Ergün ÖZALP- Soyağacımız , soykırımlar haritasıdır..

Geçtiğimiz ay, şimdiye kadar uygulanan yasak gevşetildi, devlet, ‘’E- Devlet’’ hizmeti üzerinden herkesin soyağacını sorgulayabileceği bir internet linkini hizmete sundu , birkaç saat içinde 300 bin kişi bu uygulamaya girince sistem tıkandı. Bir hafta aradan sonra yeni düzenlemeyle hizmete açıldı.Savunma bakanlığı da ek olarak, geçmiş savaşlarda ‘Şehit’ olanlarla ilgili bir linki hizmete sundu.Ama bu link şu an çalışmıyor..Soyağacı ve ‘’şehit’’ sorgulmasına, şu ana kadar onmilyonlarca kişinin başvurduğu söyleniyor.

Soyumuzu, atalarımızın kim olduğunu neden merak ederek sorguluyoruz? Sorgulayanlardan bazıları, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Bosna vb. yani Rumeli göçmeni olduklarını biliyor, ve ‘’acaba atalarımız oradan gelmişşe, orada akrabalarımız varsa ,onlar üzerinden Avrupa Birliği vatandaşlığı da alabilirmiyiz?’’ beklentisiyle hareket ediyordu.1924 Anayasası, Türkiye’de hangi milliyetten mezhepten olursa olsun, TC sınırları içinde yaşayan herkesi; zorunlu olarak ‘’Türk’ ve ‘sünni’ kabul ederek, diğer halkları, dilleri ve mezhepleri yasadışı ilan etmiş, yasaklamış, ürkütücü bir sessizliğe yolaçmıştı. Uzun bir suskunluk ve eylemsizlik döneminden sonra, 1970’lerde 80’ lerde, Kürtler, Ermeniler, Aleviler, sosyalist ve aydınlar; kendilerine dayatılan tarihsel yalanları ve resmi tarihi, sorgulamaya başladılar. Ülkenin son 100 yıllık dönemi, sayısız katliam ve darbe, sıkıyönetim ve OHAL dönemleri olarak yaşanmıştı. Bir yanda ırkçı, mezhepçi şoven resmi söylemin yoğunluğu artarken öte tarafta, vatan hainliği ve bölücülükle suçlanan milyonlarca insanın, demokratik birikimi yoğunlaşmış; faşizan ırkçı söylemi sorgulayanların sayısı artmıştı.
Cumhuriyet dönemi yapılan toplum mühendisliği, kafatası ölçümleri,’’Türk tarih tezi’, ‘’ Güneş dil teorisi’’ vb. Dünya halklarının ve dillerinin türk kökenli olduğu tezleri, Anadolu’da yaşayanların ‘’Orta Asya’dan’’ gelerek ilk yerleşen ‘’Alpin ırkı’’ndan türkler olduğu vb . saçma, bilim dışı tarih yazımı; günümüzdeki biyolojik ve evrimsel gelişmelerle birlikte, yama tutmayan yalanlar olarak görülmeye başlandı. 1938 Dersim Soykırımı’nda yaşananların sorgulanmaya başlanması, Hrant Dink’in katledilmesi sonrasında ‘Ermeni Soykırımı’nın tartışılması, bu konuda birçok belgenin yayınlanması da, Türkiye halklar mozaiğinde; ‘’ ben kimim, atalarım kim, nereden geldiler, acaba katliam ve göçlerden kurtulmuş, başka ülkelerde yaşayan akrabalarım, kuzenlerim var mı?’’ merakını, araştırma -sorgulama güdüsünü; haklı olarak debreştirdi.

Soyağacı sorgulamasının 1830’lara değin yapılabileceği söyleniyor.Osmanlı’nın 19. yy dan sonra tutuğu nüfus kayıtları şaibelidir. Bunlar ‘’hane halkı’’ temelinde vergi verebilecek nüfusu ve sadece erkekleri baz almaktadır, kadınlar sonraki sayımlarda nüfusa dahil edilmiş olup, hırıstiyan ve müslüman olarak sınıflandırılmıştır. 1800’lerden daha geriye gitme olanağı yoktur.Abdulhamit ve İttihat Terakki dönemindeki katliamlar sonrasında hırıstiyan nüfusun türkleştirip müslümanlaştırmasıyla, soyisimlerinin değiştirildiği de gözönüne alındığında; sağlıklı bir sonuç elde edilebilir mi? Ek olarak, Osmanlı’ nın mirasını daha da ilerleten TC’nin, nüfus ve coğrafya temelindeki ‘toplum mühendisiliği’ uğraşıyla; nüfus dairelerindeki, tapu dairelerindeki yangınlarla, atalarımızla birlikte nüfus-sicil kayıtlarının da buharlaştırıldığı; unutulmamalıdır. Bu son söylediğimiz; özellikle, 1915 soykırımı sonrası erkekleri katledilen Ermeni ve hırıstiyan nüfus için geçerlidir. Müslümanlaştırılan ve evlendirilen Ermeni kadınların, baba adları ‘’Abdullah’’ olarak nüfusa geçerken, Hovannes olan isimleri ‘Havva’ olarak, Mari olanlar, ‘’Meryem ‘’ ya da ‘’ Nuriye ‘’ olarak kaydedildiler vb. Köy isimleri, nahiyeler, ilçe ve vilayet isimleri Türkçeleştirildi, ermenice ve kürtçe olanlar değiştirildi. Fakat her yeni doğan ermeni çocuk, vaftiz edilip kayıtları Kudüs’teki merkeze yollanıp saklandığı için; eğer yakın dönemde bu kayıtlar türkçeye de çevrilirse, anneannelerinin ermeni olduğunu bilenler, ya da bu sorgulama sonucu soyunda ermeni bir atası olduğunu öğrenenler; 1900‘ler öncesi atalarına ya da başka yerdeki kuzenlerine ulaşma olanağı bulabilecekler. Bunlar elbette merak konusudur, araştırmak isteyene de dur denemez..
Kan bağına takılmanın da bir anlamı yok, şu an durduğumuz yere, yeraldığımız safa bakmalıyız. Geçmişi düzeltemeyiz ama, gelecek kendi ellerimizdedir. Geçmişte yaşanan tarihsel trajedilerden ancak olumlu dersler çıkarırsak değerlidir. Irkçı şoven yaklaşımlardan dolayı, neden birbirimize farklı gözlerle ve düşmanca bakıp, dışımızdaki kesimleri ötekileştiriyoruz .İnsanlık kardeştir ‘Homo sapiens’ insanın ilk atasıdır, Nil nehri vadisinden, bugünkü Etopya’dan yola koyulup üçyüz bin yıl önce dünyaya yayılıyor, farklı iklimsel koşullarda, farklı kafatası, boy, kilo ve göz ve saç renkleriyle; biçimsel değişime uğruyor. Yani tüm dünya halkları, kabile ve ulusları birbirine de akrabadır. Irklar yok, tek bir insan soyu, türü vardır. Yani ırkçılık yapmanın da bir alemi yok! Homo sapiens’ten daha geriye gidilirse havadaki kuşa denizdeki balığa, karadaki yılana, kayadaki yosuna ve damarlarımızdaki virüs ve bakterilerle akrabayız, gerçek soyumuz, bilimsel ve evrimsel kanıtlarla buralara kadar gidiyor. Bu E-Devlet sorgulamasının belki tek bir yararı olabilir, çok gerilere gidilemese de sorgulama sonucu hayal kırıklığıyla karşılaşanlar; büyükbabasının, büyükannesinin ermeni, rum ve yahudi olduğunu öğrenenler, empati yapabilirlerse; kürtler, ermeniler ve öteki uluslar karşısında; ‘’Benim atalarım Orta Asya’dan geldi, kanımda saf türk kanı dolaşıyor‘’ böbürlenmesinden, eğitim sürecinde kafalarına doldurulan yanılsamalı ırkçı retoriklerden bir nebze uzaklaşabilirler.

Soyağacı resmimize bakarsak; tüm dünyada olduğu gibi – Türkiye’de daha da fazla – savaşlarla katliam ve göçlerle; toplum mühendisliğinin nasıl yapıldığını, bunun aynı zamanda – doğanın en yetkin ürünü olan insanın, kendi soyunu nasıl kesip biçtiğini de gösteren – bir soykırım haritası olduğunu görebiliriz.. Özellikle Türkiye Coğrafyası, tarih boyunca işgal , tecavüz ve katliamlarla yüzüyüze kalmış bir ‘’köprübaşı’’dır. Farklı halkların ve kavimlerin içiçe geçtiği, harman olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Anadolu’nun yerli halkı olan kürtler ve ermenilerle işbirliği yaparak; Bizans’ı Malazgirt’te yendikten sonra (1071) Anadolu’ya yerleşen Türk boyları; sayıca azdı. Bazı tarihçilere göre ‘’ 40 katır, 40 çadır, 40 avret’’ olarak küçümsense de, hadi diyelim ki ‘ 40 bin oba olsun’, ama toplam yarım milyondan fazla değillerdi. O tarihlerde Anadolu, 5 milyon nüfusu (Ermenisi, kürtü, süryanisi, arabı, rumuyla vb.) barındıyordu. Atalarımız bunlarla kaynaştılar.Yani tarihsel yasaya uygun olarak göçebe olanlar, yerleşik kavimler tarafından yutuldu, fethedenler fethedildi. Aslında bu zenginliktir ve halkların bu ortak kültürel mirasına, olumlu değerlerine sahip çıkılmalıdır. Kimse kalkıp ’’ benim soyum, benim kanım daha saf, daha kırmızı’’ dememlidir. Herkes kendisini nasıl ve hangi ulustan ve mezhepten hissediyorsa etsin, ama kendini ‘üstün ırk’ ilan edip, diğer halkları ve insanları köle kategorisine sokup aşağılamasın. Şu yaşanan Afrin’deki savaşa bakın. O bölgeden Türkiye’ye bir taş bile atılmadı, Suriye’nin en huzurlu bölgesiydi . Birçok ulus ve mezhepten, (Kürt, Arap, Ermeni,Süryani, Alevi ve Sünnilerin) insanların ortaklaşa özerk bir yönetim kurarak yaşadığı topraklara saldırıp, ÖSO’cu katil ve tecavüzcülerin kılavuzluğunda; emperyalistlerin ve holdinglerin Pazar kapma ve yağmalama savaşına kemik kapma amacıyla eklemlenmiş ‘’savaş zayiatı’’ sayılacakların torunları; dedelerinin soyağacından gurur ve onur duyabilirler mi? Eğer soyağacınızda, zulme uğradığı için isyan etmiş Pir sultan, Bederttin, Paramaz gibi atalarınız varsa, bir bilim adamı, şair, sanatçı, yalakalık yapmayan akademisyen ve gazeteci varsa; gurur duyulması gereken onlardır.

Sonuç olarak insanlığın soyağacında çürük dal ve meyveler de var sürekli diri ve taze meyvelerde. Sahip çıkılması gereken ikincisidir. Bugün için önemli olan, atalarımız rengi, milliyeti ve kanlarının yüzde kaç ‘saf türk’’ olduğu değildir. Yapılması gereken: tarih boyunca süzülüp gelen, insanlığın ortak olarak benimsediği değerler ekseninde birleşebilmektir. Yani farklı kimlik ve inançlara, hiçbir üstünlük taslamadan, hiç bir dayatmada bulunmadan; eşit ilişki temelinde, barış ve huzurlu yaşam arzusunu; içine sindirebilmektir. Ve en önemlisi, Avusturya İşçi Marşı’nın söylediği gibi ; ‘’Anamız amele sınıfıdır .- Dil farkı bilmeyiz.- Din farkı görmeyiz – Sanki doğduk bir anadan!’’ diyebilmektir.