Emevi Camisi’nde namaz kılmanın mezhepsel arka planı da var

1934435_1505365919771674_7774129454184138993_n

Faik Bulut sol cenahtan olup Ortadoğu ve İslam coğrafyası hakkında önemli araştırmalara imza atmış olan bir kaç yazardan sadece biri. Hatta en önemlisi. 1972’de Suriye üzerinden Lübnan’daki Filistin Kurtuluş Örgütü kamplarına katılmış olması ve uzun bir süre İsrail’de tutuklu kalması hem dil öğrenmesi hem de bölge ile ilgili daha detaylı bilgiler biriktirmesine olanak da sağladı.Daha sonra bölgeye yaptığı sayısız seyahatler ve toplantılar sonucu kendi deyimi ile Şam’ı, Kahire’yi, Beyrut’u ve daha birçok merkezi adeta mahalle mahalle, sokak sokak tanır hale geldi.Otadoğu’da emperyalist paylaşım kavgası gereği kartlar yeniden karılırken görüşlerine başvuracağımız en önemli isim Bulut olacaktı elbette. Ayrıca Evrensel Yayınlarından çıkan yeni kitabı “Tarih Boyunca Kürtlerde Diplomasi” üzerine de konuştuk.

Abidin Çetin

Sayın Bulut, Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor. Aslında bir çok şeyin eskisi gibi olmayacağı bir noktaya doğru gidiş var. Sizin değerlendirmeniz nedir?

Buna 3. Dünya Savaşı’nın alametleri diyebiliriz. Tabii bu kapışmanın 25-30 yıl içinde Ortadoğu’da değil de, Asya ve Pasifik’te olacağı düşüncesindeyim. Ortadoğu’da yaşananları bir mıntıka temizliği olarak değerlendirebiliriz. Yani o büyük kapışma yaşandığında ABD arkasını sağlama almak, Rusya ise daha çok kaybettiği mevzileri tekrar elde etmek savaşı veriyor.

Rusya şunun farkında; Ortadoğu düşerse, İran düşecek ve dolayısıyla Rusya ve Çin kuşatma altına alınacak.

Tabii bütün bu olan biten ve İslamcı örgütlerin ortaya çıkmasının sebebi ABD ve Batı’dır.

Biraz daha somutlamak gerekirse…

Bu, Libya’nın işgali ile başladı. İngiltere’de cezaevinde olan El Kaideciler Libya’ya getirildiler ve orada önemli bir güç oldular. Daha öncesinden radikal İslam’ı kontrol altında tutabilmek için, Ilımlı İslam projesi adı altında bir çok yönlendirme yapıldı. Ancak bunların hiçbirisi tutmadı ve Türkiye bugün AKP iktidarının politikaları sonucu Dünya İslami hareketlerinin merkezi haline geldi.

Suriye’de Emevi Camisi’nde namaz kılma hayaline kadar vardı bu iş…

Tabii. Çünkü Emevi Camii bir simgedir onlar açısından.

Nasıl yani?

Emevi Camisin’e Sünni mezhepte olanlar namaz kılmaya giderler. Çünkü bu camiyi Muaviye kurmuştur. Şiiler de bu caminin önüne gider Kerbela katliamını kınar ve lanet okurlar.

Erdoğan’ın Emevi Camisi’nde namaz kılmak istemesinin mezhepsel arka planı da var.

Yani Tayyip Erdoğan’ın Emevi Camisi’nde namaz kılmak istemesi sadece Esad ile ilgili bir durum değildir. Bunun mezhepsel arka planı da var.

Tabii ki, yoksa neden herhangi bir camide değil de özellikle bu camiyi seçsin.

Türkiye ilk başlarda arkasına aldığı ABD desteğini kaybetmeye başladı. Çünkü Türkiye ABD açısından dizginlenemez bir noktaya doğru gitmeye başlamıştı. Böyle olunca da Erdoğan’ın bu namaz kılma hayali suya düş- müş oldu

Şu andaki durum nedir, ABD Türkiye ilişkileri açısından?

Türkiye yeni oldubittilere başvurmaya başladı. Önce “Tampon Bölge” için ikna etmek istedi; çünkü tampon bölge hem uçuşa yasak hem de NATO koruması altında olacağı bir bölge oluşturma düşüncesiydi, olmadı. Batılılar bunun riskli bir iş olduğunu biliyorlardı. Tabi bu olmayınca bu sefer “Güvenli Bölge” düşüncesini ortaya attılar. Bundan amaç ise Suudiler ve Katar ile IŞiD dışında kalan örgütleri tetikçi olarak kullanarak bir yayılmacı alan oluşturmak istedi.

ABD’nin tutumuna gelirsek…

Başta Hılary Clinton olmak üzere askeri ve sivil birçok yetkili Amerika’nın IŞİD ile gerçek bir mücadele yapmadığını, sadece Bağdadi’yi güçlendirmek için IŞİD içindeki muhalifleri temizlemeye çalışıyor demişlerdi.

Tabi Rusya bu durumu gördü ve iki nedenden dolayı devreye girdi. Birincisi; IŞİD’i vurarak bu boşluğu doldurmak, ikincisi de; Suriye düşerse İran düşer, İran düşerse ben düşerim dedi ve devreye girdi.

Rusya’nun bu saldırıları Türkiye’nin planlarını boşa çıkarttı diyebilir miyiz?

Türkiye Antalya’daki G20 zirvesinde kendi planlarını tekrar dayattı

Dışarıda yaratılan imaj başarılı oldukları yönünde.

Yaratılan algı öyle ancak realite öyle değil. Bunlar Mamut Paşa Esnafı gibidirler. Elmanın hep kırmızı yüzünü gösterirler, çürük yüzünü gizlemekte ustadırlar. Bunu özellikle söyledim, Mahmut Paşa Esnafı tipik bir cemaat esnafıdır. Yani mezhepsel bir ortak yönleri vardır. Bunların dayattığı hiç bir talep kabul görmedi.

Putin ile şu kadar görüştük, Obama ile baş başa konuş- tuk falan demeleri birer algı yaratma çabasıdır. Obama toplantı sonrası bir kara harekâtının zor bir yönteminin bin bir türlü zorluğu vardır dedi ve ciddi bir ders verdi ama anlayana. Obama Türkiye’nin planlarının makul olmadığını ve bu saçma sapan islere girmeyeceğini açık açık söyledi. İşte bunun sonucu olarak da Türkmen Dağı olayı ortaya çıktı.

Bunu biraz daha açalım istiyorum.

Aslında gerçek adı Türkmen Dağı değil Kızıldağ’dır ve Bayırbucak bölgesidir. Türkmeler Cerablus, Deir ez Zor, Şam ve bir de bu bölgede yaşayan Türkmenler vardır. Bu bölgedeki Türkmenlerin yüzde doksanı buraları terk edip Suriye Devleti’nin hakim olduğu bölgelere sığınmışlardır. Geriye kalanlar ise Sultan Murat, Sultan Abdülhamit falan dedikleri tugayları kurmuşlar ve sayıları beş yüzü geçmez.

CİA bağlantılı ne kadar adam varsa, o bölgeye gidip İslamcı gruplara katıldılar

Bir de Türkiye’den giden faşistlerin oluşturduğu tugaylar var.

Bu bölgeden halkın çekilmesinden sonra Nizam-ı Alemciler ve Ülkücüler daha da önemlisi Uygur ve Türkistan bölgesinden Türkiye’ye sığınan ve CİA bağlantılı ne kadar adam varsa, o bölgeye gidip İslamcı gruplara katıldılar, ki bu ülkücülerden ikisinin fotoğrafları da basına yansıdı. Ancak Dolayısıyla Cumhurbaşkanı „orada IŞİD yok“ diyor ancak ne olduğunu da söyleyemiyor. Çünkü orada başka İslamcı terör örgütleri var.

Türkiye bu grupları destekleyerek neyi amaçlıyor?

İşte burası Türkiye’nin oluşturmak istediği ‘Güvenli Bölgenin’ zemini olacaktı. Rusya bunu gördü ve vurdu. Plan bozulmuş oldu. Türkiye bunun akabinde Rusya uçağını düşürdü. Yani bu uçak olayı öyle basit bir sınır ihlali olayı değildir.

Nedir bu olayın arkasındaki düşünce?

Siyasi kurnazlık ya da taktik sonucu, biz bu uçağı düşü- rürsek ABD ve dolayısıyla NATO’nun desteğini alırız ve soğuk savaş döneminde olduğu gibi arkamızdaki destekle rahat hareket edebiliriz diye düşündüler.

ABD’nin haberi veya dahli var mıydı sizce?

ABD Türkiye’nin Rusya’yı engellemesine ses çıkartmaz ve hatta çelme atmasından da hoşlanır.

NATO’dan bir açıklama yapıldı konuya ilişkin.

“Türkiye’nin kendini savunma hakkı vardır“ dendi. Bunu herkes herkese söyler. Rutin bir söylemin dışında bir şey çıkmadı. Yani ABD bu oyuna da gelmedi. Şimdi üçüncü bir oyun olarak da Musul’a asker gönderme olayı ortaya çıktı.

Yani Musul bu oyunların bir devamıdır diyorsunuz?

Evet öyledir. Oradaki Arapları, Kürtleri ve Sunni grupları eğitip ileride kurmak istedikleri Sunnistan’ın askeri alt yapısını oluşturmak istediler. Şii milislerin Musul’a gelişine karşılık Sunni milis gücü oluşturmak istiyorlar. Buraya Musul’un kurtarıcısı rolünde geldiler ancak ABD benim bu olaydan haberim yok dedi.

KDP, Ezidilerin, Avrupa’ya çıkmaları yönünde çaba sarfetti

Barzani ve dolayısıyla KDP’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün bu gelişmeler sonucu Suudi Arabistan ve Türkiye’nin planları bozuldu. Barzani Türkiye’ye gelmeden önce Suudi Arabistan’ı ziyaret ediyor. Ayrıca KDP’ye yakın örgütler Suudi Arabistan’ın organize ettiği Riyad toplantısına gidiyor. Bu toplantıya katılan örgütler yayınlanan bildiride Kürtçe anadil eğitiminin kabul edilemeyeceğini açık açık belirtiyorlar. Buna rağmen KDP yanlısı Rojavalı örgütler tavrını bu örgütlerden yana koyuyorlar.

KDP, Ezidilerin yaşadığı Şengal’in IŞİD’den geri alınmasında sonra sadece kendilerinin bunu başardığı gibi bir algı oluşturmaya çalıştılar, ancak orada PKK ve PYD örgütleri de vardı. Verilen kayıpları incelediğimde PKK’li iki kişinin hayatını kaybettiğini gördüm. Burada anlatmak istediğim PKK veya KDP şöyle veya böyledir demek değil. Ancak orada ortak yapılan bir kurtarma operasyonundan sonra, ben yaptım ben ettim mantığının doğru olmadığını belirtmektir.

Bir de orada çok daha tehlikeli olan şey; Şengal’in Ezidilerden arındırılmış bir bölgeye dönüşmesi için, Ezidilerin, Türkiye’nin de yardımıyla tekrar geri dönmemeleri ve Avrupa’ya çıkmaları yönünde çaba sarfetmesi.

AKP ve KDP”nin muhafazakarlık temelinde yakınlıkları var

KDP ve AKP ilişkisinin ideolojik arka planı da var sanıyorum

Evet, AKP ve KDP”nin muhafazakarlık temelinde bir yakınlıkları var. YNK ve Goran Hareketi’nin de İran ile ilişkileri var ancak kendilerinin deyimiyle İran’ın kuyruğuna takılmış değiller. Sonuçta oradaki bir Kürt Hareketinin bölgesel bütün güçlerle diplomatik ilişkiler içinde olması gerekiyor. Yani çok seçenekli bir ilişki tarzının olması gerekir.

Bunun dışında şöyle bir durumda var ve bunu YNK’nin başkan yardımcılarından birisi açık açık söyledi; başkanlık süresi dolmuş Barzani’nin Kürtlerin milli konularında görüşme yapması ve Kürtleri temsil etmesi meşru değildir.

KDP Başkanı Barzani Türkiye Musul’a asker gönderdiğinde „bunu neden bu kadar abartıyorlar” demişti, sizce de abartıldı mı bu konu?

Haydi Kürtler abarttılar diyelim, ABD bile askerini tekrar geri çek dedi. Bu bölgede daha aklı selim düşünmeli, bölgedeki bütün halkları düşünmeli. Burada Kürt halkını düşünmek aynı zamanda Türkiye’yi düşünmektir. Çünkü Türkiye maceradan maceraya atlıyor oldu bittilerle işlerini yürütmeye çalışıyor.

Evet bu tür oldu bittiler çok sık olmaya başladı…

Napolyon’un önemli bir sözüdür, derki; “savaş generallere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.” Yani savaşı siyasiler yapar demek istemiş. Ortaçağdan kalma Uhud ve Hendek savaşından başka bir bilgisi olmayan bugünkü yöneticilerin savaş teorisi ne olabilir. Cami önlerinde satı- lan yarısı efsane, yarısı menkıbe, yarısı doğru bilgilerle 21. Yüzyıl savaşlarını yürütemezsin. Kaldıki Türkiye’yi yönetenlerin savaş politikası ve stratejilerinin yanlışlığı son beş yılda defalarca ıspatlanmıştır.

Saray ve yolsuzluklar üzerine yapılan muhalefetin getirisi sadece %2’dir.

Türkiye’yi yönetenler bütün bunları daha çok içe yönelik yapıyor. Yani kökleri yüzyıllar öncesine giden ve zaman zaman ümmetçi Osmanlı’ya karşı bile ayaklanmış bir İslamcı damardır bu. Elde ettikleri bu iktidarı ne pahasına olursa olsun bırakma niyetleri de yok. Kaçaksaray, yolsuzluklar ve söylenebilecek bir- çok olumsuzluk bunları pek etkilememektedir.

Saray ve yolsuzluklar üzerine yapılan muhalefetin getirisi %2’dir, daha fazla değil. Aslında sadece İslam değil, Türk-İslam sentezi problemidir bu. Evren faşist rejimi de bu ideoloji üzerine kurulmuştur. Yani İslamı kabul ettiğimizden beri biz İslamın kılıcıyız, biz yayılmacıyız, biz efendi milletiz söylemlerinin çok derinde olan kökleri vardır. Bunun deşifrasyonunu yapmadan ve bunun siyasal karşılığını bulmadan yeterli ve doğru bir muhalefet geliş- tirilemez.

Biraz da Evrensel Yayınları’ndan çıkan, “Tarih boyunca Kürtlerde Diplomasi” adlı son kitabınızı konuşalım istiyorum. Bu kitabın yazım serüveniyle başlayalım.

Yaklaşık altı senelik bir çalışmanın ürünü, iki ciltlik bir kitaptır. Kürdistan’ın dört parçasını da araştırdım ve Kürtlerin diplomasisini topluca ele alan bir çalışmaya rastlamadım. Farklı şahsiyetlerin ve de örgütlerin diplomasi çalışmalarını anlatan bazı kitaplar var ancak genel diplomasiyi ele alan bir çalışmaya rastlamadım.

Bu durumu Kürtlerin devletleşememesinin bir sonucu olarak ele almak mümükün müdür? Zira diplomasi bir anlamda devletler hukuku üzerinde yürür diye düşünüyorum.

Evet, diplomasi devletler arası ilişkilerle ilgilidir ama 21. yüzyılın diplomasisi “kamu diplomasisine“ daha çok yöneliyor. Yani, hem kamudiplomasisi ve hem de devlet diplomasisisi olarak iki farklı alanda gelişiyor. Kamu diplomasisine en iyi örnek, siz daha iyi bilirsiniz; Rojava konusunda Avrupa’da ve tüm dünyada yürütülen çalış- malardır. Kobani’nin başlı başına nasıl bir diplomasi yarattığına ben de Avrupa seyahatlerimde defalarca şahit oldum.

Kitabınızda bunu dataylı bir şekilde vermişsiniz.

Evet, birinci bölümde teorik bilgiler ve kavramlara ağırlık verdim ki, bunu okuyan önce diplomasinin ne olduğunu bilmeli ve bunun üzerine Kürt diplomasisinin geçmişini anlayabilmeli. Kürt diplomasisinin geçmişini bilen de bügünkü diplomasinin nasıl olabileceğini anlayabilir. Dünyada ayrıca devlet olmayan halkların diplomasisi diye bir diplomatik çalışma tarzı var.

Kürt mücadelesinin eninde sonunda geleceği yer diplomasi, yani müzakere masası olacaktır.

Diplomasinin Kürtler açısından önemine de biraz değinebilir misiniz?

Dört parçadaki Kürtler ne kadar silahlı mücadele verirlerse versinler, bu işin geleceği yer diplomasi yani müzakere masası olacaktır. Bundan dolayı bu alandaki açığın kapatılması gerekiyor.

Kitaba yönelik tepkiler nasıl?

İlginçtir, ilk tepkiler eski ve yeni CHP yöneticilerinden geldi ve “önemli bir boşluğu doldurmuşsunuz” dediler. Kürt kesiminden gelen tepkiler olumlu ancak bazı küçük hatalar ve yanlışlar da 2. Baskıda düzeltilecek. Ben bu kitabın mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Biz yoğun köylü nüfusu olan bir toplumuz. Bütün Kürt siyasal yapıları içinde çekirdekten yetişme gerçek diplomat sayı- sı üç kişidir. Bu ana kadar yabancı dil bilen ya da ilgili ülkede yaşayanlara diplomatik çalışma yaptırılmış. İşte bu alanın gelişimine bir nebze olsun katkım olsun istedim ve bu araştırmayı yaparak bu kitabı yazdım.

Sayın Bulut bu güzel söyeşi için teşekkür ederim.