Ergün Özalp- ‘An‘ ı yaşamak ya da boşvermişlik!

Gençliğe ve topluma yukarıdan dayatılan ‘anı yaşayın‘‚ ‘yüreğinizin
götürdüğü yere gidin‘ ‚‘hemen şimdi yapın‘, ‘ just to it‘ vb sözde özgürlükçü sloganlar
ne anlama geliyor?
Geçmişle ve gelecekle ilgilenmemek,yarın ne olacağını bilmeden sadece
‘an’ı yaşamak; olabilirliği bir yana, öncelikle insanı ve toplumu, tarihsizliğe,
geleneksizliğe, değersizliğe, umutsuzluğa ve cehalete sürüklemeye; sermaye
düzeninin toplumu köleleştirme çabasına hizmet ediyor. Emperyalistler, kapitalist
tekeller yeni sömürü alanları bulmak,‘sinekten yağ çıkarmak‘ için sayısız plan ve
gelecek hesapları yaparken, geçmiş deneyimlerinden faydalanıp daha büyük katliamlar
tezgahlarken, din,mezhep ve ulusal ayrılıkları körüklerken, insanlara ve
topluma önerdikleri davranış felsefesi ise, ‘an’ı yaşayın oluyor. Onlar, insanların tarih
bilincini silmek, olaylara ve olgulara tarihsel bir açıdan bakarak,geleceğe dair sağlıklı
sonuçlar üreterek doğru yönde eyleme geçmemesi için, insanı ‘şimdiki zamana‘
hapsediyor. İnsanoğlunu , ilişkiler,çelişkiler ve mücadele alanı olan‚‘maddi yaşam
koşullarında‘ silahsızlandırarak; teslimiyete, boşvermişliğe, kaderciliğe, yokoluşa
yönlendiriyor. Kapitalizm koşullarında yaşayan insan, iş,aile,aşk,kariyer vb. birçok
sorunla boğuşmakta olup kişisel olarak, adeta güncelliğin elinde mahkum
durumdadır.Tüm bunların üstüne ‘an’ı yaşamak, ya da yaşatmak; onu ‘şaşkın ördek
‘misali, o kıyıdan bu kıyıya savurmak anlamına geliyor.
Tarih bilincinden yoksunluk,olay ve olguları tarihselliği ve değişebilirliği
içinde görememek; yaşamın insanı da değiştireceğine dair umudun kalmayışı,
giderek tahammülsüzlük ve aşağılamaya, kendini beğenmeye ve karşısındaki kişiyi
önemsememeye dönüşüyor. Sonuç olarak , insanın gerisinde kişisel kırgınlıklar,
gerginlikler yumağı , çevresinde ve dünyada ne olup bittiğine yabancılaşması
kalıyor.Sistemin ürettiği, sistemden kaynaklanan kötülükler, şansızlıklar bütünüyle
kişilerden kaynaklı olarak algılanıyor, düşman hedefde böyle belirleniyor ve belki
aynı safta düşmana karşı duygu ve güçbirliği yapabilecek kişiler, birbirinden
uzaklaşabiliyor .Toplumsal, çevresel ilişkilerini kapatan, kendi içine dönen
insanlar;günceli yaşamaya, bu anlamda ‚şimdiki zaman’a, yani sistemin pislik üreten
,hayal kırıklığı yaratan,engeller dünyasına daha da mahkum hale getiriliyor.
Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz, geçmiş deneyimlerimiz, gelecek ise
hayallerimiz ve umutlarımızdır . Deneyimsiz ve umutsuz yaşam olabilir mi? An,
geçmiş ve gelecek arasında bir köprüdür.Evrenin ,maddi dünyanın milyonlarca yıllık
evriminde, tüm insanlığın altı bin yıllık yazılı tarihi belki de, bir saliselik bir süre bile
tutmuyor.An, görece bir kavramdır.Neyi temel aldığımıza, nirengi noktamıza ve
baktığımız sürece bağlıdır.Yaşadığınız ‚an‘ bir anlamda geçmişiniz ve geleceğinizdir
de. Ancak bilinçli yaşamak, insanlığın birikimlerine değerlerine uygun yaşamak;
umudunuzu köreltmeyecek, hedeflerinize küsmeyecek bir donanımı da sizlere
kazandırabilir.
‘An‘ı yaşamak,emperyalistlerin dayattığı post-modern jargonda;
‘ Politikayla, dünya sorunlarıyla uğraşmayın, gelecek hesabı yapmayın, herşey
yolunda, hayallerinizi şimdi gerçekleştirin, tüketin , şükredin ve dünyanın tadını
çıkarın‘‘ özcesi , ‘kimliğinizi ve geçmişinizi unutun‘ anlamına geliyor. Peki bu
olanaklımı dır?Bir an için, eğemenlerce saptırılmış anlamda ‚an’ı yaşadığınızı
varsayın:çevrenizde olanları, Ortadoğu’da halkların mezhepsel temelde birbirine
kırdırılmasını,Rojava’yı, IŞİD’i, Ezidilerin katledilmesini, İsrailin Gazze’de 600’ü
çocuk, ikibinden fazla insanı bombalayarak öldürmesini; görmezden duymazdan
gelin. Türkiye devletinin de yıllardır benzer şekilde, Maraş‘ta, Madımak‘ta, Dersim’de
, Roboski’de yaptığı ırkçı ve mezhepçi katliamları, işyerindeki, maaş,geçim, işşizlik
sorunlarını tümüyle unutun, kısaca politikaya bulaşmadan yaşamaya çalışın. Peki
insanlığınız nerede kalacak? Tüm bunlar bir yana, paranız yoksa, herşeyin alınıp
satıldığı bu dünyada, yüreğiniz sizi nereye götürebilir, nerede yaşar, nasıl mutlu
olursunuz? Herşeyi unutmak ve kafayı bulmak için; hap, uyuşturucu ve içkiyi bile
parayla satın almak zorundasınız. Şansınızı denemek için,‘‘Bu yaşama bir zar da
benden‘ deyip kumara oturacaksanız; yine para gerekiyor. Diyelim ki, yüreğiniz sizi
bir ‘kaldırım yosması‘ nın kollarında rahatlamaya götürüyor, eğer peşin paranız
yoksa, bir anlık relax bile yaşayamayacağınız açıktır. Aslında sorumsuz,
kendiliğinden ‚an‘ ı yaşamaya kalkışan kişi, eğer trans durumunda değilse, farkında
olsun olmasın yine de geçmişiyle bağlantılıdır, belleğinde biriktirdikleriyle ve yarın
ne yapacağının bilinciyle ve hesabıyla hareket eder. Anlık davranış ve tutumlarımız
dahi, geçmişte öğrendiklerimizden ve önyargılarımızdan bağımsız değildir.Eğer ata
binmeyi bilmiyorsanız ,önceden öğrenmemişseniz, ne yönden ata yanaşacağınızı
da bilemezsiniz ve binmeye kalkışırsanız da, İster başbakan, ister cumhurbaşkanı
olun,T.Erdoğan gibi yere düşersiniz.Bu nedenle gidilecek yere, yürekle, duyguyla
gitme yerine; akılla gitmek, tanımak, bilmek,öğrenmek gereklidir..Aksi halde salt‚
‘yüreği‘, anlık duygu ve tepkileri, görece zevkleri ve parayı rota bellerseniz; bu
tutum, çukura, bataklığa gönüllü bir gidiş olur.
Özet olarak, sermaye dünyasının temelinde yatan ‘birey çıkarı‘ ve
geliştirilen bireycilik felsefesi ; ‘’an’ı yaşamak‘’ gibi, görece zevklerin teorisiyle
birleşince; gençliği, gelecek hedef ve amaçlarından, insanlık değerlerinden
kopararak, önce boşvermişliğe, uyuşturucu batağına çekiyor, daha sonrada ,
emperyalistlerin kullandığı – dinsel ya da ırkçı – piyon örgütlere doğru yöneltiyor.
‘An‘ı, herkes zaten yaşamakta. Önemli olan doğru saf tutmak, geçmişinden, umut
ve amaçlarından kopmadan, anlamlı yaşamaktır.Toplumun ezilen tüm dinamik
güçleri, başta gençlik; insanlığın biriktirdiği, eşitlik, özgürlük,kardeşlik,barış, zulme
isyan gibi değerlere sıkıca sarıldığında, dünyayı yangın yerine çeviren emperyalist
sermaye ve işbirlikçisi güçlere karşı, mücadele eden mazlum halkların safında yerini
belirlediğinde; dinsel doğmalara değil, bilimsel gerçeklere kulak verdiğinde;
sorunlardan kaçmayıp ‘cennet‘i öte dünyada, ya da transal ’an‘ larda aramayacak,
bu dünyada inşa edebilme yeteneğinde olduğunu da görecektir.