Ergün Özalp- Kavga sürüyor, sürecek!

Kuşkusuz yaşamın kendisi bir mücadele sürecidir. Her yeni gün, yeni bir başlangıçtır. Türkiye devleti $ gelinen yerde gelişme yerine ; ekonomik politik ve diplomatik tüm cephelerde ileriye doğru demokratik bir başlangıç yapamamakta, kronik hastalıklarını aşamamakta, aksine Ortaçağ değerlerinden, Osmanlı’nın çöküş dönemi politikalarından medet ummakta, ölümüne koşmaktadır. Kapitalist- emperyalist dünyanın,mali-sermayenin genel krizi derinleşirken, dünyanın büyük devletleri, ABD, Rusya, Çin vb. ülkelerde içe kapanma ve gericilik eğilmleri artar, otoriter rejimler kalıcılaşırken; pazar paylaşım kavgaları, geri ve bağımlı ülke toprakları üzerinden sürdürülmekte, yeni silahlar bu alanlarda test edilerek; daha büyük savaşlara hazırlık yapılmaktadır. Türkiye bu çekişme ve kapışmaların tam göbeğinde bulunuyor. 100 yıldır kürtlerin ulusal eşitlik ve hak taleplerini kanla bastırma politikası izleyen Türkiye, kendi olanaklarını tüketmiş, ülke içinde bölünmüş, cepheleşmiş, hem Ortadoğu’ da hem de dünya genelinde yalnızlaşmış, düşmanlarını çoğaltmış; emperyalistlerin elinde oyuncak ‘’Hasta adam’’ konumuna gelmiştir. ‘Kürt sorunu’nu barışçıl temelde çözememiş Türkiye, asla demokratikleşemeyecek, savaştan ve terörden beslenecek, kitlelerin demokratik kazanımlarını gaspedecek ve doğal olarak T. Erdoğan eşliğinde Hitler’i örnek alarak, tek adam ditatörlüğünü kurumsallaştırmaya yönelecekti. Bu aynı zamanda büyük sermayenin ve emperyalistlerin çıkarlarıyla, onların sömürü politikalarıyla da çelişmeyen bir durumdu.

Türkiye halklarının demokrasi mücadelesi, özellikle Kürt ulusal hareketinin direniş ve kavgasını sürdürmesi sonucunda bütünüyle ezilememiş, dönem dönem gerilemeler olsa da ‘Gezi Direnişi’ nde olduğu gibi, beklenmedik tarihsel ayaklanmalarla,sermaye ve iktidarlara kabuslu günler yaşatmıştır. 7 Haziran 2015 ve aynı yılın Kasım’ındaki seçimlerde, HDP ekseninde birleşen devrimci demokratik birikim; kürt,süryani, ermeni,çerkez, rum, arap, alevi ve sosyalist milletvekillerini; TBMM’ye taşıyarak, eğemenlere o güne kadar görmedikleri bir korku yaşattı. 100 yıllık kurulu devlet düzeni, ‘’Türk-islam sentezi’’ temellerinden sarsılmaya, çivileri yerinden oynamaya başlamıştı. Zaten oyalanma amaçlı olduğu bilinen ‘’çözüm süreci’’ devlet ve AKP hükümeti tarafından, tek taraflı olarak provakasyonlar eşliğinde bitirildi. Savaş ve toplu katliamlarla, Afrin işgaliyle bugüne gelindi. Kürt halkı ve gençliği, Kürdistan illerine yönelik işgali, önce Sur, Cizre, Silopi’de ve daha sonrara da Afrin’de büyük bedeller ödeyerek; direnişle karşıladı. Kürt halkının özgürlük güçlerinin bu direnişi, halkların moralini yükselterek Türkiye’nin demokrasi mücadelesine de, katkı sunmayı sürdürüyor

T. Erdoğan, tek parti – tek şef diktatörlüğünü onaylatmak ve tükenişini ertelemek için, 24 Haziran’da yapılacak olan baskın seçimin kararını aldı. OHAL yönetimi sürecinde, Kürt illerinin belediyelerine kayyum atanması, milletvekillerinin tutuklanması; HDP eşbaşkanları Demirtaş ve Yüksekdağ’ın cezaevlerine atılması, yüzlerce gazetecinin tutuklanması, TV ve gazetelerin kapatılması , yüzbinlerce insanın cezaevlerine atılarak, kitlelere gözdağı verilmek istenmesi; gelinen aşamada bunların beyhude çabalar olduğunu kanıtladı. 2018 Newroz’u ve 1 Mayıs’ı; kürtlerin ve demokrasi güçlerinin Türkiye ve Kürdistan’ın tüm kentlerini mücadele alanı haline getirmelerine, korku duvarının aşıldığına tanıklık etti. Önümüzdeki 24 Haziran seçimlerine yüksek moralle girecek olan demokratik ve devrimci güçler; şimdi AKP-MHP cephesinin, tek adam ditatörlüğünün inşasına güçlü bir darbe vuracak potansiyele sahiptir. AKP-MHP cephesinin Türkiye halklarına, gençlerine ve kadınlarına; savaştan ve yoksuluktan ve cezaevi inşasından başka verecek bir şeyi kalmadı. Kürtlere karşı 30 yılı aşkındır sürdürülen imha politikası ve savaşla, ekonomik olanaklarını tüketen Türkiye, mal varlıklarına ipotek konmuş, borçlarını ödemek için dış kredi bulmakta zorlanan, merkez bankasının müdahalesine karşın dolar ve euro kurunun artışını frenleyemeyen (bu yazı yazıldığında dolar 4.30 Tl , Euro 5.10 Tl. sınırlarında yeni rekorlar kırıyordu) her gün zam yapmak zorunda olan,enflasyonu ve işşizliğin artışını önleyemeyen bir ülkeye dönüştü. AKP yıllardır, din istismarcılığıyla, yalan ve dolanla , medya tekeliyle algı yönetimiyle ve bir ölçüde de ekonomik konjonktürün uygun koşullarında kitlelerin desteğini kazanabiliyordu. Ama malesef toplumsal süreçlerin, kurumların ve kişilerin gidişatını ve ömrünü ; son tahlilde ekonomik gidişat belirliyor. AKP iktidarı ne yaparsa yapsın yolun sonuna gelmiş; Türkiye’yi de kriz ötesi bir ortamla yüzyüze bırakmıştır. Seçime Tayip Erdoğan ve Bahçeli; ‘Cumhur ittifakı’, CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ‘Millet ittifakı’ adıyla girmekte, ama bu her iki cephe de, HDP’yi baraj altında bırakarak, parlamentoya devrimci-demokratik milletvekili birikiminin girişine engelleme konusunda anlaşmış görünüyor..

Sonuç olarak, seçimlerde HDP ve başkan adayı Selahattin Demitaş; hem ‘’Cumhur ittifakı’na hem de ‘Millet ittifakı’ partilerine karşı; eşitsiz ve adil olmayan bir seçimde- cezaevinde tutuklu olarak- yarışacaktır.Seçimlerde, ister T. Erdoğan kaybetsin isterse kazansın, Türkiye ekonomik ve politik olarak çöküş sürecindedir. Ne gaspedilen demokratik hakların elde edilmesi, ne OHAL’in kaldırılması, ne kürtlerle eşit haklara dayalı bir barışın yapılması, ne de ekonominin refahın sağlnması; işşizliğin yok edilmesi, kadın cinayetlerinin son bulması; bir seçim zaferiyle kazanılmayacaktır. Ama HDP’nin seçim barajını geçmesi ve Demirtaş’a güçlü bir destek verilmesi; mücadeleci güçlerinin moraline ve kavgaya ivme kazandıracak, seçimler sonrasında faşist-ırkçı cephede moralsizliğe ve dağılmaya yol açacaktır. Bu nedenle demokrasi güçlerinin, HDP eksenindeki birliği ve önceki seçimlerden daha güçlü olarak HDP’ yi ve başkan adayı Demirtaş’ı desteklemeleri; T. Erdoğan’a ‘’TAMAM’’ demeleri sosyalistler, devrimci – demokratlar ve emekçiler açısından tarihsel bir görevdir.