Ergün Özalp- Nereye gidiyoruz?

Genel olarak 2018 yılına göz atıldığında Cumhuriyet Dönemi’nin yüz yıla yakın süren birikmiş ve aşılamayan sorunlarının çözülmek bir yana, ülkeyi çöküntünün eşiğine getirdiği görülüyor.AKP yönetimininse bu sorunların üzerine tüy diktiği açık.

Ekonomi cephesinde açıklanan son TÜİK rakamları, ekonomik krizin hızla derinleştiğini, ekonominin dibe çakıldığını gösteriyor. Vatandaşın ve devletin borçlarını ödeyememe durumu, betona gömümüş paralar, satılamayan iki milyona yakın konut; inşaat sektörü büyümesinde % 6 cıvarında yıllık düşüş, yıllık büyüme oranınn % 1.6 olarak açıklanması, ihracatın stoklardan karşılanması, uluslararası kuruluşların 2019 yılı için % -2 negatif büyüme öngörüsü; çöküşe işaret ediyor. Artan işşizlik, zamlar, kapanan fabrikalar, konkardato oranlarında yükseliş; Krizin faturasının halka kesildiğini, yılbaşından sonra daha da ağır olarak kesileceğini gösteriyor.

Politik arenada ise, tek adama dayanan faşist yönetimin, hak ve hukuk tanımazlığı; gözaltı, hapis ve işkenceler; 12 Eylül Fasist Askeri Cuntası uygulamalarını aratır boyuttadır. Dış politikada ise, Suriye batağına saplanmış olan Türkiye, orada büyük emperyalist güçlerin çekişmesinden kırıntı beklentisi içinde, sözde ‘oyun bozanlık’ stratejisi izliyor. Bir yandan Rusya ve İran’la Astana sürecine girmişken, İdlip’te El Kaideci terörist güruhlara silah ve barınma desteği sağlıyor. Diğer tarafta batılı emperyalistlerin ve NATO’nun tetikçisi Proşenko’nun Kırım’da , Karadeniz üzerindki provakasyonlarına – Putin Rusyası’nın nefretini üzerine çekeceğini bilmesine karşın – destek veriyor.ABD ile mi , Avrupa Birliği’yle mi, Rusya’yla mı sarmaş dolaş olacağını bilemiyor.Çok Kocalı Hürmüz pozisyonda kalarak kazançlı çıkılamayacağını; Birinci Dünya savaşı öncesi, İttihat Terakki’nin izlediği politikadan öğrenmemişe benziyor.Sonuçta, birinci büyük savaş sonrasında, Almanya’nın kucağına itilen Osmanlı, parçalanmakla yüzyüze gelmişti.. Süreç benziyor, ama farklı dinamikler sahada..Tarih kuşkusuz, günümüzde aynı yolu izlemeyecek, Kürt düşmanlığı üzerinden sürdürülen politika ve soykırım yöntemiyle ulus – devlet inşa sürecine girişen Türkiye yönetici kliği; ‘bekaa sorunu’ nu nasıl çözecek göreceğiz..

Şurasını saptamakta yarar var: Yukarıda kısaca tablosunu verdiğimiz ekonomik ve sosyal gerçeklerin üzerini örtmek için, yalan ve algı yönetimi günümüzde zenginleştirilmiş araçlarla sürdürülüyor. Medyanın % 90’nı, tekeline geçiren AKP ve Tayyip Erdoğan yönetimi, Cumhuriyet dönemindeki ‘Türkçüislamcı’ senteze , ‘Komunist’ ve ‘Kürt düşmanlığı’ temelinde yürütülen ideolojik algı çarpıtmasına dayanıyor. Eski dönemde resmi radyo ve 1970’ler sonrasında TV vardı, birkaç gazete, Diyanet, asker ocağı ve camileri vardı. Şimdi tüm bunlara, mobil -internet araçları, akıllı telefonlar, sosyal medya ve yüzlerce TV ve TV dizileri eklendi. Bazı TV ler, şehirli küçük burjuvaları, bazıları kırsal kesimi tatmine yönelik dizi ve proğramlar üretiyor. Kürtleri ve PKK’yı hedef alan, özel kuvvetlerin gerilayı sürekli yok ettiği, ‘Rambo’ların ölmediği bir çok TV dizisi ; çok izlenen kanallarda uzun süredir devam ediyor. Bu diziler, ’Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisini sollamış durumda.Bazı tarikatlara tahsis edilen TV kanalları gündüz gece, ‘Cüpbeli’ gibi sapık hocalar aracılığıyla din tüccarlığına soyunmuş durumda. Genç kızlar ve kadınlar için evlenme, moda ve yemek yapma, masa hazırlama vb .yarışma proğramlarında kocalara nasıl iyi hizmet verileceği gösterilmeye çalışılıyor. Geçenlerde izlediğim bir yemek proğramda sunucu; Tarım bakanı Pekdemirli’nin, ‘’Et fiyatları yüksek, çünkü çok et tüketiyoruz, az tüketirsek et ithal etmek zorunda kalmayız’’ demecinden ‘’ vazife çıkarmış’ olacak ki, cevherini yumurtladı. Sunucu bayan; ‘’Kafkasya’da halkın etle beslenmediğini, misafirlerine yemek yapmadıklarını, esas olarak hamur işi yiyecek tükettiklerini, bizlerin de öyle yapması gerektiğini’ söyledi.İnsanı aptal yerine koyan, milyonlarca emekçinin yıllardır Türkiye’de ancak ayda bir kez gramla et alabildiğinden habersiz bir sunucu ! Demek istiyor ki; ‘Ekmek yoksa pasta, et yoksa hamur işi yiyin! ‘’ AKP’nin yalaka medyasında böyle yüzlerce gazeteci bozuntusu var ve bu yalanlardan dolar kazanıyorlar. Geçenlerde yalaka medyada AKP’nin tetikçi gazetecilerden Cem Küçük ve Savcı Sayan bir proğramda: AKP cephesindeki medyanın görevini iyi yapmadığını, yönetimin bazı yanlışlarınnı eleştirmesi gerektiğini hatırlattılar. Cem Küçük: ‘’ Bizim medya cephesindeki yazar ve gazeteciler yalaka, bir kaçı dışında görevini yapan yok. Hepsi Tayyip Erdoğan’ın ne dediğine,işaretine bakıyor ondan sonra yazıyor. Korkuyorlar, sinmişler.Karşı taraftaki bitik %10 ‘luk sol medya; eğer Tayyip başımızdan gitse – eksik olmasın- bizim işimizi 5 günde bitirir, darmadağın eder’’ dedi. Evet faşist yönetim ve onların medyası korkuyor, onca olanağa rağmen başarılı sayılmazlar.Çünkü hayatın gerçekleri, yaşananlar daha acıtıcıdır. Korku ve terör eşiğinde sürdürülen ‘Algı yönetimi’ ve toplum mühendisliği çabalarının, iflas ettiği nokta da burasıdır. Kriz ve savaş, can yakıyor acıtıyor, halk ekmek bulamıyor, yalanlar hafif kalıyor gerçeği örtemiyor. Faşist yönetim, algı yönetiminde; ‘türban’, ‘andımız’ , ‘yeni askeri darbe’ ‘Gezi direnişi’ tartışmalarını; ‘’iç düşmanlar’’ ve ‘’dış düşmanlar’’ yaratarak gündemde tutup, tazeliyor.Ama gerçekten de ‘Gezi’ yi aşacak bir toplumsal isyandan da korkuyorlar. Korkuları, Fransa’da süren emekçilerin neo-liberal politiklara karşı isyanından sonra daha da artmıştır.

Avrupa’daki dalga ,Türkiye’ye gelir mi gelmez mi ? bu ayrı bir konu. Ama Türkiye, zaten uzun süredir patlama öğelerinin biriktiği bir ülke konumunda. T. Özal döneminde 90’lardaki neo-liberal politikaya tepki olarak çıkan Zonguldak Madenci direnişi ve Bahar Eylemleri, o dönem kürt dinamiğiyle birleşmiş hükümeti zor duruma düşürmüştü.Faşist rejim cephesinde gediklerin açılması, bazı demokratik kazanımların elde edilmesi; genellikle kürtlerin eylemselliğinin, Türkiye emekçileri ve işçilerinin mücadelesiyle birleştiği süreçlerde gerçekleşti. Kriz ortamında Kürt direnişinin, işçi eylemiyle objektif ya da subjektif olarak birleşmesi; demokrasi mücadelesine ivme kazandıracaktır. Bugün de, Başkanlık sistemi olarak sürdürülen AKP-MHP faşist rejimine ve onlarla ittifak içindeki, ‘Ergenekon’ artığı yalaka generallar çetesine karşı; muhalefertin birleşmesi ve mücadeleyi yükseltmesi; demokratik kazanımların önünü açacaktır.