Ergün Özalp- Öğrenmenin hızı!

Öyle yazının başlığına bakarak , amerikan tarzı, ‘hızlı okuma‘ ,‘hızlı yazma‘‘‘ hızlı öğrenme‘gibi teknik tiyolar vereceğim sanılmasın.İnsan nasıl öğreniyor? toplum nasıl öğreniyor? konumuz bu.

Bir eğitim öğretim yılı başlıyor milyonlarca çocuk eğitime başlıyor. Bilindiği gibi her yıl,milyonlraca çocuk her ülkenin ihtiyacı doğrultusunda kalıpçı bir eğitime, beyinlerini teslim ediyor. Daha doğduğu andan itibaren önce ailenin eğitimine maruz kalıyor. Büyüklerin davranışlarına bakarak, ya da sınayarak, düşüp kalkarak öğreniyor.Anne ve baba, dede, nine gibi önceki nesilde resmi eğitimden ya da onu besleyen geleneksel din vb kültürel mirastan gıdasını aldığı için ‚‘rol modeli‘ olarak işlevsel olmaları bu bağlamın dışına çıkamıyor.Özcesi, dünyanın heryerinde toplumun dinler, devlet, kurumlar, ekonomik sistem, dünyanın gidişatı vb konulardaki düşünsel şekillenişi, dünya görüşleri genel olarak aynılaşıyor.Bu aynılaştırma ve algı yönetimi için harcanan çabaya, semayeye bağımlı binlerce medya, gazete ve TV,sinema, dizi fimler gibi araçlara ek olarak cami, kilise, üniversite ve kışlalardan empoze edilenleri de kattığımızda, toplumsal bilinç düzeyinin içinde bulunduğu sefalet ve öğrenmedeki hız yavaşlığı ( Bu aziz Nesin’in dediği gibi % 90 aptallık andavallık değil ama yaşanan mevcut nesnellik budur.) daha anlaşılır olacaktır. Dünya mali sermayesi, iktidar, ve sömürü avantajlar ısarsılmasın diye, kitlenin bilincini her yolla esir almaya çalışıyor, hergün yaydığı milyonlarca yalan mesaj ve görüntüyle insanların beyinleri, algıları, çarpıtılarak yönlendiriliyor.

Fakat, insanlığın edindiği tarihsel başka gerçekler de vardır.İnsanın kendini ve yaşadığı toplumsal çevreyi değiştirip dönüştürmede bilinçlenme hızını artırıcı olanakları da var. Bunlar nedir? Birincisi, önceki tecrübenin gerek sözlü gerekse yazılı yoldan aktarımı ve buna bağlı aydınlatıcı faaliyetler ,ikincisi de kişinin ya da toplumun kendi yaşadıklarından edindiği dersler sonucu bilinçlenme sürecidir. Sosyal medyayı saymıyoruz. Sosyal medya kullanılmalı ama burada abuk sabuk saçma algı çarpıtıcı mesajlar da olduğundan, bilinçlenme sağlayıcı, değil ama iletişimi hızlandıran bazen sansür duvarlarını delen yanıyla, bilinçlenmeye dolaylı katkısıyla önem taşıyor..

İnsanoğlu bebeklikten itibaren, önceden uyarılmış bile olsa deneyerek yaşayarak öğreniyor. Çocuğun sıcak kavramını öğrenmesi için, illa ki elini sıcak suya sokması, biraz canının yanması gerekiyor. Eğer anne ve baba biraz aydınlanmış, yaşadıklarını süzmüş toplumsal işleyiş hakkında pozitif bilimle tanışmışsa , okuldaki eğitimle çatışacağını bilse bile çocuğunu doğru bilgilendirmeli, ‘başına bir iş gelmesin‘‘ diye çocuğunu koruma güdüsüyle bildiklerini ondan saklamamalıdır.Çocuğun sorularını doğru yanıtlamalı, bilmiyorsa kendisi de araştırmalıdır.Çocuktur bu, cinselliği de soracaktır, yıldızları, dünyanın yaratılışını da , yeraltını da soracak , allahı, cenneti ve cehennemi de, yoksulluğu da , zenginliği de ..Çocuk, bunların bilimsel doğru yanıtını alabilmelidir. Anne ve babasının her dediği , çocuk için çok önemlidir. Sermaye ve eğemenler cephesi 4 yaşından itibaren çocukları teslim almaya çalışıyor. Ayrıca unutmayalım ki , bir çocuğun 9 yaşına kadar aileden aldığı terbiye ve eğitim esas olarak onun karakterini şekillendirmektedir.

İnsanlar öğrenir, bilinçlenirken; bunu grup içinde kitlesel olarak gerçekleştirmektedir.. Bu arkadaş grubu, gençlik kulübü, parti vb . olabileceği gibi, resmi eğitim grupları, iş ortamı da olabiliyor. Bu sayılanlar, kurulu bir çerçevede ve belli bir amaç için biraraya gelen topluluklardır.Çizgileri ne olursa olsun bu tür gruplara bir kez adımını atanların, o grubun felsefesini çizgisini ağırlıklı olarak benimsedikleri ve etkilendikleri bir gerçektir. Bu nedenle insanlara grup içinde verilen eğitim ve öğrenme pratiği önemlidir. Ezilen mazlum halkların öncü bölükleri; gazete, TV gibi kıt olanakları, örgüt dernek , parti , spor klubü, piknik, şenlik gibi insanları grup ruhuyla kaynaştırıcı etkinlikleri doğru, etkili ve çarpıcı tarzda kullandıklarında bu toplumsal bilinçlenmenin sıçratılmasında, onun hızını artırmada çok önemli katkılar sağlayacaktır.

Özcesi, yazılı ve sözlü , önceden alınan mesajlar; doğruluğu, paratik deneyimle birleştiğinde bilinçlenme yaratmaktadır.Bireylerde toplum da özünde kendi deneyimleri temelinde öğrenmektedir . Fakat çocuk için bebeklikten itibaren herşeyi yutarcasına algılamak ve hızlı öğrenmek geçerlidir. Beyni boş bir yazı tahtası gibidir, yetişkinlerde ise bu doludur ve yazboz tahtası gibidir, süzmeyi elemeyi gereksinir. Tek başına deneyimden öğrenmek te hız kaybettiren bir süreçtir.‘Deneyim yenilen kazıkların toplamı‘‘ olmayacaksa, ya da Amerikayı yeniden yeniden keşfetmeyeceksek , daha önce edinilen bilgiler; eğitilen açısından gerekli bir koşuldur. Ama öğreticilerin de eğitilmiş bilinçli olmaları gereklidir. Yanlış bilen yanlışı aktaracaktır, kaş yapayım derken göz çıkaran örnekler çoktur malesef.. Deneyimi, illa ki kendimizin yaşaması gerekmez, insanlık tarihinin bilimsel bir incelemesi de bazı yetenekleri kazandırır, riskli durumlara karşı sigorta olarak güvence sağlar. Kitlelere dünya ve ülke tarihinin, kendi pratik deneyimlerini anlatan aydınlar, parti dernek vb. örgütlenmeler yanıltıcı, algılamayı çarpıtan propagandaya karşı gerçekleri – hemen karşılığını bulmayacaktır zaten – sürekli vurgulaması, kitlelerin donanımlarını artırması belirleyici önemdedir.Kitleye gerçeklerin anlatımı,bu yönde atılan adımlar, hemen meyvesini vermeyecektir, topluluklar da merkezinde yaşadığı olgulardan , tıpkı çocuğun elini sıcağa sokması örneğindeki gibi öğrenmektedir.Acıyı yaşamayan bilmez, savaşı yaşamayan barışı anlamaz, gerev çadırı patronun emriyle yıkılan, polis copu, asker dipçiği yemeyen emekçi de salt teorik bilinçlenmeyle, malasef devlet olgusunu, sermaye düzenin işleyişini içselleştirip bilinç sıçraması yapamıyor, doğru bir eylem hattına sahip olamıyor.Her iki etkinlikte gereklidir. Yaşayanların tepkilerinin bilinçli ve doğru kanallara akabilmesi için, öncesinden yapılan bilinçlendirme eylemi de, yaşanan pratik deneyim de zorunlu olmaktadır..

Gezi isyanı sonrasında genel olaral Türkiye’nin bilinç dönüşüm sürecinde bir atılım olduğu gerçektir. Öncesinde on yıllardır yapılanlar,yazılıp çizilenler, damla damla bilinç kıvılcımları giderek sele dönüşmüştü. Gazı, copu, işkenceyi karakolu ve mahkemeyi zulmü gören; bu devleti tanıyarak, zaten bilinçlenmeye adım atıyor. HES’e karşı eyleme geçen karadenizli 80’lik Havva ana gibi, devletin ne olduğunu başkalarına anlatmeye başlıyor. Yıllardır olayların, çatışmaların, baskı ve terörün kıskacında olan, çoluk – çocuk aile olarak, onlarca yakınını devlet terörü sonucu kaybeden kürtlerin bireysel ve toplumsal bilinci, devlet algıları çok gelişkin durumdadır. Bu nedenle Türkiye‘nin demokratikleşmesi yönünden de motor güç rolünü oynamaktadırlar. Ama önümüzdeki süreçte terör ve baskının Türkiye ölçeğinde giderek artacağını, emekçi halkı kıskacına alacağını, bunun da toplumsal bilinçlenme ivmesini yükselteceği görünmektedir. Sorun, bilinçlenme sürecinin tamamlanmasında, bu bilinçlenmeye adım atan kitleleri; doğru kanalda partilerde, demokratik cephelerde birleştirebilmekte, onların hareketine yardımcı olabilmektedir.

HDP’nin son seçimlerde, hertürlü baskı ve olumsuz koşula rağmen oyunu ikiye katlayınca, bu, AKP’nin yıkılmaz 2023 imajını ve Tayyip’in başkanlık planlarını bozdu.. Bu nedenle ‚‘bu halktan adam olmaz‘‘ türü sorumsuz, aydın saplantılarına kapılmadan, gerçekleri her zaman açıklamak önemlidir. Türkiye’nin olağan ekonomik kriz, baskı ve terör ortamı, sadece kürtleri değil, Türkiye‘nin tüm emekçilerini, gençlerini ve kadınlarını, alevisini, sünnisini herkesi hedeflemekte ve giderek onları; taleplerine cevap olabilecek gerçek parti ve örgütlerine doğru yönlendirmektedir. Eğemenlerin algı yönetimi, yalan propaganda, Hitler’in propaganda şefi Gobbelsin bile itiraf ettiği gibi, açlık ve cepheden gelen asker olümleri, cenazeler ve alınan yenilgiler karşışında, etkili olmayarak, iflas etmektedir. Türkiye Kürdistan’ındaki son bir aydaki savaş sürecinde, askerlerin anne ve baba, yarbay ve assubay yakınlarının; savaş karşısında devleti ve AKP’yi suçlamaları, bakanları kovalamaları barış isteğinin toplumda ne denli güçlü olduğunu gösteriyor.30- 40 yıldır yaşananlardan sonra,‘‘ Her türk asker doğar asker ölür‘‘, ajitasyonu yerini, ‘‘Bilal de, zengin de askere‘‘ haykırışlarına çarpmaktadır.Uzun dönemdir ateşkes ortamında cenazelerle karşılaşmayan ve barış için umut biriktiren halkların, gelinen noktada umutlarının kırılması; AKP Hükümetinin dün müzakere yaparak görüştüklerini, bugün terörist ilan ederek köklerinin kazınacağından bahsetmesi ; toplumda barışa % 80 destek veren halkların kitlelerin umuduyla oynanması, tehlikelidir.Rüzgar ekenlerin fırtına biçeceği açıktı ve barış karşısında saltanatlarının devamı için ,savaş çığırtkanlığı yapanlara halk yakında gereken yanıtı verecektir.

1 Kasım’da yapılacak seçimlerin yenilenmesi sürecinde, Türkiye halklarının, HDP‘de birleşenlerin, 6 milyonu aşkın oylarını; daha da artırarak, AKP’nin dikta ve savaş planlarına da yalanın, talanın, saltanatına da son verecekleri şimdiden belli olmuştur.Savaş çığırtkanlığı,zulüm ve ekonomik yağmada sınıra gelinmiştir, işşizlik ve yoksulluk zirveye tırmanıyor, bu etkenler kuşkusuz , zirveyi ve sarayları mesken edinmiş olanlara, son darbenin vurularak alaşağı edileceğinin de sinyalleridir.