FUAT AKYÜREK- GELİYORUM DİYEN KATLİAM!

Son gelen haberler Soma’daki maden ocağındaki yangının hala söndürülemediği üzerine idi! 301 maden işçisine mezar olan maden ocağı hala için için yanıyormuş! Hatırlanacağı gibi bu toplu katliama “iş kazası” denmiş, Başbakan ölmenin bu mesleğin “fıtratında” olduğunu iddia etmişti. Ancak “kaza” ile ilgili ayrıntılar ortaya çıktıkça, alınmayan önlemlerin, keyfiliğe göz yuman denetçilerin, aşırı kar uğruna en küçük tedbiri almaktan kaçınan patronun, bu patrona yol veren ve sırtını sıvazlayan Enerji Bakanlığı’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın neredeyse göz göre göre yüzlerce işçiyi ölüme gönderdikleri anlaşılmıştı.

Patron normal koşullarda  kömürün tonunun 130 dolara mal olduğunu, ancak kendilerinin bunu 24 dolara mal ettiğini övünerek anlatıyordu. Patron sadece gerekli önlemleri almayıp karını artırmıyordu. İşçilerin aldığı ücretler de ancak sefalet ücreti düzeyinde idi ve bu işçiler günün birinde bu tür bir “kazanın” başlarına geleceğinin farkında idiler. Ancak açlık ve yoksulluk, geçim kaygısı onları bu koşullarda yaşamaya mahkum ediyor, patronlarla işbirliği yapan sendika yöneticileri işçilerin değil, patronun haklarını savunuyorlardı.

Türkiye iş kazaları bakımından Avrupa’da ilk, dünyada üçüncü sırada bulunuyor. AKP Hükümetinin iş başında olduğu son 12 yılda “iş kazalarında olağanüstü bir artış gündeme geldi. Bu hükümet döneminde kayıtlara giren “iş kazalarındaki” –işçi cinayetleri diye de okunabilir- işçi ölümlerinin sayısı 12 bini yaklaşmış durumda. Ancak her on iş kazasından sadece birinin kayıtlara yansıdığını hatırlamak gerekiyor. Yapılan hesaplara göre ülkede neredeyse her saatte bir işçi “iş kazasında” yaşamını yitiriyor. Uygulanan özelleştirme ve taleronlaştırma politikaları büyük sermayeye dikensiz bir gül bahçesi sunuyor ve AKP Hükümeti Meclis’e sevkettiği yeni yasa tasarıları ile bu durumu daha da yaygınlaştırıyor ve ağırlaştırıyor.

“İş kazaları”, işsizlik, enflasyon, ekonomik krizler gibi kapitalizmin yol arkadaşlarıdır. Ancak “iş kazalarının” diğerlerinden farkı alınan önlemlerle iş kazalarının asgariye indirilebileceği gerçeğidir. Ama maliyetleri yükseltikleri, karı düşürdükleri için bu önlemler ya alınmamakta, ya da göstermelik alınmaktadır. Bu nedenle hemen hemen tüm dünyada aynı zamanlarda uygulanmaya başlanan özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları iş yerlerini, fabrikaları, madenleri adeta patlamaya hazır bir bomba haline getirmiştir. İşçiler kötü koşullarda çalışmaya mahkum edilmekte, ücretleri ve sosyal hakları sürekli budanmaktadır. Geri ve bağımlı ülkelerde bu durum daha yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır.

İleri ve emperyalist ülkelerde böylesi maden “kazalarının” olmadığına dikkat çekilmekte, böylece kapitalizmde iş kazalarının olamayacağına vurgu yapılmaktadır. Ancak burada unutulan birşey var: örneğin Almanya vb. gibi ülkelerde kömür madeni üretimi giderek durduruluyor! Gerekçe maliyetlerin yüksekliğidir. Bu ülkeler Güney Afrika vb. gibi ülkelerden ithal ettikleri kömürü daha ucuza mal ediyorlar. Emperyalist ülkeler daha ucuza kömür elde edebilsin diye Güney Afrika, Türkiye vb. gibi ülkelerde maden ve diğer sektörlerdeki işçilerin nasıl vahşice çalışma ve sömürü koşullarına mahkum edildikleri ise bilinçli bir biçimde gözardı ediliyor, görmezden geliniyor. Ünlü markaların Bengaldeş vb. ülkelerde çocuk emeği sömürüsünü yaygın olarak uyguladıkları, bu markalara üretim yapsınlar diye vahşi koşullarda çalışan işçilerin, sadece aşırı sömürüye tabi tutulmadıkları, derme çatma bu tür işyerlerinin çökmesi sonucu topluca katliama uğradıkları gerçeği de madalyonun bir başka yüzüdür.

Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki ileri ülkelerdeki taşeronlaştırma vb. daha farklı sonuçlara da yol açabiliyor. Örneğin demiryollarında meydana gelen büyük kazaların doğrudan doğruya özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya dayanan sonuçları bulunuyor. Daha az ve daha ucuza işçi çalıştırmak faciayla sonuçlanabilecek kazalara davetiye çıkarıyor. Ama sorun elbette bununla sınırlı değildir. Ağır çalışma koşulları meslek hastalıklarını daha fazla yaygınlaştırıyor ama bunlar “iş kazası” sınıfına girmiyorlar, dikkate alınmıyorlar.

Ancak nereden bakılırsa bakılsın bu tür toplu katliamlara maruz kalmak işçilerin kaderi değildir. Somalı işçiler kendilerini koyun yerine koyan sendika yönetimini istifaya zorlayarak, kendi arkadaşlarından yeni sendika yöneticileri seçerek önemli bir adım attılar. Bu işçilerin sınıf bilinci ile davranmaya doğru ilerlediklerinin somut bir göstergesidir. Türkiye’de ve dünyanın başka her hangi bir ülkesinde işçi sınıfının ve emekçi yığınların kendi haklarını savunmak ve koşulları değiştirmek için girişecekleri her mücadele, onları baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmak için daha deneyimli yapmakta, birliklerini ve dayanışmalarını güçlendirmektedir. Sadece iş kazaları değil, sömürülmekte işçilerin kaderi değildir ve uluslararası işçi sınıfı er ya da geç sömürüsüz bir dünya kurmayı kuşkusuz başaracaktır.