Fuat Akyürek- DUR DEMEK İÇİN!

Referanduma artık sayılı günler kaldı. Ülkede hayır kampanyası yürütenlerin her yol kullanılarak baskı ve zorbalıkla engellenmeye çalışıldığı, evetçilerin ise her türlü devlet olanağından yararlandırıldığı bir referandum süreci yaşanıyor. 12 Eylül askeri faşist darbesinin halk oyuna sunduğu anayasa referandumu bir yana bıkakılırsa, “çok partili parlamenter rejim” döneminde böylesi bir kampanya dönemi hiç yaşanmadı.

Hayır kampanyası yürütenlerin engellenmesi sadece toplantılara yer verilmemesi, propagandanın engellenmesi, basın ve yayında çok az yer almalarını sağlamaktan ibaret değil. Önde gelen Kürt siyasetçileri tutuklu ve Kürt illerinde ağır baskı ve terör koşullarında, büyük fedakarlıklar yapılarak hayır kampanyası sürdürülebiliyor. Yakılıp, yıkılan Kürt yerleşim birimlerinde oy kullanmanın engellenmesi için türlü tezgahlar kuruluyor. Ama tüm bunlara karşın belirtiler açıkça gösteriyor ki, Kürt halkının hayır demesi engellenemeyecektir. Bu referandum Kürt halkı için bir yanıyla referandum içinde referandum anlamına gelmektedir. Yani Kürt halkının kendi kaderini ve geleceğini kendisinin belirlemesi isteğini açık ve net bir biçimde ortaya koyması.

Bütün bu tartışmalar içeride giderek halkın daha geniş kesimleri tarafından kavranan bir gerçek var ki, o da şu: bu referandum geçmiş referandumlarda olduğu gibi anayasanın şu ya da bu maddesinin onaylanmasının çok daha ötesinde bir anlam ve öneme sahip. Burada söz konusu olan doğrudan doğruya ülkenin nasıl bir rejimle yönetileceği sorunudur. Değişiklik önerilerinin kabul edilmesi tek adam tek parti diktatörlüğünün anayasal temellere kavuşturulması anlamına gelmektedir. Yani şimdi “fiilen” sürdürülen durumun ağırlaştırılmış olarak olağan yönetim biçimi haline gelmesi. Sorun bu yanıyla, halkın geniş kesimleri tarafından tartışılmakta, bu niteliği ile de olağan seçim dönemlerinden farklı bir özellik kazanmaktadır.

Son söylediğimizi biraz açarsak; olağan seçim dönemlerinde parti bölünmeleri öne çıkmakta, propagandaların etkisi daha sınırlı kalmakta, partiler kendileri için oy istemektedirler vb.. Ancak bu referandum süreci doğrudan doğruya ülkenin yönetim biçiminin tartışıldığı, yani ülkenin geleceği ve kaderi sorunu olarak halkın önüne geldiği, evet ve hayır tartışması yapanların karşılıklı olarak ülkenin kaderi üzerine konuşabildiği, ikna süreçlerinin daha fazla işlediği, karşılıklı geçişmelerin yaşanabileceği bir kampanya süreci olarak yaşanmaktadır. Hayırcılar ne kadar engellenirse engellensin süreç bu biçimde gelişmektedir.

AKP Hükümetinin ve Erdoğan’ın, evet oylarını yükseltmek için suni krizler yaratarak yurt dışında yaşayan türkleri ve kürtleri provokasyonlarla karşı karşıya bırakması, onları yaşadıkları ülke ve birlikte yaşadıkları toplumla karşı karşıya getirmeye çalışmaları da ayrıca dikkat çekicidir. Ancak halkın sağ durusu ile düşünme yeteneğini kaybetmemiş geniş kesimleri açısından bu tür tahrik ve provokasyonların gerçek amaçları daha anlaşılır olmakta, gericiliğin yaratmak istediği sonuçların tersine etkiler yaratacak zemin güçlenmektedir. Geniş halk kesimleri bugün olanı biteni daha soğukkanlı ve doğru bir biçimde değerlendirme imkanına sahiptir. Bütün bunları dikkate aldığımızda kuşkusuz yurt dışında da hayır oyları güçlü çıkacaktır.

Gerek ülke içindeki gelişmeler, gerekse de ülkenin komşu ülkelerle sorunları ve uluslararası politik ilişkileri dikkate alındığında önümüzdeki dönemin daha gerilimli ve sert bir dönem olacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Dünya politikası da yumaşamaya doğru değil sertleşmeye ve çelişkilerin daha fazla keskinleşmeye başladığı bir döneme girmektedir. Bütün bunlar dikkate alındığında ülke ve dünya halklarını zorlu bir dönemin beklediğini tespit etmek gerekiyor. Bütün bu nedenlerden dolayı da hayır demek son derece önem kazanmış bulunuyor!

Ülkenin gerçek sorunlarını kitlelere anlatan ve bunların doğru bir temelde çözümü üzerinde yükselen güçlü bir hayır, gericiliğin güçlenmesine dur demenin, halkın güçlerini ve moralini yükseltmenin etkili bir aracı olacaktır.