FUAT AKYÜREK- GENÇLİK VE İŞSİZLİK

Gazetelerin ekonomi sayfalarına düşen haberlere kısaca bir göz atmak, Avrupa’daki pek çok ülkenin ekonomik durumunu, halkın yaşadığı zorlukları ve gençleri bekleyen geleceği –aslında geleceksizliği- yeterince anlatıyor. Örneğin şöyle haberlere daha sık rastlanır oldu: “Euro Bölgesi’nde işsizlik oranı Ocak ayında yüzde 11,9’la tarihinin en yüksek düzeyine çıktı. Euro Bölgesi’nde işsizlik oranı geçen yıl sonunda yüzde 11,8 ve bir yıl önce yüzde 10,8 düzeyindeydi. AB istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre, işsizlerin sayısı sadece Ocak ayında Euro Bölgesi’nde 201 bin ve AB genelinde 222 bin arttı. Böylece toplam işsiz sayısı Euro Bölgesi’nde 19 milyona, AB’de ise 26,2 milyona ulaştı.“
Bu tablo 2008 krizinin Avrupa’yı nasıl vurduğunu anlatıyor. Ancak bütün ülkeler bu krizden aynı ölçüde etkilenmediler. Örneğin Almanya diğer ülkelerin krizinden azami ölçüde yararlandı ve krizin yüklerinin AB’nin özellikle daha zayıf ülkelerinin üzerine yıkılması konusunda büyük bir çaba sarfetmekle kalmadı, aynı zamanda bu durumdan azami yarar da sağladı. Zor durumdaki ülkelere ekonomilerini daha da kötüleştirecek koşullar dayatıldı. Bunun sonucu olarak işsizlik oranları Yunanistan’da yüzde 27’ye İspanya’da yüzde 26,2’ye kadar tırmandı. Portekiz yüzde 17,6 ve İrlanda yüzde 14,7 ile bu ülkeleri izledi. İtalya’da genel işsizlik oranı ise yüzde 11,7’ye ulaşmış durumda. İşsizliğin bu düzeyde artması işçi ve emekçi halkın yaşam koşullarında dramatik düşüşlerin gündeme geldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak gençler arasında durum daha da vahim. Gençler arasındaki işsizlik oranları Yunanistan’da yüzde 59,4’e, İspanya’da yüzde 55,5’e ve İtalya’da yüzde 38’e ulaşmış durumda. İlk bakışta kolayca anlaşılabileceği gibi ortaya çıkan bu tablo Avrupa ülkelerinde gençlerin güvenli bir geleceğe sahip olma umutlarını bütünüyle karartan bir özellik gösteriyor. Oysa daha geri ülkelerin gençleri Avrupa’yı hep güvenli geleceğin sağlam bir limanı olarak görüyorlardı. Bu ülkelerden Avrupa ülkelerine akım sürekli olarak sürdü ve bu durumun sığınma vb. konusunda alınan tüm önlemlere karşın köklü olarak değiştiğine ilişkin her hangi bir veri bulunmuyor. Bunun nedeni ise Avrupa’ya doğru yönelen gençlerin kendi ülkelerinde durumun daha da kötü olması!
Açıkçası ne Avrupa’da ne de diğer bölgelerdeki ülkelerde yaşayan gençler için güvenli bir gelecek büyük ölçüde hayal olmuş durumda. Ancak Avrupa’nın diğer bölgelere karşı yukarıda da işaret edildiği gibi “umut olarak görülme” özelliği bulunuyordu. Avrupa genellikle refahın ve zenginliğin, rahat yaşamın merkezi olarak görüldü. Şimdi ise yüzbinlerce Avrupalı genç geleceğini farklı bölgelerdeki ülkelerde aramaya başladı. Ama diğer taraftan Avrupa’nın pek çok ülkesinde gençler kendi taleplerini öne sürerek bir mücadele ve arayış içerisine girdiler. Yani geçici ve sınırları belirsiz bir arayış ve “kaçış” yerine, yaşadıkları ülkelerde durumu değiştirmek için bir mücadele başlatıyorlar.
Gençlik kesimleri içerisindeki bu hareketlenme ve arayışın, işçi ve emekçilerin sürdürdükleri ve zaman zaman genel grevlere ve sokak eylemlerine dönüşen hareketleriyle birleşmesi, kuşkusuz bu mücadelelere yeni bir dinamizm katacaktır. Büyük sermayenin bitmek bilmeyen istekleri, işçi ve emekçi kitlelerin, gençliğin yaşam ve çalışma koşullarını sürekli olarak geriye doğru götürüyor. Buna karşın işçi ve emekçilerin, gençlik yığınlarının gerileyecek alanları neredeyse kalmadı. Ücretler sürekli düşüyor, sağlık ve eğitimde yeni kısıtlamalar ve yükler gündeme geliyor, vergiler artıyor, hayat pahalılaşıyor. Bu durumun, başlamış olan hareketlenme ve mücadeleleri daha dirençli yapacağı, daha da yayılmasını sağlayacağı açıktır. Gençlik kitleleri de kuşkusuz bu mücadelede güçlü bir biçimde yerlerini alacaklardır.