Ergün ÖZALP- ‘Tahtaravalli‘ Sermaye!

Dünya ekonomisi bilindiği gibi 2007-08 Mortgage krizi diye bilinen,  görünürde finansal alanda ortaya çıkan ve  bumerang etkiyle yayılan ağır bunalımın sarsıntılarını atlatabilmiş değil. Geri ve gelişmekte olan ekonomiler ise,  bu süreçte daha fazla zorlanıyor, emeğin sömürüsü için onlara daha  ağır bedeller dayatılıyor. Borçlandırılarak soyulma cenderesine alınıyor.

Emperyalizm çağındaki kapitalizmin karakteri ’’kupon keserek’’ yaşamını sürdürebilmektir. Kâr oranlarındaki düşüşü engellemenin bir yönü de üretken sanayi alanından, borsa, tahvil piyasası kur ve döviz spekülasyonuna yönelmektir. Belli bir tekelin,firmanın  olası gelecek 1, 5, 10, 50 yıl sonraki hisse senedi kârları üzerine kumar oynamak ve  oynatmaktır. Mali sermaye bu anlamda kapitalist yeniden üretim sürecinde elde edilen artık-değer  üzerinden kâr elde etmekle yetinmemekte, sanal  piyasada   tefecilik yaparak , artı-değerden aldığı azamiye çıkartarak  servetini büyütmektedir.

2007 yılında dünyadaki toplam yıllık üretim, 55 trilyon dolarlık bir değere eşitken, sanal piyasada dolanan  üretim dışında işlev gören tefeci sermaye tutarı ise, 196 trilyon dolardı. Bu miktarın günümüzde üçe dörde katlandığı ise açıktır. Ülkelerin ya da tek tek kişilerin borç tutarı 199 katrilyon dolara  ulaşmış durumdadır. Sanal piyasadaki işlem hacmi , mali sermayenin oynaklığını dengesizliğini, tahteravalli durumunu onun iniş ve çıkışlarını açıklar mahiyettedir.

Durum dünyada genel olarak böyleyken türkiye’de nasıl. Büyüme rakamlarıyla, işşizlik ve enflasyon rakamlarıyla oynayan TÜİK’in sahte istatistikleriyle  ekonominin görünümü halktan gizleniyor.Varlık fonuyla, TÜPRAŞ gibi varlıkları; yabancı sermaye girişi için ipotek karşılığında  gösterme hamleleri, halkın yastık altındaki altın ziynet varlıklarının  sertifrika karşılığı  ve  devlet güvencesiyle toplanmak istenmesi; ekonominin dengesinin hayli bozuk,kırılgan ve iflas düzeyini yansıtıyor. Büyüme var deniyor, oysa artan bütçe açıkları, işşizlik  ve borçlardır, iflaslardır, doviz kurudur – son üç ayda 3.40 tl düzeyine  inen dolar kuru son iki haftada 3.80 tl düzeyini tekrar gördü- , fiyatlardır.. Bu nasıl bir büyüme !

Savaş tamtamlarının hiç susmadığı, dünyada ve bölgede yaşanan istikrasızlığın devam ettiği koşullarda; ekonomik dalgalanmaların  sanal alanda kumar oynayan bir kısım sermayeye kazandırırken, diğerlerine kaybettirdiği  açıktır. Milyonlarca işşiz, emekçi, işçi, köylü,  küçük esnaf, kamu çalışanı yaşamını günü birlik sürdürmye çalışıyorken, zaten tasarruf yapmayı  bırakın, var olan küçük tasarruflarını da harcamaya zorlanırken;  devlet yastık altı para ve   altınlara da göz dikti.  Fakat  kuşkusuz  halkın, 12 eylül sürecinin, Özal ekonomisinin banker skandallarından ve yaşanan iflaslardan dolayı ‚şerbetli‘, deneyimli olduğu söylenebilir.Nitekim, Tayyip Erdoğan iktidarının, ne dolarları bozdurun TL alın çağrısı ne de Altınlarınızı devlet sertfakası alarak faiz karşılığı bankalara yatırın çağrısı boşa düşmüş  görünüyor. Vatandaş sanal (yani gerçek olmayan hayali) yalanlara kanacak kadar saf değil, o para ve altın  ve emlak sözkonusu olduğunda hesabını iyi yapar.Hangi alternatife yöneleceğini somut olanı elinde tutmasını bilir. Özellikle yurt dışında , Avrupa’da inanç tacirliği yapan sahte müslümanları; saf müslüman kesimler, ’Deniz Feneri’ yolsuzluğundan  ötürü iyice tanıdı. Bu nedenle , bu dolandırıcılara bir kez daha, para kaptıracaklarını da  sanmıyoruz .

Türkiye ekonomisi üretiyor emekçiler kuşkusuz çalışkan ama sermaye dışa bağımlı ve gaddarca sömürüyor.  Temel tüketim mallarına( elektrik, su, telefon, benzin, ulaşım, sağlık vb.) zam yaparak, enflasyon, faiz artışı, devalüsyon vb. yöntemlerle halk soyuluyor. Gençler iş bulamıyor, suç oranları artıyor.Savaş kışkırtıcılığı, kürt düşmanlığı ve şövenizm artırılarak halkın tepkisi, bloke ediliyor.’’Aynı gemideyiz. Grev mi  sakın ha , yoksa batarız’’ korkusunu yayıyorlar.

Neredeyse Türkiye bankalarının tamamını denetimi altına alan yabancı sermayenin son sekiz aydaki kârı %23.7 artarken,  Türkiye’deki milyonerlerin sayısı da 125 bine ulaştı. Ayırıca Türkiye ağır bir dış borç batağı içine girmiş durumda. Türkiye‘nin  dış borçları toplamı 432.4 millyar doları geçmiş durumda. Bu borç miktarı, Türkiye’nin yıllık ulusal  gelirinin yarısından daha fazla.Yani ulusal gelirin %51.8 ‚i borçları ancak kapatabiliyor.

Türkiye ekonomisi bu duruma iki günde gelmedi. Emperyalizme ve yağmaya dayalı bu  ekonomik düzen; savaş ve katliamla ermeni ve rum mallarına el koyarak palazlanan işbirlikçi burjuvazinin ve onların maaşlı bürokrat ve siyasal kadroların demokrasicilik oyunuyla;  ülkeyi yağmalama süreçleri,  çok eskiye dayanır. Ama özellikle,AKP‘li kadroların, 15 yıldır tek başına iktidara yerleştiği günümüzde, yağma ve hırsızlığın,yolsuzluğun; dini tarikatlar yedeklenerek hızlandığı ve bunun AKP’ye belli bir kitle temeli sağladığı açıktır. Ama değirmenin çarkının eskisi gibi dönmediği, motorun su kaçırdığı da  görülüyor. Pasta küçüldükçe, ranttan beslenenlerin iç didişmesi de arttı. Ekonomik durumdaki gerileme, kuşkusuz tüm kesimleri olduğu gibi, AKP yandaşlarını da etkiliyor. Baskı ve zulüm  işkence ve soykırım  politikalarından bunalan  kitlelere, şimdi de   vergi artışları, temel tüketim  mallarına zam yapılması, çiftçiye düşük taban fiyatı verilmesi  vb. yöntemlerle; ekonomik terör de uygulanıyor. Zengin daha zengin olurken, yoksul daha da yoksullaşıyor.

Ekonomi böyle sürünüyor iken, emperyalistlerin  satranç tahtasında piyon olarak, verilen pislik temizleme görevini canla başla üstlenmek,  ‘acaba Afrin’i de bu arada  halledebilirmiyim ‚ hayalleri kurararak;  İdlib seferine  çıkmak, halk evlatlarının  kanı üzerinden kumar oynamak; AKP  hükümetinin iflası olarak okunmalıdır. Suriye bataklığından bir ‘kemik‘ kapılır mı? Bilinmez. Ama halkımızın bu durumda olanlara söylediği bir söz var: ‘‘Ayranı yok içmeye , tahtaveranla gider … ya‘‘ !