Ergün ÖZALP-Mizahtan ne anlıyoruz?

Mizah, yani gülmece  sanatı, insanlıkla yaşıttır denebilir. İnsanlar korkularını, günlük yaşamdaki çelişkili durumları , bunlardan çıkradıkları dersleri , farklı durumlar karşısında düştükleri açmazları, gülünç konuları ;  mizah konusu yaptılar ve gelecek kuşaklara bunları aktardılar.  Ortak eğlencelerin konusu olan mizah özel mülkiyetle, kölecilikle birlikte  elit bir zümrenin tekeline geçti ve sınıfsal nitelik kazandı.  Antik Yunan’da Platon ‘ devlet’ adlı eserinde ‘’ Gülme eylemini yönetici sınıflar açısından tehlikeli’ bulmuştur. Ortaçağda kilise,  gülme eylemini  ‘ Şeytanı ayartma’ ve ‘ cennetle alay etme ‘ olarak değerlendiriyordu.   Buna karşın  yine de, saray soytarılarının dışında, ezilenler, her dönem kendi mizahınıda yaratıp, güldüler ve sonraki nesillere bunları  aktarmayı başardılar. Antik Yunan’da Diyanizos şenlikleri, ortaçağ feodalitesindeki karnavallar ( İsviçre’de halen süren  Fasnacht  geleneği gibi)  geniş halk kesimlerinin krallara ve yöneticilere eleştirilerini mizah yoluyla ilettikleri platformlar oldular.Zaten baskı ve terör dönemleri , ‘ezop dili’ nin ve halkın  yaratıcı mizahi yeteneğinin alabildiğine geliştiği dönemlerdir.

Osmanlı’ya ve  günümüze gelirsek;  mizah anlayışı eğemen zümrenin, sarayın tekelinde gelişti . Osmanlı yaptığı zulmü , eşitsizlikleri ,adaletsizlikleri konu edinmeyen  mizahı ve cinsel metinleri; serbest bıaraktı. Bu tarz edebiyat , fıkra ve şiir tehlikesizdi, toplumun isyancı damarlarını yumuşatıp onların gazını alıyordu. Örneğin Nasrettin Hoca Fıkraları diye bildiğimiz fıkralar,  Osmanlı’daki orjinal metinlerine bakıldığında görülecktir ki, bugünkü sapık ve porno edebiyatını sollayacak türdendir ( Bu konuda bkz. Murat bardakçı  Osmanlıda seks-Sarayda gece dersleri ).Ayrıca bu dönem ‘bektaşi fıkraları’, ‘Bekri Mustafa’ fıkralarıda  halk nezdinde yankı bulmuştur. Fakat Osmanlı  Hanedanlığı, kendi hükümranlığını eleştiri konusu yapan mizahçıları affetmemiştir. Hacivat ve Karagöz’ün idam edilmeleri bunun en açık kanıtıdır. Yine Osmanlı’nın Meşrutiyet Dönemi’nde yayınlanan muhalif Diyojen Dergisi defalarca kapatılmış sansüre uğramıştır.

Cumhuriyet Türkiyesi’ de , tek partili döneminde mizaha ve gülmeceye düşmanlığı , Osmanlı’dan  devraldığı bayrağı  yere düşürmemiş,  Sabahattin Ali ,Aziz Nesin  ve  Rıfat Ilgaz’ın içinde bulunduğu  ‘Marko Paşa’ adlı mizah dergisini, yönetimi eleştiri konusu yaptığı için  defalarca kapatmış yazarlarını cezaevlerinde süründürmüştür. Sözde demokratik, çok partili dönemde de  cezaevleri, mizahçıların karikatüristlerin adeta ikinci evi olmuştur.Türkiye mizahında önemli bir köşetaşı olan, Oguz Aral’ın yönetimindeki ‘Gırgır’’ yetmişler ve seksenler sonrasında  muhalif mizahı  sokağa taşımış , işçi ve öğrenci sorunlarını, kadınsı durumları  işlemiş, okurların aynı zamanda yazar ve çizer olduğu bu dergi , baskı tekniğinin de gelişmesinin katkısıyla hemen her eve kahveye, okula girmeyi başarmıştır. 1975’te  500 binlik tirajı  ve her bir derginin en az üç kişi tarafından  okunmasıyla  1.5 milyon kişiye ulaşma başarısını yakalamış, dünyanın üçüncü büyük mizah dergisi(Birinci ABD’de MAD, İkinci sovyetler Birliğin’de yayınlanan  Krokodil dergİleriydi)  haline gelmiştir.12 Eylül faşist darbesinden sonra yayını sürdüren Gırgır, bir çok mizah dergisine de,  analık görevi yapmış , günümüzde eski populerliğini kaybetmiş olsa da, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir karikatür nedeniyle T. Erdoğan sansürüne uğramış ve kapanmak zorunda kalmıştır. Gırgır’ın başarısı, Kemal Sunal vb. komik filimlerin başarısı, sokağın dilini kullanmaktan ( bazen argo da dahil) toplumsal gerçeği , halk yaşamını gülünç ve abartarak yansıtmış olmaktan ileri gelmektedir.Zaten mizah, toplumsal gerçekliği; yasakları, baskıyı , zulmü,  savaşı , tabuları, töreleri, cinselliği,  evliliği , insan yaşamına ait   herşeyi ;  ‘eğlenceli’  bir dille yansıtma ve  eleştireler yollama sanatıdır.’’ Gezi Direnişi’’nde gençlik,  bunun yaratıcı örneklerini sergilemiştir. İster fıkra, ister karikatür olsun işin özü budur.

Gülme eylemi, tek başına bir iletişim aracı olarak,  bedeni rahatlatıcı bir eylemdir,  boşalmadır.Mizah ta devreye giren ise, insanın kavrama ve anlama yönüdür.Fakat her iki durumda da insanlar arasında  iletişimi, rahatlatıcı, özgürleştirici, gerilim giderici  ve yakınlaştırıcı, ortaklaştırıcı  bir işlevi vardır..Ortak gülmeler, ortaklaşmayı ve dostluklar ı  teşvik ediyor…Mizah doğası gereği,  eleştirel ve muhaliftir.  Fakat yönetenler sadece baskı ve terörle  muhalif mizahı engellemiyorlar. Kendi yalaka mizahçılarını ve trollerini de kullanıyorlar. Faşist , ırkçı, şoven ,ötekileştirici ,  cihatçı mizahı da geliştirmeye soyunmuş durumdalar.  Eğemenlerin faşist zihniyetli bu tür ürünleriyle , salt  gülmece amaçlı olanları  ve muhalif eleştirel mizahı da  birbirlerinden  iyice ayırmak gereklidir.Elbette ki bunu yaparken,  seçici olmalıyız..

Mizah eserinin  değerlendirilmesine , ‘ açık –saçık, ya da argo ve  küfür  kullanımı  var’  vb.  gerekçelerle,  şablonlarla yaklaşamayız. Toplumda varolan, yaşanmış ya da yaşanacak olan   her nesnel durum , özel olarak   politika, cinsellik, evlilik, aldanma, aldatma, sahtekarlık, sapıklık , dinsel sapkınlık mizahın konusu   olduğunda ;cinsel  imajlar, argo, küfür vb. kullanılabilir. Edebiyatçıyı , şairi, mizah yazarını , imgeleri konusunda eleştirmek anlamsızdır.  Önemli olan  imgeyle neyin  anlatılmak istendiği ve bunun yerli yerinde, estetik bir biçimde kullanılıp kullanılmadığıdır.  Sık olmasa da bazen ; fıkraların , mizahın  verdiği mesajı, hisseyi ;  kendi üzerine çekip  kişiselleştiren , alıngan  kişiler , kesimler  ve meslek erbabı  olabiliyor. Temel fıkralarından,  lazlar niye rahatsız olsun, gocunsunlar?  Bir  fıkrada cami hocasının sübyancılığı anlatılıyorsa,  bu tüm cami hocalarının sapık olduğu anlamına gelmez. Bir kadının (ya da kocanın karısını aldattığı)  kocasını aldattığı bir fıkra, tüm kadınların kocalarını aldattığı  şeklinde yorumlanabilir mi? . Bunlar toplumsal olgulardır,  güleceğiz üzerinde  düşüneceğiz.. Özetle başarılı mizah eseri , toplumsal nesnelliği konu olan  ve gerçekliği, çarpıcı , köşeli ve abartılı tarzda ortaya koyan; dinleyeni , okuyanı  ya da göreni güldürerek – yani kendi insansı hallerine  güldürerek – düşünceye yönelten eserdir.  Okuduğumuz , dinlediğimiz  fıkralara, gördüğümüz karikatürlere birazda bu gözle bakalım!