FUAT AKYÜREK- BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN

Şimdi bütün gözler ve dikkatler ülkeye çevrilmiş durumda. PKK Lideri Öcalan’ın Newroz’da yayınladığı mesaj, silahlı mücadele döneminin bittiğini, politik mücadele sürecinin başladığını ilan ediyordu. Bu doğrultuda hareket eden Kürt Ulusal Hareketi’nin politik güçleri önce ateşkes ilan etti, daha sonra da silahlı güçlerin geri çekilme sürecinin 8 Mayıs’ta başlayacağını açıkladı. Kısacası KCK ve PKK yapılan görüşmeler ve sağlanan anlaşmalar temelinde adımlar atıyor.

Ama asıl adımları atması gereken hükümet ve devlet. Bu adımların da demokrasi ve özgürlükler yönünde olması gerekiyor. Hükümetin şu ana kadar ilan ettiği kapsamlı ve tutarlı bir demokrasi programı bulunmuyor. Kürt halkının talepleri ise belli: Türklerle Kürtler arasıdaki farklılıkların ortadan kaldırılması, tam hak eşitliğine sahip vatandaşlar olarak anadilde eğitim, kısmi bir demokratik özerklik, politik yaşamın bütünüyle demokratik tarzda düzenlenmesi, seçim barajlarının kaldırılması, kapsamlı bir genel afın ilan edilmesi, kısacası tam hak eşitliğinin tanınması.

Hükümet cephesinden bugüne kadar yapılan ve çok da net olmayan açıklamalar ise anayasa da kapsayıcı bir vatandaşlık tanımının yapılması, Avrupa yerel Yönetimler Şartı’nın kabul edilmesi, dile ve kültüre ilişkin bazı küçük ilerlemelerin sağlanmasıdır. Bu durum açılan yeni dönemde barış ve demokrasi güçlerinin, ülkede genel olarak barışı ve demokrasiyi kazanmak için daha kitlesel ve yaygın bir mücadele yürütmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu yapılabildiği ölçüde, “hükümete güvenmek, güvenmemek gibi” politik mücadelede gerçekçi olmayan tespitlerin ve beklentilerin yerini, demokrasi ve özgürlük taleplerini hükümete ve devlete kabul ettirebilecek bir mücadele hattına nasıl girilebileceği, ortak mücadele hattının nasıl örülebileceği gibi sorunlar alacaktır. Bugün Hükümetin “gizli hesapları vb” gibi gerekçelerle bu sürece tereddütle yaklaşan, ya da doğrudan karşısında yer alan ulusalcı, ulusal solcu kesimler bulunmaktadır. Bu kesimler söylemde ne derlerse desinler Kürtlerin ve genel olarak işçi ve emekçi halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesinin karşısında yer almaktadırlar.

MHP gibi gerici, milliyetçi parti ve çevreler, CHP’nin “ulusalcı” kanadı, İP gibi partiler zaten doğrudan bu sürece karşıdırlar. Bu gerici çevreler “ülkenin bölünmekte” olduğu propagandasını yoğun bir biçimde sürdürmekte, provokatif eylemler tertip edebilmektedirler. ABD’nin, Hükümetin bölgeye ilişkin gerici hesapları ve planları bu kesimlerin bütün bu gelişmeleri “emperyalizmin parmağı” olarak mahkum etmesine yetmektedir. Ama bu kesimler on yıllarca emperyalizme hizmet etmiş, IMF diretiflerini koşulsuz uygulamış, ülkenin emperyalizmin saldırı üssü olmasında rol oynamış kesimlerdir. Demireller, Cindoruklar, Perinçekler şimdilerde elele vermiş durumdalar.

Oysa politik mücadeleler sadece emperyalizmin, gericilerin, hükümetlerin gerici hesaplarından ibaret değildir. Bölge halklarının, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Acemlerin vb. ilerici ve barışçı güçleri, bölgede halkların birbirine kırdırılmaması, barış ve kardeşliğin egemen olması, emperyalizmin ve gericiliğin lanetli, uğursuz hesaplarının boşa çıkarılması  için mücadele etmektedirler. Bugün Kürt Ulusal Hareketi’nin ortaya koyduğu platform da bütünüyle bu istek ve özlemleri yansıtmaktadır.

Kısacası Türk ve Kürt işçi ve emekçilerine, barış ve demokrasi güçlerine, ilerici çevrelere barışı, demokrasiyi ve özgürlüğü kazanmak için büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Barış, demokrasi, özgürlük gibi sorunlar, ancak büyük kitlelerin harekete geçmesiyle olumlu yönde çözülebilen, kalıcı kazanımlar elde edilebilen tarihsel sorunlardır. Başlayan süreç, gericiliğin “silahlı mücadele, terör” üzerine yaptığı tüm demagojileri de boşa çıkaran, halkın tüm kesimlerine ve onların sağ duyularına seslenme koşullarını olabildiğince genişleten ve kolaylaştıran bir süreçtir. Bu sürecin sonunda barış, demokrasi ve özgürlük güçlerinin üstün gelmesi için daha çok çaba ve enerji harcamak gerektiği çok açıktır.