Fuat Akyürek- BARIŞTAN ESER VAR MI?

1 Eylül Dünya Barış Günü idi. Bu tarih Alman Nazi ordularının Polonya’yı işgale başlayarak 2. Dünya Savaşını başlattığı tarihti. Eski sosyalist ülkeleler bu tarihi Dünya Barış Günü olarak ilan etmişlerdi. Daha sonraki bir tarihte ise -1981- BM 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kabul etti. Bununla ilan edilen resmi amaç çatışmaların önlenmesi, sorunlara barışçı çözümlerin bulunmasıydı. Kısacası gerekçesi ne olursa olsun arzulanan savaşların olmadığı bir dünyanın kurulması, insanlığın savaş gibi bir felaketle bir daha karşılaşmaması idi.
Ancak bugün dünya da olup bitenlere bakıldığında sözü edilen barıştan eser olmadığı kolaylıkla görülebiliyor. Ortadoğu’da olup bitenler bunların en belirgin olanları. Filistin’e yönelik İsrail saldırısı ve Gazze’nin yakılıp yıkılması, kadın, çocuk demeden binlerce Filistinlinin katledilmesi daha dün gerçekleşti. İsrail devletinin saldırganlığı devam ediyor ve bölgede barışın kurulması için yakın bir tarihte hiç bir belirti görülmüyor. Irak ve Suriye’de yaşananlar ise bölge halklarının en geri ideolojiler, etnik çatışmalar, mezhepsel bölünmeler temelinde birbirleri ile çatışmaya sürüklendiğini açıkça ortaya koyuyor. Emperyalist güçler ve onların maşaları tarafından Arap halklarından ve bölge halklarından adeta demokrasi ve özgürlük temelli ayaklanmalarının hesapları soruluyor.
Ukrayna’da olup bitenler ise büyük emperyalist güçlerin bilek güreşlerinin bir başka çarpıcı örneği durumunda. Hergün onlarca insan ölüyor ve ülke bir iç çatışmaya, parçalanmaya doğru sürükleniyor. Uzak Doğu’da ise Çin ve Japon gerilimi sürüyor ve bölgeye başta ABD olmak üzere diğer büyük emperyalistlerin daha fazla sızma çabaları devam ediyor. Afrika’nın ortası ve kuzeyi ise ise bir başka çatışma alanı ve buralarda da büyük devletler kullandıkları yerli işbirlikçilerle halkları birbirlerine kırdırırlarken, kıtanın zenginliklerine el koymanın, daha fazla yağmalamanın, bu paylaşımdan daha fazla pay kapmanın mücadelesini veriyorlar.
Peki ama Dünya neden bu tür çatışmalara sürüklenmektedir? İnsanların farklı dinlerden, mezheplerden, farklı uluslardan olmaları, ya da kimi burjuva ideologlarının ileri sürdükleri gibi insanların içinde olan, doğasında var olan, egemen olma, sahip olma hırsı mı bu bitmez tükenmez çatışmalara yol açmaktadır? Bütün bu ileri sürülen gerekçelere inanmalı mıyız? Farklı inançlardan, mezheplerden, etnik guruplardan olsalarda, geçmişte birbirleri ile savaşmış olsalarda giderek aralarında bir barış kurmuş, birlikte yaşamanın kurallarına uymuş insanlar neden birden bire birbirlerini boğazlamaya kalkarlar? Unutulmaya yüz tutmuş eski anlaşmazlıklar, düşmanlıklar neden birden bire su yüzüne çıkar ve körüklenir?
Elbette bütün bunların bir nedeni ve açıklaması bulunmaktadır. Bütün bu yaşananlar dünyaya hangi ideolojik biçimlerle, hangi vahşet görüntüleri ile, nasıl bir barbarlıkla yansıtılırsa yansıtılsın temel bir gerçek var ki onun gözden kaçırılmaması gerekiyor. O temel gerçek şudur: dünyanın belli başlı emperyalist güçleri hemen hemen dünyanın her bölgesinde birbirlerine karşı amansız bir güç ve hegemonya mücadelesi vermektedirler. Bazen doğrudan kendileri müdahale ederek, bazen geçici ittifaklar kurarak, ama her zaman yerli işbirlikçileri ve güçleri kullanarak bu egemenlik mücadelesini sürdürmektedirler.
Bu tablo Kapitalist emperyalizmin egemen olduğu bir dünyanın tablosudur ve kapitalizmin varlığını sürdürdüğü koşullarda yaşanan gerçeklerin açıkça kanıtladığı gibi dünya halklarının barışa ve özgürlüğe kavuşmalarının olanağı bulunmamaktadır. Halklar arasında geçmiş anlaşmazlıklar körüklenmekte, yenileri yaratılmakta, unutulmaya yüz tutmuş alışkanlıklar ve davranış biçimleri en vahşi biçimlerde yeniden canlandırılmaktadır. Emperyalizm, mezhep ayrılıklarını, etnik çatışmaları, aşiret kavgalarını ve bölünmelerini en uç noktasına kadar kışkırtmakta ve artan kaos ortamında egemenliğini ve yağmasını sürdürmenin koşullarını yaratmaktadır.
Ancak bu tablo ne kadar kanlı ve karanlık olursa olsun dünya halklarının, uluslararası işçi sınıfının mücadelesi sürmekte ve güçlenmektedir. Gerçek ve kalıcı bir barışta ancak bu mücadelenin başarıya ulaşması ile kurulabilecektir. Eğer barış için, gelecekte yeni dünyanın kurulması için bir olanak bulunuyorsa, bu olanak bütünüyle bu mücadelenin gelişmesinde ve güçlenmesinde bulunmaktadır. Emperyalist sistem en gerici, en karanlık güçlerini devreye sokarak kendi sonunu da hazırlamakta, karşı güçleri bu zorlu sınavlardan geçirerek kendisine karşı birleştirmekte ve örgütlemektedir. Hiç kuşkumuz olmasın ki, onun sonunu da bu güçler getirecektir.