Fuat Akyürek- HDK, HDP VE UMUDA YOLCULUK

Ekim ayının son haftasında Türkiye halklarının mücadele ve örgütlenme tarihlerinde önemli bir kilometre taşının geride bırakıldığı gelişmeler yaşandı. Önce Halkların Demokratik Kongresi HDK’nın 3. Genel Kurulu yapıldı ve ertesi günü de Halkların Demokratik Partisi HDP’nin 1. Olağanüstü Genel Kongresi yapıldı. HDP Kongresi’nin genel şiarı “Umuda Yolculuk” idi. Kongrede yoğun biçimde atılan “bu daha başlangıç” sloganı, önde daha aşılması gereken çok yol bulunduğunu, ama böylesine güçlü bir umutla başlandığında aşılamayacak zorlukların olamayacağını simgeliyordu.

Bilindiği gibi yerel seçimler yaklaşıyor ve HDK bileşenleri bu seçimlere Kürdistan’da BDP, ülkenin batısında ise HDP bayrağı altında katılacaklar. Kuşkusuz bu gelişme sadece seçimler dikkate alınarak, seçim için yapılmış bir siyasi birliği temsil etmiyor. Bu gelişme kalıcı bir mücadele cephesinin güçlü bir biçimde örülmeye başlandığını gösteriyor. HDP’nin yeni baştan atılıma geçmesi, başta Kürt ve Türk halkları olmak üzere, ülkenin tüm milliyetleri, ezilen mezhepleri, bütün bu halklara mensup işçi ve emekçileri için demokrasi, özgürlük ve eşit haklara dayalı bir kardeşliğin mücadelesini vermek için yolu sonuna kadar açıyor.

Şu gerçek çok iyi biliniyor ki, bugün HDP’ye katılması gereken siyasi partiler –örneğin ÖDP-, siyasi çevreler, toplumsal örgütler bulunuyor. Bu güçlerin katılımı için çaba sarfetmek HDP bileşenlerine düşüyor. Ama diğer bir gerçek daha var ki, o da şudur; söz konusu bu güçler HDP’ye katılsalar bile, HDP özellikle ülkenin Batı’sında geniş bir kitleselliğe ulaşmış olmayacak. HDP’nin daha geniş halk kitlelerine ulaşması için bitip tükenmek bilmeyen bir enerji ve istekle çalışmak gerekecek. Eğer “bu daha başlangıç” sloganını, önde bulunan bu görevleri başarmak için bir çağrı olarak kabul ederlerse, HDP güçlerinin kitlelerin tabandan birliğini sağlamamak için hiçbir nedenleri bulunmayacaktır.

Halk kitlelerinin tabandan birliğini sağlamak neden önemlidir? Çok iyi biliniyor ki, HDP’nin özellikle ülkenin Batı’sında dinsel ideolojiden etkilenmiş kesimleri, liberalleri kendi bünyesine katamadığı, “marjinal sol kesimleri” içerdiği gibi bir eleştiri bulunuyor. Burada bu eleştiriyi yöneltenlerin niyetlerini –eleştiri yöneltenlerin genellikle iyi niyet yoksunu olduğunu belirtelimsorgulamak, bazı dini ve liberal çevrelerle yakın dönemde yapılmış işleri sayıp dökmek gibi bir işe girişmeyeceğiz. Ama şunu söylememiz gerekiyor: HDP’nin platformu ve programı bu kesimleri dıştalayan bir özelliğe sahip değildir.

Sorun esas olarak bu kesimler adına –dini, liberal vb- politika yapan çevrelerin yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Liberaller adına politika yapan örgütlenmiş bir mihrak bulunmamaktadır. Liberal çevreler genellikle bireysel hareket etmektedirler. Ama bu kesimlerin eğer ülkede demokrasi ve özgürlüklerin egemen olması konusunda bir istekleri bulunuyorsa, HDP’yi desteklememeleri için bir neden bulunmamaktadır. Diğer soruna gelince ülkede dini politikaya alet eden bir hükümet bulunmaktadır. Ciddi oranlara varan bir kitle dini slogan ve çağrıların kullanılmasından etkilenmektedir.

Ama diğer taraftan bu kitle ağırlıklı olarak işçi ve emekçi tabakalardan gelmektedir ve hükümetin bu kesimlerin ekonomik ve sosyal taleplerini karşılayabilecek herhangi bir olanağı bulunmadığı gibi, buna niyeti de yoktur. Bunun nedeni ise son derece açıktır: hükümet büyük sermayenin çıkarlarını temsil etmektedir ve uyguladığı politikalar işçi ve emekçi kitleler için çalışma ve yaşam koşullarını her geçen gün daha fazla zorlaştırmaktadır. Sadece dinden etkilenmiş ama AKP karşıtı kitlelerin değil, AKP’ye destek veren dinden etkilenmiş halk kesimlerinin de kazanılması gibi bir görev HDP güçlerini beklemektedir. Bu kitlenin gerçek çıkarları HDK içerisindeki partiler –örneğin Emek Partisi- tarafından savulmaktadır. Ve bu partiler HDP’yi oluşturan güçler arasında yer almaktadırlar ve HDP emekçi halkın haklarını savunan bir programa sahiptir.

Bütün bunların önemi şuradadır ki, dini ideolojilerden etkilenmiş emekçi kesimler HDP’nin şahsında, din ve vicdan özgürlüğüne dayanan bir laiklik anlayışını savunan, ülkede demokrasi ve özgürlüğün, kardeşce bir yaşamın egemen olması için mücadele eden somut bir alternatife sahip hale gelmişlerdir. Bu nedenle emek, demokrasi ve barış güçlerinin bir araya gelemediği gibi bir eleştirinin hiçbir haklı zemini kalmamıştır. Saf ideolojik birlik arayarak parti olunmalı gibi bir anlayışa sahip olanlara da hatırlatmak gerekir ki, geçmişte birbirine en yakın olan kesimler bunu denemişler ama bunun olanaklı olmadığı pratik olarak kanıtlanmıştır.

O halde HDP’nin Türk, Kürt ve diğer halkların ve ezilen mezheplerin, bütün halklardan ve dinlerden ve mezheplerden işçi ve emekçi halkın barış, demokrasi, eşit kardeşlik, insanca ve onurluca bir yaşam mücadelesinin merkezi olduğunu, bu merkezin her geçen gün gelişerek büyüyeceğini, büyümek zorunda olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Türkiye halkları bugün devleti yöneten ve temsil eden AKP Hükümeti’nin karşısında, giderek güçlenecek olan bir alternatife sahip hale gelmişlerdir. Halkın birleşik güçlerine artık bugün düşen görev: bu alternatifi daha da güçlendirmek, gelecekte demokrasi, barış ve eşit hakların egemen olduğu ortak ülkeyi güçlü bir biçimde inşa etmek için mücadeleyi yükseltmektir. Halkların tarihi çağrısı budur ve vicdan ve onur sahibi hiç kimsenin bu çağrıya kulaklarını tıkama lüksü bulunmamaktadır