Ergün Özalp- Yanlış algının sınırları..

Gezi başkaldırısı, nasıl ki AKP yönetiminin demokrasi ve liberal cilasını döktüyse, şimdiki ekonomik yoksulluk koşulları ve yakın ekonomik çöküntü beklentisi de – bu kitlelere henüz tam yansımasa da – AKP’nin ‘ yol- köprü- tünel ve beton ekonomisi’ nin ve bu temelde yürüttüğü algı yönetiminin duvara tosladığını gösteriyor. Özellikle 7 Haziran seçimleri sonrası Kürtlerin ve onların yasal partisi HDP’ yi ve direnen demokratik güçleri hedefleyen devletin yoğun terör saldırısı,15 Temmuz Fetöcü darbe girişimi sonrası estirilen OHAL eliyle yürütülen baskı ve terör, Afrin işgali ve ‘Kandil’e giriyoruz’ yaygaraları eşliğindeki milliyetçi ve ırkçı saldırganlığa karşın; halk kitleleri yine sokaklarda demokrasi ve özgürlük ve barış taleplerini haykırmaya devam ediyor.

AKP şürekası, tüm devletin askeri ve polisini, mahkemelerin hukuksuzluğunu arkasına almasına, medyanın % 90’ını eline geçirmesine rağmen; Gezi başkaldırmasından itibaren 4 yıldır kan kaybına uğruyordu ve kayıpları şimdi daha da hızlanmış görünüyor. Yandaş basının ve anket firmaları kamuoyu yoklamalarında, artık palavra atarak AKP‘yi % 60-70 bandında gösteremiyorlar.En iyimser olanları AKP- MHP ittifakını % 50 ya da bunun biraz aşağısında gösterip suçu ‘’ kararsız seçmen’’ edebiyatıyla geçiştiriyorlar. Bu firmalar, yarın ‘’ seçmen yine bizi şaşırttı’’ edebiyatının ardına saklanacaklar. Oysa seçmen, zaten 7 Haziran 2015 seçimlerinde kararını vermişti, kararsız olanlar varsa bile, onlar da bu süreçte AKP karşıtı bir mevzide, kararlı hale geldi.

Bu seçimlerin sadece parlamento seçimleri olmayıp, aynı zamanda ‘Başkan’ı da belirleyecek olması ve sahaya başkan adaylarının inmesi; ’’ İnce’’ nin beklenmedik performansı ve mizaha başvurarak T. Erdoğan’la gırgır geçmesi, zaten korku duvarını aşmış kitlelerin umudunu büyütmüş, onların daha açıktan ve cesretle; AKP’ den ‘’Bıktık’larını ‘’Sıkıldık’’larını dillendirerek ona ‘’Tamam’’ restini çekmelerini beraberinde getirdi. Bu durum baskın seçimin olanaksızlıkları ve baskı koşulları altında, gerçeklerin bir biçimde AKP Tabanındaki kitlelerle buluşmasını sağlıyor.Ek olarak Meral Akşener’in Temel Karamollaoğlu’nun da benzer söylemleri dillendirmleri; milliyetçi-muhafazakar zeminde bulunan AKP tabanında yankı yaratıyor. Her seçime büyük reklam kampanyalarıyla hazırlanan AKP ve Erdoğan bu kez çuvallamış görünüyor, milyarlarca dolar ve devlet olanaklarına kullanmasına karşın psikolojik üstünlüğü kaybetti , ortaya attığı yalanlarla; halen türbandan ve Kandil seferinden, idamlardan bahsetmesi, ucuz zafer şovlarına yönelerek, kendi tabanının en geri kesimlerini etrafında pekiştiştirme çabası bu yüzden.. Ekonomide söyleyecek bir şeyi olamayınca refah göstergesi olarak buzdolabını ele alması, park, kıraathane, bedava çay ve kek vaadinde bulunması; ekonomi konuşmaktan kaçınması; AKP ve T. Erdoğan’ın yaşadığı iflası yeterince gösteriyor. Aslında Erdoğan her zaman danışmanlarının önüne getirdiklerini ‘promter’ lerinden okuyordu, her zaman yalan ve palavra atıyordu ama, artık gerçeği-somutu bir ucundan göstererek manüple etmekten de vazgeçti, tamamen hayali, tarihsel olarak yanlış, üfürük ve yalanları ortaya atıp, kendi tabanlarını alkışlatmaya çalışıyor. Bu yalanları saymaya kalksak ciltlerle kitabı doldurur.

Muhalefet partilerinin söyleminde ekonomik gidişatın gerçek verilerinin sergilenmesi ve barış ve özgürlük taleplerinin ağırlık kazanması, kitlelerin beklentisiyle örtüşen bir durum ve bunun geri dönüşü elbette olacaktır.Ama kitlelerin politik eğilimlerini değiştirmesi, seçecekleri partiyi değiştirmeleri en azından görülüyor ki, ağır ekonomik baskı ve yoksulluk koşullarında olanaklıdır ve bu bugün daha büyük hızla gerçekleşiyor. Geçmişte, Demirel’in, Özal’ın, Ecevit’in partilerini de süpürüp yok eden, ekonomik gidişatttı. Algı yönetimi, aç kitleler karşışında savaş ve şiddetten bunalmış kitleler nezdinde- eğer bir rahatlama molası yaşatılmazsa- etkili olmuyor. Bunu faşist yalan propagandanın ustası Gobbels’te anılarında yazmıştı.Gobbels bir şey daha belirtiyordu: Diyordu ki;’’propagandada bizim aygıtlarımız yetersiz hale geldiğinde Führer’e – Yani Hitler’e- başvurup onun konuşmasını talep ediyorduk.Damadı Albayrak boşuna demedi: ‘’ Erdoğan aya dört şeritli yol yapacağız dese bizim tabanımız ona inanır’’ diye.. Erdoğan’ın birçok konunu cahili olduğu açık, ama bazı gerçekdışı verileri ve yalanları bilinçli kullanıyor çünkü tabanının kendi yalanlarıyla beslendiğine inanıyor.Yıllardır TV’ de tek başına çıkması ve tartışma proğramlarına rakipleriyle bırlıkte çıkmaması da bu yüzden, çünkü ‘büyü’ bozulsun istemiyor..

Benim merak ettiğim bir şey de, 24 Haziran seçim sonuçlarının bu ekonomik maddi koşullarda Erdoğan’ın gerici faşist cephesinde ne oranda kırılma yaratacağı ve reklam- manüplasyon uzmanı yandaş anket firmalarının, ne zaman teslim bayrağı çekeceğidir.

Sonuç olarak her türlü algı yönetimini boşa çıkarmak, demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesini, daha elverişil, koşullarda sürdürmek için, HDP’nin meclise girmesi, AKP-MHP cephesinin dağılması ve tasfiyesi tüm emekçilerin yararınadır. Ayrıca bugün muhalefet cephesinin sokakta dile getirdiği taleplerin, mecliste ısrarla takip edilmesi için de, İsviçre’de de oylarımız HDP’ye ve Selahattin Demirtaş’a verilmelidir.