FUAT AKYÜREK- İÇ POLİTİKA VE DIŞ POLİTİKA

Türkiye’nin de bir parçası olduğu Ortadoğu’da gelişmelerin hızı arttı, kapsamı genişledi. Bir Rus savaş uçağının sınır ihlali gerekçesi ile düşürülmesi bu gelişmeleri hızlandıran bir olay oldu. Eğer Rus uçağının düşürülmesini anlık, tesadüfi, yanlışlıkla gerçekleştirilmiş bir olay olarak düşünmüyorsak, bunun yol açacağı gelişmeler konusunda da gerçekçi öngörülerde bulunmamız gerekir. Olayın kapsamını anlayabilmek için uçağın düşürüldüğü gün, Genelkurmay’da görüşmeler yapan ABD Genelkurmaz İkinci Başkanı’nın Türkiye’de bulunduğunu –aktaran A.Selvi Yani Şafak- hatırlatmamız yeterlidir. Bölge artık Nato, ABD ve Rusya’nın ve bunların ardında karşılıklı mevzilenmiş bölge gericiliklerinin sıcak bir mücadele alanı haline geldi.

Çok bilinen genel bir gerçektir: dış politika iç politikadan ayrılamaz ve onun uzantısıdır. Ülkeyi yöneten gerici cephe ABD ile sözde İŞİD’e karşı anlaşma yapıp İncirlik ve diğer üsleri ona açtığında, hemen hemen aynı zamana denk gelen ikinci bir adımı daha attı. Kandil ve Irak Kürdistanı’nındaki diğer PKK kampları savaş uçakları tarafından bombalanmaya başladı. Zaten 7 Haziran’ın hemen ardından “masa da yok, taraf da yok” denilerek Türkiye Kürdistanı içinde operasyonlar ve saldırılar başlamıştı.

Ancak Saray’ın merkezinde bulunuduğu gericiliğin tek hamlesi Kürt Sorunu konusunda olmadı. Dündar ve Erdem’in tutuklanması bu saldırının bütün muhalif basını susturmaya, gerçekten gazetecilik yapmak isteyenleri sindirmeye, ülkedeki demokrasi güçlerini bütünüyle ezmeye doğru genişleyeceğine işaret ediyordu. Eğer içeride ve dışarıda savaş tamtamları çalmaya başlamışsa, işçi ve halk hareketinin bastırılması ve ezilmesi gerekir. Bu tür durumlarda gericiliğin anayasasının ilk maddesi budur.

Bunları hemen yarın bölgesel bir savaş çıkacak diye yazmıyoruz. Ama bu kadar silahın ve ordunun yeniden Ortadoğu’da toplanmasının, bölgeyi bütünüyle ateşe atacak bir gelişmenin sadece bir kıvılcıma bağlı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bütün bunların bir tesadüf eseri olduğunu düşünmemiz için ortada hiç bir hafifletici neden bulunmamaktadır. Bugünün dünyasında da böyle tesadüflere yer yoktur. Eğer bir taraf teslim bayrağını çekmeyecekse, diğer tarafın hamlelerine karşı hamlelerle cevap verecektir. Rusya’nın doğrudan uçakları hedef alan S 400 füzeleri hamlesine Nato’nun savaş gemileri, uçakları ve füzeleri ile karşılık vermesi gibi.

Gelişmelerin açıkça kanıtladığı diğer bir gerçekte ülkede barış ve demokrasi mücadelesinin daha da güçlenerek, geniş güçleri harekete geçirmeyi başararak yükselmesi gerektiğidir. Kürt siyasi hareketi Özyönetim ilanları ile ileri bir hamle yaptı. Böylece Kürt halkı kendi kaderini kendisinin tayin etmek istediğini, bu isteğinin görüşmeler yoluyla gerçekleşmemesi durumunda, Özyönetimleri her yol ve yöntemle savunacağını, bugünkü koşullarda Özyönetimin kendi kaderini tayin etmenin somut biçimi olduğunu açıkça ilan etmiş oldu. Bu gelişme ulusal sorunun yeni bir evreye adımlarını atmış olduğunu gösteriyor.

Sorunun kendi içinde son derece önemli bir özgünlüğü bulunmaktadır. Kürt siyasi hareketi artık bölgesel bir güç ve şu ya da bu parçada farklı gelişmeler olsa da genel gücünü ve etkisini korumayı başarmaktadır. Bu durum Türkiye’nin barış ve demokrasi güçleri için bir dezavantaj değil, avantajdır. Bölgede barış ve demokrasi isteyen canlı bir halk hareketi var ve bölge gericiliğinin en belalı gücünün saldırılarının püskürtülmesi için Kürt halk hareketi ile en sıkı bağlar ve mücadele ortaklıkları düne göre bugün daha da zorunlu hale gelmiştir. Bu gerçek görülmeden ve gereği yapılmadan, gerçekten etkili ve güçlü bir barış ve demokrasi mücadelesi yürütülebileceğini sanmak, boş hayal kurmak olacaktır.