Fuat Akyürek- STRATEJİK ADIMLAR

 

Ukrayna’daki gelişmelerin ardından Batı ülkeleri ile Rusya arasındaki ilişkilerin oldukça gerildiği bir döneme girilmekte. Rusya ABD ve AB ülkelerinin –başta Almanya, Fransa, İngltere vb.- Ukrayna’yı Rusya’nın etki alanından koparıp kendi etki alanı içine alma hamlesine sert bir biçimde karşılık verdi. Kırım Rusya tarafından ilhak edildi ve ardından Ukrayna’nın Doğu’sunda Rusya yanlısı özerk bölgeler gündeme geldi.

ABD ve AB ise Rusya’ya karşı ambargo ve yaptırımlar politikasını zaten bir süredir uygulamaktaydı. Bütün bu gelişmeler olurken petrol fiyatları aşağı düşmeye başladı. İddia edildiğine göre bu düşüşün ardında başta ABD olmak üzere onunla birlikte hareket eden Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin, ve tabii AB ülkelerinin Rusya ve İran ekonomisini zora sokma hamleleri bulunuyor. Bilindiği gibi Rusya’nın en önemli ihraç malları petrol ve doğal gaz. Rusya’nın Avrupa’ya gaz taşımak üzere planlanan Kuzey hattını iptal ettiğini açıklaması bütün bu gelişmelerin üzerine geldi. Buna karşılık Putin’in, Türkiye ziyaretinde Rusya’nın Türkiye’den geçecek Güney hattını inşa edeceği bu hattın Yunanistan sınırına yakın bir yerde sonlandırılacağı açıklandı. İsteyen buradan doğal gaz alabilirdi!

Bütün bu karşılıklı hamleler adeta stratejik bir santranç oyununu andırıyor ve uluslararası ilişkilerin nereye doğru gitmekte olduğu konusunda epeyce kafa yoruluyor. Ama şimdiden bazı veriler ortaya çıkmış durumdadır. ABD, Ukrayna krizini tırmandırarak gittikçe gelişme eğilimi gösteren Almanya ve Rusya ilişkilerine ciddi darbeler vurdu. Rus doğal gazının en büyük alıcısı Almanya ve Rusya’dan Almanya’ya direk gaz taşıyan bir hat bulunuyor. Bunun ötesinde bu iki ülkenin ekonomik ve siyasi alanda giderek genişleme eğilimi gösteren ilişkileri bulunmaktaydı. ABD şimdilik bu ilişkilere ciddi bir darbe indirmiş görünüyor.

Elbette ABD’nin kendi çıkarları için stratejik olan bu adımları atmasının ve Almanya’yı çıkmaza alarak hamlelerini yapmasının belli bir nedeni bulunuyor. ABD, kara Avrupa’sında Almanya ve Rusya’nın ortak bir hatta ilerlemesini ve bu hatta Fransa’nın katılma ihtimalini kendi çıkarlarına yönelmiş potansiyel bir tehdit olarak görüyor.Bu üçlü arasındaki ekonomik, siyasi, hatta askeri ilişkilerin gelişmesi, ABD’nin stratejik çıkarlarına aykırı görünüyor. Büyük emperyalist ülkelerin kendi çıkarlarını güvenceye almak, rakip emperyalist güçleri zayıflatmak için hamleler yapmak zorunda olduğunu dikkate aldığımızda, bütün bu karşılıklı atılan adımlara doğru anlamlar yükleyebiliriz ve olup bitenin iç mantığını kavrayabiliriz.

Rusya, Avrupa ülkelerine ihraç edeceği doğal gazda sıkıntı olabileceği ihtimaline karşı, Çin’e yılda 400 milyar dolarlık doğal gaz ihraç etme anlaşmasını zaten imzalamış bulunuyordu. Çin’in doğal gaz olsun, petrol olsun Rusya’nın enerji kaynaklarına ihtiyacı bulunuyor.Buna karşılık Nato üyesi, AB’nin aday üyesi, son zamanlarda aralarında bazı sorunlar olsa da, ABD’nin sadık müttefiki AKP yönetimindeki Türkiye’nin, Rusya ile ilişkilerini nereye kadar geliştirebileceği, müttefiklerinin baskısı karşısında geri adım atıp atmayacağı gibi sorunlarda bulunuyor.

Şimdiden anlaşılan o ki, Türkiye Rusya ile ilişkilerini şimdilik Batı’nın istediklerini tümüyle yerine getirmeye göre düzenlemeyecek, ancak bu ilişkileri kendi istediği düzeyde de geliştiremeyecek. Batı ile Rusya arasındaki çekişme kesin bir hesaplaşmaya doğru dönmesi durumunda da, o zaman Türkiye “iki tarafı da idare etme” pozisyonunu sürdüremeyecek ve safını belirlemek zorunda kalacak, ama hevesle öne atılma durumunda da olmayacak. Elbette uluslararası ilişkilerin yönü ve gelişmeler bugünden öngörülemeyecek durumları da ortaya çıkarabilir.

Gelişmelerin gösterdiği ilk şeylerden birisi bu durumdan ABD’nin avantaj sağlaması ise, ikincisi de Rusya’nın karşı cepheye konmasıdır. Elbette emperyalistler arasındaki bloklaşma henüz keskin biçimleri ile şekillenmemiştir ve Asya’daki gelişmeler, Çin, Japonya, Hindistan gibi ülkelerin alacakları tutum bu bloklaşmayı ve güç dengelerini doğrudan etkileyecektir. Görülüyor ki, Asya emperyalistler arası sert bir mücadelenin alanı oluyor.Ortadoğu’da ise ABD etkinliğini sürdürüyor. ABD’nin kendi petrol ve doğal gaz kaynaklarını geliştirmesi, bu bölgenin doğal kaynaklarına bağımlılığının azalması, bu bölgenin petrol, doğal gaz vb. ne bağımlılıkları büyük olan rakiplerini daha fazla zora sokacak adımlar atmasını da beraberinde getiriyor. Yani Ortadoğu ABD açısından hem ham maddelerin denetlenmesi, hem de geçiş yollarının kontrolü ve emperyalist çelişkilerin düğüm noktalarından birisi olması açısından taşıdığı önemi koruyor.Kısacası gelecek günler ve aylar pek çok gelişmeye gebe. Ama dünya emperyalistlerin gerici çıkarlarından, onların güç mücadelesinden ibaret değil.

Geçtiğimiz günlerde 20. Yılını Türkiye’de kutlayan Uluslararası Komünist Hareket, dünya ülkelerindeki işçi sınıfının ve halklarının, emperyalist kapitalizmin kendilerine hazırladığı karanlık geleceğe mahkum olmadıklarını, mücadeleye atılmaları durumunda yeni bir dünya kurabileceklerini bir kez daha ve yüksek sesle ilan etti. Ülkelerde yükselen işçi ve emekçi mücadeleleri, uluslararası işçi sınıfının ve emekçi halklarının giderek gelip, güçlenen bir hareketlenmeye yöneldiklerini ortaya koyuyor. Tarih mücadele edenlerin er geç zafere ulaşacaklarının örnekleriyle doludur.