Ergün Özalp- Tarihi ‘tekerrür’, farklı olur..

Son dönemlerde AKP hükümeti ve onun başı Erdoğan’ın, 7 Haziran Seçimi sonrasında girdiği yolla, Abdulhamit Osmanlısı ve İttihat Terakki’nin 1908 sonrasındaki yönelimi arasında benzerlik kuran yayınlarda; bir artış oldu.
Benzer paralellikler, pek haksız da sayılmaz.’ Hasta Adam’ algısı nesnel olarak yaygınlaştı. Süreçten çıkış, yine Türk-İslam sentezli stratejik saldırıyla, ama bu kez gayri- müslüm Ermeninin soykırımı üzerinden değil, kürtler hedefe konularak sürdürülüyor. Bütünüyle ‘biat etmeyen’, türk ve sünni olmayan halklar, mezhepler, demokatik güçler ve onların demokratik kültürel tüm birikimleri; ateş altına alındı.. Devlet stratejisi ve gerisindeki yağmacı burjuvazi; ‘devletin bekası’ adına, 100 önce, İttihat Terakki’nin Abdulhamit’ten devraldığı, Müslüman – Türk ümmet anlayışının, ağırlıklı Türkçü versiyonunu, yeniden deniyor. Özellikle 1924 sonrasında Cumhuriyet Hükümetlerince uygulanan Türkiye’deki herkesi Türk ve Diyanet arcılığıyla da Sünni mezhebinden sayan tek tipçi resmi ideoloji ; Eşit haklar ve demokrasi talebiyle seçimlere giren HDP’nin, 7 Haziran seçimleri sonrasındaki başarısını hazmedemedi. Kürt, Ermeni,Süryani, Arap, Alevi vb. farklı halklar ve mezhepten milletvekillerinin, kendi kimlikleriyle meclise taşıması; ‘Cumhuriyet rejiminin ‘ Kırmızı çizgi’ sinin aşılması olarak görüldü. Gereği düşünüldü, HDP ve milletvekillerini meclisten atma planı yürürlüğe kondu. Aslında 1908’lerden günümüze, Türkiye’deki herkesin inancına ulusal-kültürel değerlerine saygı duyan ,eşit hukuk içerisinde kardeşçe bir yaşam, inşa edilemedi. Kan ve gözyaşı, baskı, soykırım sıkıyönetim, katliamlar, cezaevleri; halkların ve aydınlarının yaşamının bir parçası oldu.
1932-1934 yıllarında Cumhuriyet’in Kemalist kadrolarını yaratmak için yayınlanan ‘KADRO’ dergisi incelendiğinde görülür ki; yazarlarının deyimiyle, bir ‘Türk Ulusu yaratma’ya soyunulmuştu. “Milli iktisat “, “Milli bir burjuva oluşturmak,Türk dilini ve Tarihini kültürünü yaratmak (Güneş Dil Teorisi, M. Kemal’in talimatıyla 64 bin kişinin kafatasının ölçülmesi ve türklerin barikosefal ırk olduğu ve orta-Asyadan yayılarak tüm dünya ırklarını,dillerini ve medeniyetlerini oluşturduğu tezleri, Mo adası araştırmaları vb.) yerleşim yerlerinde yeni nüfus düzenlemeleri ve göçler, türklerin bulunduğu coğrafya ile aidiyet bağının kurmak için yer adlarının değiştirilmesi, öteki kültürel varlıkların coğrafyadan silinmesi ya da türkleştirilmesi, Dersim katliamı, Şark Islahat Planları girişimleri vb. Ayrıca tarih kitapları ve eğitim sisteminin, hurafe ve cenk masallarıyla, türklüğü ve sünni müslümanlığı ırkçı bir temelde yücelten; ermenileri, rumları, kürtleri, arapları alevileri aşağılayan ifadelerle doldurulması; bunların bilinen örnekleridir..Günümüzde, Kürtlere yönelik sürdürülen, ‘Devletin bekası’ adına yapıldığı sürdürülen saldırıların arka planında, işte bu yüzyıllık geçmiş pratik vardır. Fakat dışarıda , tüm komşularımızla düşman olduğumuz, içeride herkesin bir diğerinden nefret edecek bir noktaya getirildiği, kişilerin can güvenliği kaygısı yaşadığı bu dönemeçte; bu yüz yıllık politikaların, ne kardeşliği tesis etmekte, ne de asimilasyonla kaynaşarak güçlü bir ülke olmak çabasında ; başarılı olduğu- suriyeleşmenin tartışılırken- asla söylenemez. Beyinleri esir alınmış, algı yönetimine ve toplum mühendisliğine teslim olmuş geniş ‘’Yerli ve milli’ bir nesil, az veya çok yaratıldı. Fakat faşist cuntalar, darbeler dahi, ‘biat ettirme’yi, teslim almayı başaramadı, direnişi bitiremedi. Gençler, kadınlar, aydınlar, sosyalistler emekçi tüm halklar – özellikle kürtler,1984’te başlattıkları 30 yıllık son isyanlarını – direnişlerini sürdürüyor.
Cumhuriyet yönetimleri , saldırgan, katliamcı çeteleri ve bunları destekleyen işbirlikçi burjuvazi ve büyük toprak ağalarını yaratmada, işçi sınıfının sömümede , yağma ve talan düzeni kurmakta başarılı oldu. Ama bu, normal yoldan, iç dinamiğiyle gelişen kapitalizme ait bir başarı değildi. Osmanlı Coğrafyası’nda – ve Anadolu’da – içdinamiğiyle gerçekleşen kapitalistleşme süreci ; Ermeni soykırımıyla kesintiye uğratıldı.Yok denecek kadar az olan Müslüman- Türk burjuvazisi, Gayri- müslüm sermayeye, özellikle ermeni mallarına el koyma ve yağma temelinde, palazlandı. İttihat Terakki 1908’de başlattığı, müslüman -türk burjuvazi yaratma planını, 1915 Ermeni Soykırımı ile tamamladı. Anadoluyu, türk ve müslümanlaştırma sürecini devralan Cumhuriyet dönemi ittihatçı kalıntıları – ki bunlarda yağmadan önemli pay almışlardı – 1930’larda, 10-15 yıl içinde Türk burjuvazinin genel sermaye yapılanmasındaki oranını; yüzde seksenlere çıkarmayı başardı. Zafer Toprak’ın ‘Milli İktisat (1908-1918)‘ adlı Kitabında aktardığı,‘Sanayi Dergisi’nde İbrahim Pertev tarafından ‘Acı bir netice, elim bir vaziyet’ başlığıyla yayınlanan, Osmanlı Coğrafyası’nın 1915 yılı sanayi istatistiklerine göre, gıda, toprak,deri, ağaç, dokuma (yün,ipek, pamuk), kağıt (Kırtasiye), kimya sektörlerinde faaliyet gösteren, 264 sanayi kuruluşu içinde 172 tanesi gayri-müslümlere, 42 adeti türk-müslümanlara, 22 tanesi hükümete, 28 tanesi anonim şirketlere ait olarak görünüyor. Bir başka kaynakta ise, sanayideki sermaye dağılımının yüzde 50’si rum ortodokslara, yüzde 20’si ermenilere, yüzde 15’i müslüman türklere, yüzde beşi yahudilere, yüzde 10’ nu yabancılara aitti. Bu arada sorulması gerekir, kim yerli, kim yabancıdır? Yabancı olan, ingiliz, fransız, alman emperyalist sermayesiyken; doğal olarak yerli olanın da, Osmanlı’nın iç sermaye zümresi – sanayi-tüccar ve tefeci- olması gerekir. Yani rum,ermeni, yahudi ve türk- müslüman sermayesi, içerideydi ve yerliydi.. Bunları toptan ‘’gavur, levanten, ecnebi ,komprador sermaye ’’ olarak görmek; kemalizmin yabancılaştırıcı etkisinin sonucuydu. Çünkü sermayenin eldeğiştirmesi, ‘’sınıfsız ve kaynaşmış bir kitleyz’ sloganı eşliğinde, işçi sınıfı ve birikimlerinin de yokedilmesiydi.
Sonuç olarak, 100 yıl önce ilk kez, 1 Mayıs’ı, Osmanlı İstanbul’unda kutlayan işçi sınıfımızın bileşimi gerçeten çok milliyetli, enternasyonaldi. Onların torunları, bu yılın 1 Mayısı’nı Bakırköy’de, Türkiye ve Kürdistan sathında güçlerini birleştirerek, Kürt Türk Ermeni, Alevi, Sünni demeden kutlayarak; dosta umut, düşmana korku verdiler.100 yıldır, katliamları sürdüren sermaye cephesi de, artık anlamalıdır ki; tarih ‘tekkerrür’ değildir, terör eşliğindeki algı yönetimi, sürgit gitmiyor. Tarihi yapan, halkların, sınıfların iradesidir ve farklı gelişen tarihi koşullar, hep farklı sonuçlar verir…