Dosya- AVRUPA EKONOMİSİ DÜZE ÇIKACAK MI?

Demostration against austerity policy

Geçtiğimiz ay Avrupa Birliğine üye bazı ülkeler için eylem ayıydı. İspanya, İtalya, Portekiz, Yunanistan gibi ülkelerde işçi ve emekçiler sokakları, meydanları doldurdular. Emekçi kitlelerin sokağa dökülmesinin çok temel nedenleri bulunuyordu. Kitleler kazanılmış bazı haklarının gaspedilmesine, ekonomik ve sosyal haklarını daha da geri götürecek olan ve yeni açılmak istenen “ekonomik paketlere” karşı protestolarını yükseltiler. Ancak gelişmeler açıkça gösteriyor ki, kitlelerin eylemleri henüz başlangıç aşamasında. Çünkü Avrupa ekonomilerinden gelen haberler, büyük sermayenin emekçi kitlelere yönelik saldırılarının artarak devam edeceğini işaret ediyor. Buna karşın emekçi kitlelerin geri adım atacak yerlei kalmadı. Ekonomik kriz ve durgunluk bazı ülkelerde derinleşmeye başladı ve AB tekelleri, AB’nin büyük ülkeleri ekonomik krizin tüm yükünü işçi ve emekçi kitlelerin sırtına yıkmak istiyor.

Kesinti paketlerine karşı emekçi kitleler eylem yolunu tutarken, Avrupa Birliği’ne üye büyük ülkelerin ekonomilerinden kötü haberler gelmeye devam ediyor. Son yayınlanan rakamlar AB ekonomilerinin resmen durgunluğa girdiğini gösteriyor. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, 17 ülkenin içinde yer aldığı bölgede ekonomi Temmuz-Eylül döneminde yüzde 0,1 küçülmüş durumda. Euro Bölgesi’nde önceki 3 ayda da yüzde 0,2 küçülme görülmüştü. Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine göre euro bölgesinin 2012 yılı reel büyümesi negatif (eksi) 0.4, 2013 yılı reel büyümesi ise yine negatif olarak 0.1 olacak. Doğrudan krizde olan İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi ülkelerde ise bu küçülme daha yüksek oranlarda oldu ve krizin tüm yükünün özerlerine yıkılmasına karşı emekçi kitleler sokaklarda. İtalya ise 2012’de 2.3 ve 2013’te 0.8 daralacak.

Kuşkusuz AB’nin her ekonomisi AB için aynı önemi ve özellikleri taşımıyor. Özellikle Almanya ve Fransa ekonomileri AB’nin lokomotiv ekonomileri sayılıyor ve bu ülkelerin ekonomik durumları AB’nin bütünü için son derece önemli. Bu iki ülkenin ekonomik görünümüne yakında bakıldığında ise görünenler şunlar: Fransa Merkez Bankası’nın (BdF) yayımladığı aylık anket sonuçları, 2012′nin üçüncü çeyreğinde gayrısafî yurtiçi hâsılanın yüzde 0.1 gerileyeceğini, bu da, kendi tespitleri ile ifade edecek olursak: “ekonomik durgunluğa işaret” ediyor. Oysa daha önce Milli İstatistik ve Ekonomi Çalışmaları Enstitüsü (INSEE) gayrısafî yurtiçi hâsılanın üçüncü çeyrekte yüzde 0.1 artacağını öngörmüştü.

Almanya ise ekonomik olarak AB’nin en sağlam ülkesi olarak görünüyordu. Almanya ekonomisi 2010’da yüzde 4.2, 2011’de ise yüzde 3 büyüme göstermişti. Alman ekonomisinin büyümesi yavaşladı ve bu yıl gelen rakamlar bu büyümenin iyice yavaşlayacağını gösteriyor. Almanya 2012 ve 2013 reel büyümesi 0.8 olarak tahmin ediliyor. Büyük Alman tekelleri diğer ülkelerin krize girmelerinden bolca yararlandılar. Ancak bu durum uzun süre devam edemezdi ve şimdi yolun sonuna varıldı. 0.8’lik büyüme Alman ekonmisinin durgunluğun eşiğinde olduğunu gösteriyor.

İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerde ise durum daha da kötü. Bunların yıllık daralması yüzde 3 ile 7 arasında yer alıyor. Bu ülkelere sürekli olarak kendi harcamalarını kısmaları direktifleri veriliyor. Harcamaların kısılması ise doğrudan doğruya işçi ve emekçilerin ücretlerine, sosyal haklarına el atılması, onların üzerine yeni vergi yüklerinin bindirilmesi anlamına geliyor. Ama bu arada işsizlik yaygınlaşıyor ve ciddi bir sosyal problem olmaya doğru gidiyor. AB’de işsizlik ortalaması yüzde 10’un çok üzerine çıkmış durumda. AB ülkelerinin yöneticileri bütün bunları görüşmek için toplandılar. Başbakanların ve başkanların katıldığı AB Bütçesi tartışmaları fiyasko ile sonuçlandı. Yani toplantı sonunda birlik değil, ayrılık çıktı. Her ülke “kendi özel durumunun dikkate alınmasını” ve kendisi için ayrıcalıklar talep etti.

Bütçe görüşmelerinde kısaca özetleyecek olursak şunlar oldu: “Zengin üyeler” (Almanya, İngiltere vb) diye tanımlanan ülkeler, AB Komisyonu’nun 7 yıl için 1 trilyon 25 milyar Avro’luk bütçe önerisini “kriz nedeniyle” yüzde 20′ye kadar varan oranlarda kırpmak istediler. Buna karşın kağıt üzerinde bütçeden net katkı alan, ama AB’nin büyük devletleri vetekelleri tarafından soyulan Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi kriz içindeki ülkeler ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri AB’den gelen fonların azalmaması için karşıt cephe oluşturdu.

Diğer taraftan AB içinde tarımsal desteklerden en fazla faydalanan ülkeler olan Fransa ve İspanya gibi ülkeler çiftçilere sağlanan sübvansiyonların kısılmasına karşı çıktılar. İngiltere, Hollanda, İsveç, İtalya ve hatta AB’nin büyük patronu sayılan Almanya, AB bütçesine yapacakları katkıda indirim talep ettiler. Hatırlatmak gerekir ki, AB’nin 2007-2013 dönemini kapsayan mevcut 7 yıllık bütçesi 994 milyar Avro idi. Yeni bütçe için önerilen miktar ise 973 milyar Avro düzeyinde idi. Buna rağmen bir sonuç alınamadı. Görüşmeler kuşkusuz devam edecek. Ancak ortaya çıkan tablo gösteriyor ki, her bir ülke kendi çıkarlarını titizlikle korumaya ve savunmaya çalışıyor. Her halde anlaşmanın bir yolunu bulacaklardır. Ancak varacakları anlaşmanın Avrupa işçi ve emekçileri için yeni kısıtlama ve yükler getireceğini tespit etmek kesinlikle kehanet olmayacaktır.

 Peki ama Avrupa Birliğine üye kriz içindeki ülkelerin ekonomileri düze çıkabilir ve bunlar eski durumlarına gelebilirler mi? Kuşkusuz kriz sürekli olmayacaktır. Ancak kriz bitmiş olsa da AB’nin özellikle bazı ülkeleri için hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ekonomiler küçülecek, bu küçülme üzerinden yeni dengeler oluşacaktır. Özellikle Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi ülkelerde emekçi kitlelerin eski yaşam ve çalışma koşullarına  yeniden ulaşmaları neredeyse olanaksız gibi görünmektedir. Böyle olmasının başlıca iki nedeni bulunmaktadır.

Bunun ilk nedeni bu ülkelerde krizin tüm yükünün emekçi kitlelerin sırtına yıkılması ve bu ülkelerin emekçilerinin sadece kendi egemen sınıfları tarafından değil, AB’nin büyük devletleri ve tekelleri tarafından da soyulmalarıdır. AB’nin büyük devletleri Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ülkelerin bütünüyle tatil ve turizm ülkeleri olarak şekillenmelerini dayatmakta, kısmi bir tarımsal ekonomi, Avrupa’nın sebze ve meyve bahçeleri gibi üretim yapmalarını istemektedir.

Diğer bir temel neden ise güçler dengesi değişmekte olan dünya ekonomisinin, 2008 krizinden sonra gerçek güçler oranında yeniden yapılanmasıdır. Dünya ekonomisinin büyüklüğü ve bu büyüklük içerisinde AB ülkelerinin payı giderek küçülmektedir. Bu durum Pazar sorununu ağırlaştırmakta, AB ülkelerinin güçlü rakipler karşısındaki –Çin, Hindistan, Rusya vb- rekabet gücünü zayıflatmaktadır.  Bir kaç küçük örnek bu durumu netleştirecektir: Bank of America Merill Lynch’in son raporu –Ağustos 2012- Avustralya finans sektörünün piyasa değerinin ilk kez tüm Euro Bölgesi’nin toplamını geçtiğini göstermektedir. MSCI Dünya Endeksi verilerine göre Avustralya 433 milyar dolarlık piyasa değeri ile 432 milyar dolara gerileyen Euro Bölgesi’ni geçmiş durumdadır. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkelerin finans sektörlerinin büyüklüğü ise 428 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır.

Ülkelerin dünya ekonomisindeki büyüklük sıralaması Avrupa ülkelerinin aleyhine gelişmektedir. Örneğin Çin ekonomik büyüklük olarak daha önce gerisinde bulunduğu Almanya’yı geçmiş, kendisi ikinci sıraya otururken Almanya’yı dördüncü sıraya itmiştir. Bu durum ekonomik güç ilişkilerinde değişime yol açmaktadır. Ancak kesinlikle görünür olan bir iey varsa o da Avrupa’nın büyük ülkelerinin eski konumlarından daha geriye düşüyor olmalarıdır. 2003’te Almanya’nın dünya meta ihracatındaki payı 10.2 iken bu oran 2007’de 9.7’ye düşmüştür. Almanya’nın genel olarak dünya ekonomisindeki büyüklüğü ise 2015’de yüzde 3.42’ye (2010’da 6.68 idi) düşecek. Fransa ise aynı dönemde 5.3’ten 4.1’e düşmüştür. Fransa’nın dünya ekonomisin genel büyüklüğü içindeki payı ise aynı dönemler için (2010-2015) yüzde 4,72′den yüzde 2,62′ye düşecektir. Görülüyor ki, düşme eğilimi devam etmektedir. Açıkçası AB’nin büyüklerinin ekonomik gelişmesi, -bu ülkeler kısmen büyümeye devam etseler bile- dünyanın diğer büyük ülkelerinin ekonomik gelişmesinden daha yavaş ilerlemektedir. AB’nin mevcut ekonomisi ve yapısı ile dünya ekonomisi içinde eskisi kadar önemli bir yer alamayacağı ortadadır.

Birbiri ile bağlantılı bu iki sonuç, Avrupa ülkeleri açısından eskiye dönüşün olanaklı olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Krizden kurtulunsa bile küçülmüş bir AB ekonomisi gerçeği ortaya çıkacaktır. Bu durumun Avrupa halklarının yaşam koşullarını derinden etkileyecektir. Bu etkinin Avrupa’lı işçi ve emekçilerin mücadelesine köklü yansımaları olacak, hiç kuşkusuz ülkeleri derinden sarsan gelişmelerin önü açılacaktır. Kısacası Avrupa ülkelerinin işçi ve emekçilerini sert ve çatışmalı bir dönem beklemektedir. Buna karşın sermaye düzeninin işçi ve emekçilere daha kötü yaşam ve çalışma koşullarından başka verebilecek hiç bir şeyi kalmamıştır.