FUAT AKYÜREK- 1 KASIM’IN ANLAMI

1 Kasım tüm dünyada Kobane ile dayanışma günü ilan edilmişti. Aralarında Nobel Barış Ödülü sahipleri ve filozofların da olduğu binlerce kişinin çağrısı ile dünyanın her tarafında halklar 1 Kasım günü Kobanê ile dayanışmak için yürüdüler. Bu amaçla, Avrupa, Amerika, Afrika, Asya, Avustralya kıtalarında komiteler oluşturulmuştu. Gelen haberlerden anlaşılıyor ki dünyanın çeşitli kentlerinde yüzbinlerce barış sever, katliamları ve gericiliği lanetlemek, Kobane ve Kürt halkıyla dayanışmak üzere alanlara çıktılar.

Kobane ile ilgili geniş katılımlı eylemler beklendiği gibi Diyarbakır, İstanbul gibi kentlerde gerçekleşti. Ayrıca Adana ve İzmir gibi illerde de mitingler düzenlendi. Artık bugün vicdan ve sağ duyu sahibi hemen herkes kabul ediyor ki; Kobane düşmemeli, Kobanede temsil edilen değerler, yani halkların özgürlük, kardeşlik, demokratik ve laik bir yaşam özlemi sonuna kadar savunulmalıdır. 1 Kasım’da Kobane için gerçekleştirilen eylemlerde aslında sadece Ortadoğu halklarının değil, dünyanın tüm ezilen ve baskı altında tutulan halklarının işte bu istekleri dile getirildi.

Evet Kobane düşmedi ve düşmeyecek. Kobane savaşçıları Ortaçağin en zalim tarflarından fırlayıp gelmiş gibi gözüken IŞİD barbarlığına karşı kahramanca bir direniş destanı yazdılar ve yazmaya da devam ediyorlar. Elbette bu direniş dünyanın sadece barış sever, ilerici bir yaşamı özleyen hakları tarafından dikkatle takip edilmiyor. Bölgenin gerici devletleri, emperyalist büyük devletlerde bu direnişi dikkatle takip ediyorlar ve bölgeye ilişkin gerici plan ve hedeflerini çeşitli biçimlerde gerçekleştirmenin peşinde koşuyorlar, planlar yapıyorlar, manevra çeviriyorlar.

Bu gerici güçler Kobane’nin Irak ve Suriye’deki diğer kentler gibi çabuk düşeceğini ve burada onlar için bir çıban başı gibi görünen özerk yönetimlerin devrileceğini hesaplamışlardı. Ancak direniş bütün bu gerici çaba ve düşünceleri boşa çıkardı. Başta direniş olmak üzere, dünya halklarının baskısı başta ABD olmak üzere bazı emperyalist güçlere ve bölgenin gerici bazı güçlerine bir takım adımları atmak zorunda bıraktı. Bombalamalar ve yardımlar işte bu çerçevede gündeme geldi. Bütün bunlar elbette onların özerk yönetimler üzerindeki uzun vadeli gerici hesaplarını bir tarafa bıraktıkları anlamına gelmiyor. Ama diğer taraftan bütün bir mücadele ve savaşlar içinde ciddi bir politik, askeri birikime ve tecrübeye sahip olmuş yönetici bir kadro var ve onların olası tehlikeleri boşa çıkarmak için oldukça deneyimli oldukları da kabul edilmeli.

Bütün bunları Ortadoğudaki farklı gelişmeler ve müdahaleler ile birlikte ele aldığımızda, zaten oldukça karışık olan bölgenin bir yangın yere çevrildiğini görüyoruz. Emperyalist güçler bölgeyi uzun vadeli bir karışıklığın içine atmayı, bu arada kendi stratejik çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefliyorlar. Aşiretlere, dini önderlere dayanarak doğal zenginliklerin yağmalanması, geçiş yollarının kontrol altına alınması, bölgede rakip emperyalistleri zorda bırakacak adımların atılması onların gerici amaçları arasında yer alan hedefler durumunda. Bölgede ilerici bir güce geçit vermemek, tüm bölgeyi Ortacağ karanlığına mahkum etmek, krallara, şeyhlere, aşiret reislerine, mollara dayanmak, uluslaşma yolunda ilerleyen toplumları cemaatlere mahkum etmek emperyalist stratejilerin uğursuz amaçlarını oluşturuyor.

Bu gerici amaçlara varmak için bölgedeki devletleri çözüyorlar, halkları dini, mezhepsel ve etnik farklılıklar üzerinden birbirlerine kırdırmak istiyorlar. Bütün bunların içinde, bölgenin tarihsel olarak daha köklü devlet geleneğine sahip ama kendi içlerinde de ciddi sorunlar bulunan Türkiye, İran gibi gerici devletleri de, ortaya çıkmasına katkıda bulunduklarıbu karmaşık, bulanık ortamda kendi gerici çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefliyorlar. Ama özerk kantonlar bölge halklarına barış ve kardeşlik içerisinde yaşayabilecekleri farklı bir geleceğe sahip olabileceklerinin canlı bir örneğini verdi. Kürt, Türk, Arap, Acem halkları, farklı dinden ve mezhepten insanlar emperyalist güçlerin ve bölge gericiliklerinin kanlı planlarını boşa çıkarabilirler ve barış ve kardeşlik içerisinde bir arada yaşayabilirler. Hiç kuşkusuz bölgenin geleceği bu yöndeki gelişme ve mücadelelerin güçlenmesinde yatıyor.