Emekçiler Bern’e çağırıyor!

9

İsviçre Sendıkalar Birliği ve  Unia‘nın çağrısıyla 21 Eylül‘de Bern’de bir dizi taleplerin öne çıkarıldığı bir miting yapılacak ve mitinge tüm İsviçre genelinden katılım bekleniyor.

Yaz tatili münasebetiyle nispi olarak düşen iç politika tansiyonu, yeniden yükselme eğilimi içerisine girmiş bulunuyor. Özellikle geçtiğimiz yıl ve bu yıl içerisinde oluşturulan inisiyatiflerin, bir kısmının Kasım ayı içersinde yapılacak oylamayla halka sunulacak olması, hem inisiyatif sözcülerinin hem de siyasi partilerin tutum belirleme, karşısında ya da yanında mücadele etme çabalarının da yoğunlaşmasına neden oldu. Bu çerçevede sendikal çevreler 21 Eylül’de merkezi bir mitingle taleplerini dile getirmeyi hedefliyorlar. Emeklilik ücretlerinin arttırılması, asgari ücret talebi, 1:12 İnisiyatifi, taleplerle gerçekleştirilecek bu miting, önemli olmakla beraber, giderek artan neo lıberal saldırıların geriletilmesi mücadelesinde oluşturulacak mücadele zincirinde tek olarak kalırsa, eksik ve yetersiz olacaktır. Ağustos ayı içerisinde gerçekleştirdikleri genel kurullarında SVP, FDP gibi partilerin, karşı olan tutumlarının delegelerinin onayıyla bir kez daha tasdik  edilmesi, ve özellikle de SVP’nin saldırgan tutumuyla kuvvetlendirmeye çalıştığı mecra, önümüzdeki dönem içerisinde sosyal, siyasal, çalışma yaşamı gibi alanlarda başka saldırıların ve var olan hakların budamasının ön görüldüğü yeni bir dalganın da sinyallerini iyice kuvvetlendirmiştir. Dolayısıyla mücadele meselesi de bir günlük bir protesto ve talepleri dile getirme çabasının ötesine geçmek zorundadır. Sermaye partileri tarafından hayata geçirilmeye çalışılan bu saldırılar, tekil olmaktan ziyade, sistemli bir biçimde işçi ve emekçiler üzerindeki kapanın kısılması ve sermayenin çıkarlarının her alanda güvence altına alınmasını da hedeflemektedir. Hedefleri böyle olan sermaye sözcüleri ve partilerinin karşısında, örgütsüz bir işçi sınıfı düşünülebilinir mi?  Ya da daha örgütlü olmadan bu saldırıların başarıyla püskürtülmesi çok olanaklı mıdır? Soruları belirleyici olmakta, taleplerin hayata geçirilebilmesinin önemli bir aşaması görevini üstlenmektedir. Buradan bakıldığından işin sistematiğinin pek böyle işlemediği görünmektedir. Dahası bu saldırılara karşı mücadele, tek tek iş kollarında siyasal taleplerle birleştirilmediği ve günlük mücadelenin merkezine koyulmadığı müddetçe, rutin bir halk oylaması ve sonucuna dönüşmektedir. Örneğin, AHV yerli göçmen tüm halktan, çalışanlardan  yapılan kesintilerle oluşturulan bir fondur. AHV’de yapılması düşünülen ‘revizyonlar’ ve yasal değişiklikler karşısında göçmen kökenli emekçilerin belirleyici etkisi ellerinden alınmıştır çünkü; oy kullanamamaktadır. Keza bu durum vb. diğer yasal düzenlemeler için de geçerlidir. Bu açıdan işçi örgütlerine, sendikalara daha çok görevler düşmektedir. Ama bundan önce de bu örgütlerin yönünü tam anlamıyla işçi ve emekçilerin çıkarlarına dönmesi gerekmektedir ki, işin espirisi de burada gizlidir. Bunun adımını attırmanın olanaklarından biri de bu tür eylem ve etkinliklere emekçilerin güçlü katılıp, kendi talep ve haklarına kendilerinin sahip çıkması ve taban baskını arttırmasıdır.

İsviçre Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu`ndan çağrı

İsviçre Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DIDF)
yayınladığı bildiriyle, İsviçre’de yaşayan Türkiyeli
emekçileri 21 Eylül’de yapılacak mitinge aktif olarak
katılmaya çağırdı. Sosyal haklara yönelik saldırıların gün
geçtikçe arttığını vurgulayan bıldırıde; ‘ İşçi ücretlerinden, iş yaşantısını düzenleyen yasal çerçeveye, emeklilik
yaşından, emeklilik ücretlerinin düşürülmesine kadar bir dizi planlara pervasızca emekçilere yönelen neo liberal
sermaye temsilcileri ve sözcüleri, tasarruf ve kemer sıkma hedeflerini genişleterek yaymaya çalışıyorlar. Bir
taraftan tek tek iş yerlerinde emekçilerin üzerinde baskıyı arttırmaya çalışırken, esnek çalışma, performansa
dayalı ücretlendirme, işçi kiralama sistemi ile işe almayı yaygınlaştırarak, emekçilerin günlük sosyal yaşamlarını
da kapsayacak saldırıları daha kalıcı bir biçimde hayata geçirmeye çalışıyorlar. Emekçilere bu saldırıları reva
görenler, onların mücadele birliğini bozmak üzere her türlü ayrımcı, baskıcı ve ırkçı yöntemleri kullanmakta, öte
taraftan da para babalarına vergi kıyağı geçmenin ve onların çıkarlarını en üst düzeyde savunmanın yollarını
sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.
Bu saldırlar elbette ki bir amaç gütmektedir. İşçi ve emekçilere yönelmiş her saldırı, sermayenin kendi cephesini
güçlendirmenin aracı olarak görülmekte, emekçilerin mücadele ve direnme olanakları yok edilmek
istenmektedir. Dahası örgütlülüğü zayıflatılmış bir sınıf karşısında, daha çok kâr etme isteği azgın bir biçim
almaktadır. Bundan dolayı, sermayenin emrindeki üst kademe yönetici takımı emekçiler üzerinde oluşturulan
baskı ve sömürü koşullarının mimarları ve uygulayıcıları olarak ödüllendirmekte, milyonluk ücretlerinin yanı sıra
primlere boğulmakta, karşılığı ise uzatılmış emeklilik yaşı, kölelik ücreti, açlığa mahkumiyet olmaktadır. Tüm
bu saldırılara dur demek ve işçi ve emekçilerin mücadele olanaklarını genişletmek, saldırılara karşı yerli
kardeşlerimizle birlikte mücadele etmek üzere Türkiyeli işçi ve emekçileri 21 Eylül’de Bern’de yapılacak mitinge
çağırıyoruz’ denildi.