Ergün ÖZALP- “Kıyamet” başka bahara!

İsa ,‘Kıyamet‘ ten etkilenmeyeği söylenen İzmir’in Şirince ilçesine inmedi  ve  bildiğiniz gibi  kıyamet de kopmadı 21 Aralık’ta.Kıyamet Maya mitosuna (Efsaneye) dayandırılıyordu.Oysa Mayalar için bu tarih,  yeni bir yedi bin yıllık takvimin başlangıcı olarak , şenliklerle kutlanıyordu.Ama dünya ve ülke medyası bu olay vesilesiyle; zaten korku ve umutsuzluk içindeki kitleleri önce gerginleştirip  sonra ,‘‘rahatlatma‘‘ terapisi  üzerinden  yürüttüğü manüple çabalarını artırdı.

Burjuva medya, bu kıyamet tacirliğini, magazinleştirmekle kalmadı, çok izleyicisi bulunan sabah proğramlarında, sorunu‚ ‘Kıyametin  21 Aralık‘ta çıkıp çıkmayacağı‘  üzerinden tartıştırdı.Dahası, Şirince’de Kıyametin kopmayacağı; ekranlara çıkartılan, dini referansalara gönderme yapan diyanet ulemasının ve ‘uyduruk bilim‘ olan  astroloji den geçimini sağlayan, astrologların  nam-ı diğer yıldız falcılarının palavraları üzerinden kanıtlanmaya çalışıldı.Onlar, yanılsama ve uydurmanın ( Mitos, efsane) yerine, bir başka uydurmayı (falcılık)  ikame ederek, bilimi unutturdular ve sürekli  eleştirdikleri  Putin kadar  bile, olamadılar. Türkiye’de  sık sık medyatik şovlarıyla ve diktatörlüğüyle gündeme getirilen  Putin,emperyalist  Rusya’yı süper dünya gücü yapmanın peşinde ve  bunun  bilimsiz olamayacağınında bilincinde görünüyor..Gorbaçov öncesi ve  sonrası Rusya‘da bozuşan bir  eğitim süreci yaşansa da, önceki dönemlerin bilimsel temeli ve mirasından birazcık  nasiplenmiş olan Putin, 20 Aralık’ta 1200 gazetecinin katıldığı basın toplantısında bilimsel  bir açıklamayla ancak;‘ 4.5 milyar yıl sonra dünyanın sonunun geleceği‘ ni, tüm dünyaya duyurdu ve Maya kıyameti beklentisine son noktayı koydu.Çünkü Fizik ve  Astronomi bilimi, yüz yılı aşkındır, bir gaz yumağından oluşan yıldız sistemlerindeki ,güneşlerin  soğuması sonucu, gezegenlerde de- elbette Dünya’mızda da- milyarlarca yıl sonra hayatın son bulacağını,maddenin hereketinin evren içinde başka biçimde varlığını sürdüreceğini söylüyordu.  Bilindiği gibi  kutsal kitaplarda da  kıyamet söylencesi  var, Ortaçağda  ise, Nostradamus’un kıyamet senaryoları yazdığını biliyoruz..Semavi dinlerden önce de, Yunan , Sümer, Hitit , Maya mitolojisinde de, birçok tanrı ve onların müsebbibi oldukları bir  sürü  kıyamet – Zeus’un gazapları, Yaratılış efsanesi , Nuh tufanı vb gibi .- bulunuyordu.
Mitoslar(efsaneler/söylenceler); geçmiş  insan topluluklarının,yeryüzündeki  korkularını, umutsuzluklarını, iyilik ve kötülüğü; tanrılardan bilip gökyüzüne atfettiği  ve gelecek nesillere ilkin  sözlü olarak naklettiği; daha sonra taşlara kayalara nakşettiği  öyküler, masallar olarak okunmalıdır.Yaşar Atan’ın dediği gibi; ‘İnsanlığın dillendirdiği tanrılar, aslında insanoğlunun elleriyle yakalamak isteyip te yakalayamadığı kendi gölgesinden başka birşey değildi.‘‘
Bunları gerçekmiş gibi ele almak, insanlığın geriye, cahiliye dönemlerine götürülmesi olur.Oysa akıl çağına geçişle birlikte insanlık, bu efsane öykülerden, sadece o dönem toplumunun yaşamsal ayak  izlerini  keşfederek  anlam çıkardı, tarihsel deneyimini zenginleştirdi, bilim yoluna girdi..

Oysa  Şirince vakasının  da gösterdiği gibi, kapitalist dünya , insanların korku ve duygularını paraya tahvil ediyor.Şirince’de  Otel fiyatlarının artışı, sığınak satışları, turistik turların düzenlenmesi bunun göstergesi oldu. Ama umulan olmadı, ‘kıyamet‘  başka bahara kaldı. ‘İsa’nın gökten  inişi‘ nin gerçekleşmediği Şirince’ye  sadece  birkaç yüz yeni insan ve magazin basınından bir grup  gazeteci gitti. Onlar da, inanıp gelen ya da inanmış gibi yapanlarla birlikte, büyük beklentilerle  hazırlanmış olan ‘Kıyamet çorbası‘, ‘Cennet kebabı‘, ‘yasak elme tatlısı‘ nı, yemekle yetindiler..
Eğemen, sistem medyası  açısından sorun,  zaten kıyametin olup olmayacağı değil , insanların binlerce yıldır inandıkları boş inanların, ölüm korkusunun, ısıtılıp yinelenmesi ve yanılsamanın sürdürülmesiydi.Onlar, medyalarında, sistemin temelini sorgulamaya girişmeksizin, nemalandıkları patronlarının çerçevesini belirlediği alanda at koşturuyorlar. Ve bir  yandan, ekonomik krizleri, insanların ölümlerini,salgın hastalıkları, intiharlarını, nükleer ve  kimyasal savaşları,çevre felaketlerini  kapitalizmin ürettiği  tüm bu kötülük ve yıkımları; gerçek  ilişki ve bağlamından kopartarak kişiselleştirilirken; öte yandan şanslı ve sözde ‘fırsatlardan yararlanmış‘, ‘akıllı‘  bazı ünlülerin yaşamını magazinleştirerek; olmayacak yanlış hayalleri peşinde, en yakınıyle rekabete girişen  ‘birey‘ lerden oluşmuş, sermayeye karşı edilgen konumda ‘atıl kitle’ ler  yaratmaya uğraşıyorlar.Yani, bu dünyadaki ‘ölümü gösterip sıtmaya  razı‘ ediyorlar. Nasılsa, “mutluluk trenini kaçırdıysan, öte dünyada seni bekleyen cennet var!“  demek istiyorlar.. Bu görevi, sadece  yorumcu olarak ekrana çıkardıkları,‘‘Cübbeli  Ahmet Hoca‘ larla değil, bazen ‘cübbesiz  ‘Beyaz Hoca‘ larla, bazen de‚ ‘akademisyen‘ cübbeli  lerle, o da  yetmezse, eli ‚‘küreli  falcılar‘ la- yani koca  küpeli , fincanlı Sulukule falcıları değil – yerine getiriyorlar.
Diyanet  İşleri Başkanı‘nın  Şirince vesilesiyle belirttiği‚ ‘ kıyamet alâmetleri‘  ise,zaten  binlerce yıldır var. Kapitalist sistem, sermayesine  köle olarak bağladığı esirlerine, tüm mülksüz ve ezilenlere  revâ gördüğü  zulümlerle; ‘kıyamet‘ ini, özellikle 200 yıldır devam ettiriyor.

Özetle, son ‘kıyamet‘in de, bu yüzden, bir kıymet-i harbiyesi yoktu. Bütün mesele, yaşamları ‘kıyamet durumu’ ndan  beter  hale getirilmiş emekçi insanların,aralarındaki  ayrım ve düşmanlıklara son vererek , eşit,kardeşce  ortak bir yaşamı kurmaları eylemine girişmesi;sermaye düzeninin bağladığı maddî ve zihinsel zincirleri, bizzat  kendilerinin kırması sorunudur.2013 yılının,esirler dünyasının uyanışı ve ayağa  kalkışının, ivme kazandığı, sermaye için ‘kıyamet yılı’  olması dileğiyle;herkese mutlu yıllar..