortadan kaldırarak HDP’yi baraj altına itmeyi hedeflemektedirler. Bu bir tehlikedir ve küçümsenmemesi gerekir. Evet hükümet yanlıları da dahil olmak üzere pek çok anket HDP’nin baraj sorunu olmadığını ortaya koymaktadır. Ama seçimin hangi koşullarda gerçekleşeceği, hangi engellemelerin, sahtekarlıkların devreye girecekleri doğal olarak bu anketlerin konusu değildir ve bu durum anketler tarafından “ölçülmemektedir.”

Bütün bunlara karşı ülke dışında yaşayan bizlerinde bir sözü olmalıdır. Hatırlanacağı gibi 7 Haziran seçimlerinde Kocaeli’nde bir milletvekililiği yurt dışında yaşayan göçmenlerin oyları ile HDP’ye kazandırılmış, İsviçre HDP’nin diğer partilerden daha fazla oy aldığı bir ülke olmuştu. Bugün bu oranların daha da yukarı doğru çekilmesi için sıkı bir çalışma gerekiyor. Bizler ülkedeki demokrasi mücadelesine her zaman yakın ilgi duyduk ve onu güçlendirmeye çalıştık. Önümüzdeki seçimlerde bu çabamızı daha da artırıp, güçlendirmemiz büyük bir zorunluluk haline gelmiştir.