Ergün Özalp- ‘80 öncesine dönmek‘ !

12 Eylül faşist askeri darbesi ve ardından gelen hükümetler;  halkın kazanım ve özgürlüklerini terörle yoketmiş, sermayenin sömürüsü için toprağı elverişli hale getirmiş, yıllardır  sürdürülen  manüplasyon ve beyin yıkamayla  genç kuşakların önemli bölümünü  elde etmek  suretiyle  hüküm sürmüştü. Hak arama istemlerine karşı, diktatör bozuntularının salladıkları en büyük korkuluk, ‘ 80 öncesine  dönmek mi istiyorsunuz?‘ söylemiydi. Yani  ‘anarşi, terör ,kardeş kavgası yine gelir‘ diyorlardı Bu söylem, en ufak bir hak arayışı karşısında bayatlamış olmasına karşın , halen gündemde tutuluyor.. Gören ve duyanda, sanki ‚‘Türkiye çok huzurlu ve güvenli bir ülke ! ‘ sanacak. Kardeş halkları ve mezhepleri birbirine düşürenler, son 30 yıllık dönemde, bu ülkenin gençlerini haksız bir savaşa sürerek 30 bini aşkın gencin  katline neden olanlar, bu  iki yüzlü iktidarlar değil miydi?

Halk çoktan döndü de  Eylül öncesine,  iktidardakiler anlamamazlıktan geliyor. Kuşkusuz  ‚Aynı suda iki kez yıkanılmaz‘. Dönüş, halkın sorunlarının çözümü için harekete geçmesi, işçilerin gençlerin talepleri için meydanlara çıkması anlamında doğrudur .Kürtler zaten 84‘ ten itibaren , heryerde, dağda ve ovada, şehirde ve kırda kendi yollarında ilerliyorlar. Türkiye halkları da ,‘ Gezi‘ eylemleri sürecinde milyonlar olarak  sokaklara çıktı. Polis tarafından öldürülen  onlarca gencin cenazelerine kitlesel  sahip çıktı., Polisin  tomalı,gazlı ve kurşunlu saldırılarına karşın, ölüm  pahasına da olsa meydanları terketmeyeceğini; dikta girişimlerine ‚eyvallah’ demeyeceğini gösterdi. 80 öncesiyle en önemli fark,  gelinen yerde örgütlülüğün, kitleler açısından daha zayıf oluşudur.

Şu , çok karalanan 80 öncesi  nasıl bir dönemdi? Gençler yaşamadıkları için bilmeyebilirler. İnsanlık değerleri bugünkü gibi ucuzlamamıştı.İnsanlar birbirine güven duyardı, içtenlik,dayanışma ve yardımlaşma, örgütlenmeye açık olma , zulme ve haksızlığa karşı çıkma, ezilenlerin safında yeralma gibi hasletlerle yüklü bir dönemdi. Gençler o günlerde de asiydi ama , büyüklerini saygı gereği dinler , öğrenmeye ve anlamaya çalışırdı. Yöneticilerin, politikacıların yolsuzluk ve düzenbazlıkları o zamanda vardı ama bugün olduğu kadar yüzsüz, sahtekar, yalancı, soyguncu, şiddet düşkünü  olamıyorlardı,  çünkü halkın tepkisinden çekinirlerdi.Şimdikiler bu anlamda onları solladı, çalıp çırpıp, tekmeliyor, tokatlıyor,  öldürüyorlar, üstelik  bir de ,ekranların karşısına geçip  icraatlarını savunuyorlar..80 öncesinin  polisi de   halkın tepkisinden çekinirdi, toplum polisinin adı ‚‘Fruko‘ydu ,onlarda her halk eylemine , öğrenci eylemine şimdiki gibi pervasızca saldıramazdı.  Çünkü 80 öncesinde halk polisten  asla çekinmezdi.Gerçi şimdilerde de yaşlı teyzeler ve gençler polisle dalga geçerek laf atıyorlar Beyoğlu sokaklarında..‘‘ Simit sat, onurlu yaşa‘‘, Çekip gidin, sizi sevmiyoruz, istemiyoruz ‚‘ diyorlar. Oysa  bizim bildiğimiz  , 80 öncesi Beyoğlu’nda   geceleri ‚‘kaldırım yosmaları‘ na laf atılırdı.

80 öncesi işçiler ve sendikalar işçi haklarına ve ülke politik gündemine duyarlıydılar, genel eylem ve direniş yaparlardı, sendikalaşma oranı da yüksekti. Devrimciler ve onların örgütleri,  Kürtlerin haklarına ve  UKKTH‘ saygı duyarlardı. 80 sonrasında,  birkaç namuslu sendikacı hariç , Emperyalistlerin özelleştirme  uygulamalarını savunan sendika ağaları  çoğaldı. İşçi sınıfının öldüğünü söyleyen liberalleşen ,soysuzlaşan, ‘ücret sendikacılığı bitmiştir‘ diyen sendika bürokratlarını gördük.‘‘Globalleşme döneminde ulusların hak mücadelesi, hak eşitliği olmaz, ‘ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ‘ tarihe karışmıştır bu emperyalizmin  böl yönet taktiğidir‘‘ diyen, sözde  ‘ işçi‘ ya da ‚ ‘ komunist‘ ünvanlı   sol görünümlü  şovenist , ırkçı partiler türedi.

Ama artık ‘İlginç‘ şeylerde  yaşanıyor.. Soma’da başbakan yuhalanıyor, arabasının plakası sökülüyor, markete sığınmak zorunda kalıyor, orada bir genci,‘‘ Gel ulan yanımda yuh çek‘ diyerek yumrukluyor.  ve kızı tokatlıyor..Müşteşarı da bir madenciyi yerde tekmeliyor..Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e  ABD’de  Harward Üniversitesinde  davetli olduğu bir panelde, Türkiyeli bir öğretim üyesi tarafından,‘‘Eli kanlı olduğu  ama buraya gelerek  neden utanmadan  demokrasi masalı anlattığı‘ sorusu yöneltiliyor, ecel terleri döktürülüyor..

Türkiye’nin   batı cephesinde, 80 sonrası demeyelim ama , AKP  hükümetleri dönemindeki  zayıf kitlesellik ,  yerini son olarak ‘Gezi ayaklanması’  ile bileşik güçlü eylemlilikler dönemine bıraktı.  80 öncesini de  aşma potansiyelini barındıran,demokrasi ve özgürlük mücadelesinde , Türkiye halklarının, her bakımdan  ileriye atılacağı bir dönemin başındayız. Soma maden cinayeti sonrası yapılan eylemler ve işçilerin tepkisi,sendikayı basmaları, sendika ağalarını istifa ettirmeleri, madenlerin tekrar kamulaştırılmsını istemeleri, gençlerin soma eylemlerinde işçi sınıfıyla birlikte yürümeleri, işgal ve boykot biçimli  protestolara yönelmeleri Amasya gençliği ve halkın kesilen ağaçlara karşı direnişinin zaferle sonuçlanması, son Lice’deki kürt  katliamına batı kentlerinden yükselen tepkiler ; tüm bunlar 80 öncesini  ve onun  aşılacağını müjdeliyor..

Yağmur  damlaları, damlaya  damlaya sele dönüşüyor.. Türkiye toprağı, halkı ve gençliği manüplasyonu  aldatma ve yalanı ,eylemlliğiyle kırıyor, boşa çıkarıyor ve  gelecek için umut veriyor. Şu sıcak Haziran günlerinde , ‘ 80 öncesine döneriz ha ! ‘ korkuluğu sallayanlara ve halka ‚ ‘Gezi zekalı‘ diye hakaret eden başbakana inat biraz  nostalji yaparak : ‘ Keşke dönsek, 80 öncesine, anasını sattığımın! ‘ diyoruz. Herkese iyi tatiller…