Ergün ÖZALP- ‘‘Tarih“in dilini anlamak!

Tarihi, eğemen sınıflar da ezilen sınıflar da, sınıf mücadelesinde referans olarak kullanıyorlar.Hakim  sınıflar, kendi despotik uygulama ve katliamlarına,emperyalizme teslim olan politik duruşlarına, uşak ,satılmış kişiliklerine, yolsuzluk ve pisliklerine, tarihteki ecdatlarından bir  dayanarak ararken; Fatih, Kanuni, Alparslan vb.lerine  gönderme yaparlar. Ezilenler, emekçiler de  geçmişte zulme karşı isyan etmiş halk önderlerinden, Şeyh Bedrettin’in, Pir Sultan’ın, Deniz’ lerin  mücadelesinden  beslenerek, güç alırlar.
Tarihin bir bilim olarak ele almayanlarin,yüzlerce yıldır  dayattıkları tarz, tarihin,kişilerin etrafındaki olaylar döngüsü olarak algılanmasına elverişili bir zemin sağlıyor. Bu nedenle emekçi halkın, tarihi roman ve dizilere ilgisinin yüksek olması ve bunların bazen,‘’Muhteşem Süleyman’’ dizisinde olduğu gibi, politik gündemi belirlemesi anlaşılır bir şeydir.Bu tür tarihsel olayların gündeme oturması, gerçekleri açıklayarak politika yapan emeğin sözcüleri tarafından da, elverişili bir  olanak olarak değerlendirilmelidir. Çünkü, resmi yalanlarla ‘ toplumsal  bilinç’i şekillendirmede pay olan  toplum mühendislerini  de  şaşırtan,  ‘şok’a uğratan gelişmeler yaşanmakta..Şok yaşayan ya da yaşatılan kitlelerin, algılama ve öğrenme düzeyi ise yüksek oluyor. Öğrendiğini unutmayarak davranış düzeyine yükseltme süreci, böylesi anlarda kısalıyor, öğrenme  kalıcı oluyor..Bu nedenle şartlandırma da şok yaratma yöntemine başvuranların da  yaşadığı ve  yaşayacağı ‘şok’lardan  öğrenilecek şeyler vardır.
Birçok ‘şaşırtıcı’olayın içinden, son günlerde dikkatimizi çeken iki olaya değineceğiz.  Birincisi,  Nazlı Ilıcak Hanım, ‘Muhteşem Süleyman’ dizisinde Pargalı İbrahim’in boğdurulması sahnesini izledikten sonra adeta şok geçiriyor ve Twitter’e ‘’İyi ki Cumhuriyet var, Cumhuriyette yaşıyoruz’’ yollu, bir Twit atıyor. Nazlı, Menderesler’in idamını, Denizlerin katledilmesini , devletin ’Kırmızı Çizgi’ lerini değiştirme uğraşındaki Özal ve birçok paşanın, sözde faili meçhul yöntemlerle  katledilmesini ne çabuk unuttu? Kuruluş yıllarında,Topal Osman’a yaptırtılan katliamları ise saymıyoruz.Osmanlı büyükleri ,devlet yasasına dayanarak ve alenen ‘Siyaset Meydanı’nda (Sultanahmet Meydanı eskiden idam alanıydı), infaz yaparalardı , uykudayken vezirlerini, şehzadelerini ve torunlarını; devletin bekâsı için  boğdurtur ve  bu haltlarını, Fatih Kanunnamesi ‘ ne  ya da  Kadı  Ebu Suûd Efendi’lerin  içtihatlarına dayandırırlardı. Nazlı’ Ilıcak’ın Pargalı’nın ölümünden ‘Cumhuriyet’te yaşamanın verdiği memnuniyet ’’ sonucu çıkarması,  Cumhuriyet tarihi  boyunca ,  Topal Osman , Kontr-Gerilla , Susurluk ve Ergenekon çeteleri tarafından  demokrasi ve bağımsızlık istemeleri  kanlı  infazlarla yanıtlanan;  ilerici ,demokrat, devrimci aydınların, işçi ve emekçi önderlerinin kemiklerini sızlatmaz mı?  Eli kanlı bu sistemi aklama ve  ölümü gösterip sıtmaya razı etme tutumuna,  emekçilerin karnı toktur.İşçi ve emekçilerin , ezilen ulus ve mezheplerin seçeneği ; ne Osmanlı, ne de Anti-demokratik bir Cumhuriyet değil;  demokratik, eşit ve  halkların özgür yaşayacağı bir düzendir.
İkinci  şaşıtıcı olay, kamuoyundan  yoğun tepki alan CHP’li Birgül Ayman Güler’in,  ırkçı ve ayrımcı sözleri oldu. Oysa Birgül Hanım, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki ulus-devlet oluşumunda ,‘Türk  Tarih Tezi’  ve ‘Güneş Dil Teorisi’yle  şekillendirilmiş , ırkçılıkla malûl ve tüm düzen partilerince benimsenmiş anayasal bir çerçeveyi dile getirmişti.Özcesi,‘’Türkler kurucu  birinci sınıf ulustur, kürtler ise , uluslaşmayı asla başaramayan geri bir kavimdir bu nedenle türkler  kürtlerle eşit olamaz,  bana  da bunu söyletemezsiniz’’ demek istedi. Aslında laflarını, diğerlerinin  iki yüzlüce yaptığı gibi,’ kürtlerle kardeşiz ,kız alıp vermişiz , kuzularımız koyunlarımız birbirine karışmış ‘ benzeri laflarla süsleyip söyleseydi, bu kadar tepki almayacaktı..Birgül Ayman Güler ‘in değişen koşulları gözetmeden ‘’secaat arzederken şirkatin söylemesi’’, kamuoyunu şok eden ve CHP ‘yi de karıştırıp  istifalara yolaçan sözleri, salt  MHP ve onlarla özdeşleşmiş Perinçekçi vb. kesimlerden alkış aldı. Kamuoyunun  tüm önde gelen aydınları, politikacıları ve yazarları tarafından eleştirilip, kınanmasına karşın, aldığı tepkiden şoka girmiş ve kurtulamamış  B.A.Güler; özürü kabahatinden büyük bir laf daha etti. ‘’Kınayanların kendisinden özür dilemesi’ni  isteyerek; tarihsel olarak da ‘ komik’ duruma düştü. Ama yine de,  Cumhuriyetin  çarpıtılmış , yalana,  ve sansürcü   tarih anlayışına dayanan ‘Türk  Tarih Tezi’  ve ‘’Güneş Dil Teorisi’ patentli  asimilasyoncu ırkçı pratiğin  başlatıcısı ve sürdürücüsü  bir parti olan CHP’nin bir milletvekili tarafından ,’’ Türklerin kürtlerle eşit olamayacağının ‘’ söylenmesi ; bu konuda ikiyüzlü bir tutum içinde olanları da  açığa çıkaran bir işlev gördü. Tarih  biliminin  dili, insanlığın bir bölümünün, bir milletin ya da onun  liderinin , bir mezhebin ya da peygamberin diğerinden üstün olduğunu  iddia eden , insanları birbirine düşürüp kırdıran bir  platformada bulunamaz.
Tarih ve tarihsel olgular öyle bir şeydir ki; farklı koşullar, bulunulan zemin ve  karşı karşıya gelen güçlerin bilinç ve gelişme düzeyi gözetilmeksizin  ona, eskimiş gözlük  ve söylemlerle yaklaşılırsa; hele de bu körlük, 30 yıldır süren savaşta ,40 bin can bedeline karşın  çözülememiş  Kürt Sorunu bağlamında yapılırsa, bahsedilen  trajı-komik durumlar da  kaçınılmaz olur.Artık  farklı bir  tarihsel  kesitte  yaşıyoruz, bilinci, farklı konjonktürde şekillenmiş kuşaklarla yüzyüzeyiz . Emperyalist sistemin ve işbirlikçilerinin yarattığı kriz ve haksızlıklara karşı mücadelenin, ulusal ayrılık ve eşitsizliklerin karşı mücadele olarak yaşandığı; ezilen meheplerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü taleplerinin, emekçilerin talepleriyle birleştiği bir dönemden geçiyor dünyamız..Ekonomik krizin boyutlandığı, bölgesel çatışma ve savaşların arttığı dönemlerde ve coğrafyada  yeni saflaşamalar olur, herkes safını belirler, gardını alır. Eski politik  ittifak ve kurulu yapılar parçalanırken, yeni ittifaklar kurulur.Bunu anlamayan, tarihin süpürgesi altında kalmaktan kurtulamaz. Tarih, despotik lider ve padişahlar tarafından, kitlelere dikte ettirilen, genç dimağları zehirleyen resmi yalanlarla yazılan masallar olmadığı gibi, liderlere yazılan mersiyelerle onların  putlaştırılması da değildir.Kurulu düzenlerini ebedi ve değişmez görenler, statik, idealist ve kurgusal bir tarih anlayışına sahip olanlarca, tarih, tekerrürden , eğemenlik baskı ve terörden, eğitim ve kültürse  beyin yıkamadan ibarettir.
Oysa, tarihsel olay, somut olarak canlı maddenin,  yani eylem içindeki kitlelerin yaşamsal faaliyeti sonucunda oluşur, tarihi ilerleten motor ,yani  toplumların değişim yasası, üretici güçlerin gelişerek uzlaşmaz çelişki içine girdiği  eski  üretim ilişkisini, yenisiyle  değişmeye zorlaması; kurum ve yasa, ideoloji ve kültürüyle tüm toplumsal yapıyı  altüst ederek değiştirmesidir. Tarih,ekonomik olay ve olgular zemininde , çıkarları için  eyleme girişmiş, bilinci, bu olgular sarmalında  biçimlenmiş  insan topluluklarının eylemi, yani  toplumdaki sınıfların mücadelesidir.
Sonuç olarak, Birgül Ayman gibi,  salt akademisyen olmak ve tarihe ilgi duymak; lanetli ve komik duruma düşmekten kişiyi kurtarmıyor.Tarihin yöntemi ve dili , maddedeki hareketin ve  ilerleyen cemiyetin bağrında  bulunuyor. ‘Şok’ a uğramamak için de , öğrenilmesi gerekli  bilim dili  budur.