FUAT AKYÜREK- KORKUTARAK KAZANMAK

1 Kasım seçimleri herhalde ülkenin siyasi tarihine halkı açıktan ve doğrudan korkutarak ve tehditle oy istenen ilk seçim olarak geçecek. Siyasi partiler genellikle vaatlerle oy alırlar, seçmenlere ekonomik ve siyasi rahatlama üzerine kurdukları propaganda ile giderlerdi. Ama bu seçimlerde Erdoğan ve AKP’si vatandaşlardan tehditle, şantajla oy istedi. Faili meçhüllerin sembollerinden “beyaz Toroslar”ın dillendirilmesi, ülkenin göbeğinde bombaların patlamasına müsaade edilmesi, basın ve yayın organlarının aleni basılması ve yayınlarının kesilmesi, genel olarak vatandaşın kargaşa ve kaosla tehdit edilmesi ve bu yönde örneklerin ortaya konulması. Kısacası ülkede bilinçli bir bir biçimde bir kargaşa ve kaos ortamı yaratılması. 1 Kasım Seçim’lerinde AKP’yi kendilerininde ummadığı, beklemediği bir oy oranı ile zafere taşıyan koşullar işte bunlardı.

Ama bütün bunlara rağmen Erdoğan ve AKP iki temel amacına ulaşamadı. Bu temel amaçlar Erdoğan’ın deyimi ile “fiil başkanlık” sisteminden anayasal, yasal başkanlık sistemine geçiş ve bu hedefin gerçekleşebilmesi için en önemli engel olarak görülen HDP’nin baraj altına itilmesi idi. Erdoğan açıkça “550 yerli ve milli vekil” istemişti. Bunun politik açılımı HDP’nin baraj altında bırakılması ve oluşacak parlamentoda AKP’nin anayasa da değişiklik yapabilecek bir çoğunluğu elde etmesidir. Davutoğlu’da Erdoğan’ın politik kurnazlıkla ilan ettiği üstü örtülü hedefi, yani HDP’nin baraj altında bırakılmasını açıkça istemiş ve bu yönde çağrı yapmıştı. Ama seçim sonuçları açıklandığında bu sonuçlara ulaşılamadığı görüldü.

Aslında bu iki sonuç 1 Kasım seçimlerinin en önemli iki gerçeği olarak kabul edilmelidir. AKP’nin birinci parti olacağı tahmin ediliyordu ama bu oranda oy alarak rahat bir çoğunluk sağlaması beklenmiyordu. Bu sonuç gösteriyor ki, Erdoğan ve AKP’nin kargaşa ve kaos yaratarak vatandaşları tereddüte düşürme ve istikrar ve güveni” sadece kendilerinin sağlayabileceği yönündeki demagojik propagandaları oldukça etkili oldu. Tereddüte düşürülen ve “istikrar ve güvenlik” konusunda endişeye kapılan vatandaşlar AKP’ye oy verdiler.

Neler olduğunu kısaca hatırlayalım; 7 haziran seçimleri ile 1 Kasım seçimleri arasında ülkede tam bir terör estirildi. Kürt illerindeki bazı mahalleler özyönetim ilanları bahane edilerek yakılıp, yıkıldı. Estirilen terör sadece Kürt illerinde yıkıcı bir rol oynamadı, aynı zamanda Batı illerinde HDP’ye oy verecek vatandaşları üzerinde “terör dalgası” bahanesi ile yılgınlık ve tereddüt yaratmayı hedefledi. Şövenizm ve Türk milliyetçiliği sonuna kadar kışkırtıldı. Başkentin göbeğinde bombaların patlatılmasına seyirci kalındı ve halk dehşete düşürüldü. Erdoğan ve AKP’nin gerici hesapları açıktı biraz Kürt illerinden, biraz Batı illerinden HDP oylarının aşağı çekilerek HDP’nin baraj altına itilmesi ve tek parti ve tek adam diktatörlüğüne giden kapının sonuna kadar açılması.

Ama bu gerici hesaplar HDP ve ittifak güçleri tarafından boşa çıkarıldı. Bir miktar oy kaybedildi ama HDP yüzde 11 dolayında oy aldı ve barajı aştı. AKP’nin oylarındaki artış ise asıl olarak Saadet Partisi ve MHP gibi sağ ve muhafazakar olarak adlandırılan partilerin seçmenlerinin Erdoğan ve AKP’nin demagojik propagandalarından en fazla etkilenen seçmen gurubundan oyların kayması sonucunda elde edildi. Bu partilere oy veren “seçmenler” “istikrar ve güvenlik” demagojileri ile etkilendiler ve oylarını AKP’ye kaydırdılar. Saadet Partisi’nden yüzde 2, MHP’den de yüzde 5′e yakın oy kayması oldu. Kürt illerinde ise Hüda Par AKP lehine seçimlerden çekilmişti. Bu durum AKP’nin oylarının nerelerden kazanıldığını da açıkça ortaya koyuyor.

Şövenizmin kışkırtılması, halklar arasında düşmanlık yaratılması, kitle katliamlarına göz yumulması gibi gerici, faşist politikalar işçi ve emekçi kitlelerinin gerçek sorun ve taleplerinin geçici bir süreliğine geri plana itilmesine neden oldu. AKP’nin aslında ortaya çıkmasına katkıda bulunduğu ülkenin “istikrarı ve güvenliği” gibi sorunlar, en hayati ve acil sorunlar olarak ilan edildi. Oysa AKP 13 yıldır hükümetteydi ve eğer bu tür sorunların varlığı ileri sürülüyorsa ilk yakasına yapışılması gereken sorumlu da kendisiydi! Ama yalan ve demagoji etkili oldu. Bu sonucun ortaya çıkmasına MHP ve CHP gibi “muhalefet” partileri de az katkıda bulunmadılar.

Bitirirken şunları vurgulamak gerekiyor. Ülkenin AKP Hükümetleri tarafından içerisine itildiği ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlar olduğu gibi yerinde durmaktadır. Buna dış politikada ülkenin içine düşürüldüğü durumda eklenmelidir. Sorunlar azalmamış, çoğalmış ve büyümüştür. Erdoğan ve AKP Hükümetleri ortaya çıkmasına neden oldukları bu tablodan doğrudan sorumludurlar. Uygulamayı vaat ettikleri politikalar da sorunları çözmeyi değil, derinleştirmeyi ve çoğaltmayı garanti etmektedir. Açıkça görülüyor ki, demokrasi, barış, halkların eşit haklarla kardeşçe birlikte yaşamı için verilen mücadele gelişmek ve güçlenmek zorundadır. Ortaya çıkan politik tablo işçi ve emekçi halkın bilincinin, mücadelesinin, örgütlenmesinin gelişip güçlenmesi için, bütün ilerici, demokrat, sosyalist güçlere büyük sorululuklar yüklemektedir. Umarız onlarda bunun bilincinde olurlar!