Cizre’deki vahşet tüm insanlığa dönük gerçekleşmiş vahşettir

8

Ali Korkmaz

Sizi kısaca tanıya bilir miyiz?

Faysal Sarıyıldız. Şırnak, HDP milletvekiliyim. Üçüncü dönemdir milletvekilliği yapıyorum. İlk dönem milletvekilliğimin, bir buçuk yıllını ceza evinde geçirdim. Bu biraz da Kürt milletvekillerinin kaderi. Başka Kürt milletvekilleriyle ceza evinde tutuldum. Milletin seçtiği vekiller olarak yine serbest bırakılmadık. Şimdi de dokunulmazlığımız kaldırıldı, bu Kürt siyasal hareketinin Kürt siyasetçilerinin kaderidir. Şuan hala HDP milletvekiliyim, ama Türkiye’ye döndüğüm de tutuklanıp içeri alınabilinecek kadar siyasal yaşamımız tehdit altında.

Yurt dışına ne zaman çıktınız? Vahşetin katliamların içerisinde bizzat bulunan biri olarak gördüklerinizi yaşadıklarınızı paylaşabilir misiniz?

Ben Cizre vahşetinden sonra üç kez geldim Avrupa’ya. Üç aya yakındır belli aralıklarla gelip gidiyorum. Cizre’de tarihin en büyük katliamlarından biri AKP hükümeti talimatlarıyla gerçekleşti. Çok çirkin bir katliamdı. Belki insanlık tarihinin en gaddar katliamlarından biriydi. Çünkü 21. yüzyılda insanlar diri diri yakıldı. Yaralılar, tedavi edilmesi gerekirken aç susuz bırakılarak ölüme terk edildiler. Bununla yetinmediler direnenleri de yakarak katlettiler. Bunun dünyaya anlatılması gerekiyor. Çünkü Cizre’de ki vahşet sadece halkımıza yönelik değil tüm insanlığa dönük gerçekleşmiş bir vahşettir. İnsanlık değerlerinin ayaklar altına alındığı bu vahşet, Martin Luther King’in dediği gibi; bir insana yönelik insanlık suçu tüm insanlara dönük gerçekleşmiş sayılır, böylesi durumda tüm insanlığın ortak bir refleks göstermesi gerekir. Cizre’de de aynı durum oldu, bu dünyanın sorunu salt Kürtlerin sorunu değil. Buna dikkat çekmek için Avrupa’da ki siyasi çevrelerle dostlarımızla, ayrıca halkımızla paylaşma gereği duyduk. Çünkü bunun bilinmesi gerekiyor. Aynı zaman da 10 binlerce insanımız açıkta kalmış birçok kent yerle bir edilmiş durumda, yüzlerce yetim çocuk var. Bir kampanya başlattık. Bu kampanya ile ilgili de Almanya’da şu ana kadar çok sayıda toplantı yaptık, halkımızı kardeş aile kampanyasına dahil etmeye çalıştık. Çünkü anne babaları onurumuzu korumak için çalışmış direnmiş, yaşamını yitirmiş canını feda etmiş, çocukları ortada kalmış aileler vardı. Evleri de yıkılmış durumda. Bunları egemenlikçi sisteme muhtaç etmemek için onlara sahip çıkmak gerektiğini düşü- nüyoruz ve halkımıza bu kampanyayı açmak içinde Avrupa’dayız.

Avrupa’da ki kurumlarla irtibatınız ne şekil bir sonuç verebiliyor, girişimlerinizin katkısı nasıl yansıyor?

Her şeyden önce 100 binlerce insanımız zamanında zorunlu nedenlerle ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlar, buraya sığınmışlar Cizre ve Kürdistan’da ki katliamlar karşısında çok üzülmüş, incinmiş, öfkelenmiş ve mahçup olmuş durumdalardı. Cizre’deki olup bitenleri Kürdistan’da olup bitenleri hem anlatmaya çalıştık, aslında onları o azaptan kurtarmak için de bu kampanyayı paylaştık ve şu ana kadar 2000 aile kardeş kampanyaya katılmış dahil olmuşlardır. İkincisi, şu an dünyada sözüm ona demokrasinin eşit ve özgürlüğün temsilciliğini yaptığını iddia eden ülkelerin iktidar partileri ile de görüşme aldık. Olup bitenleri aktarmaya çalıştık, AKP hükümetinin onlara şantaj yaptığını, bu şantajların onlar açısından da riskleri olduğu da vurguladık. Çünkü yarın öbür gün Kürdistan’dan milyonlarca insan buralara akabilir, Kürdistan’ın Suriyeleşmemesi için Türkiye’nin Suriyeleşmemesi için artık hiç bir gerekçe hiç bir neden kalmadı. Esad’ın yaptığının çok daha beterini Erdoğan yaptı. Geçen seneden hatırlarsınız; ‘’tanklarla toplarla vatandaşını döven, kentlerini yıkan bir yönetimin bir meşrutiyeti kalmamıştır, halkın da ona karşı direnme hakkı vardır’’ demişti Erdoğan. Bu sözleri tabi Esad için, Suriye için kullanmıştı. Yani çok daha beterini şu an halkımıza uyguluyor. Avrupa’nın bu tutumunun ileride onlar açısından da olası risklerini paylaştık. Bir de onları söylemlerinde biraz samimi olmaya davet etik, çünkü Avrupa sürekli eşitlik, özgürlük, demokrasi gibi çağdaş kavramları ağzından düşürmüyor. Ama maalesef şu an bizim yaşadığımız coğrafyada bütün insani değerler ayaklar altına alınıyor; kültürel ve kutsal değerler de yakılıp yıkılıyor. Bunları ciddi bir şekilde hatırlattık. Çok ciddi yaklaştıklarını düşünmüyorum ama bilmelerinde fayda gördük ve hatırlattık. Artık bir şey yapıp yapmamak onlara kalmış, biz görevlerimizi yaptık. Halkımız bu alçaklığa bu vahşete boyun eğmeyecektir direnecektir ve biz her zamankinden daha da güçlüyüz bunun da bilinmesi gerekiyor.

Mülteciler üzerinden yapılan şantajlara ne dersiniz? İsviçre’ye Avrupa’ya etkisi ne olur?$

Genel olarak İsviçre demokrasi kültürünün önemli oranda oturtulduğu bir ülke ve birçok ülkenin örnek almaya çalıştığı bir ülke. Avrupa’nın genel yaklaşımına ben dikkat çekmek istiyorum; şu an Ortadoğu’da yüzlerce binlerce insan ölse de ilgilendikleri bir konu olmuyor. Çünkü direk yaşamlarını etkilemiyor. Rojava’da insanlık değerleri büyük bedellerle korunmaya çalışılıyor. Rojava’ ya karşı bir sempati var. Çünkü tarihin en soysuz en şiddet düşkünü örgütü var orada ve YPG’nin karşı duruşuyla bu şiddet kırılıyor. Bu nedenle oraya dönük bir sempati var ve bir taraftan Avrupa’nın, özgürlük hareketi demesi diğer taraftan terörist demesi Avrupa’nın samimiyetsizliğinin ifadesidir ve bu samimiyetsizliğin de aşılmasını diliyoruz.

Avrupa’nın, İsviçre’nin Türkiye’yle ekonomik anlaşmaları ve çıkarlarının da etkisi yok mu?

Şüphesiz vardır. Türkiye jeostratejik bakımından da her zaman önemli oldu. 100 yıldan beri sürekli bu jeostratejik konumda olmasını Türkiye hep şantaj olarak kullanmıştır. Dikkat ederseniz ilk yılarda Sovyetler sistemine yaklaşan, daha sonraları da 1940 ve 1950’ li yıllarda Amerika’nın başını çektiği NATO’ya giren bir ülke oldu. Türkiye bu şantajlarla kalmayıp Avrupa yaptıklarımıza ses çıkarırsa bizi içerlerine almazlarsa vize konusunda olduğu gibi, taleplere karşılık vermez ise, yüz binlerce Ortadoğulu göçmen Avrupa’ya akar diyor. Hatta Erdoğan Belçika’ya şunu da dedi; eğer bizi anlamasanız burada da Brüksel’de de bombalar patlar dedi ve bu sözlerini doğrulamak için hemen ardında iki gün sonra İŞİD Belçika’da da eylemler yaparak insanların ölümüne neden oldu. Buralarda bunları anlatmaya çalışıyorum.

Sizin dokunulmazlığınızın kaldırılırsa meclisteki rolünüzü oynayabilir misiniz? Saray daha ziyade meclisi saf dışı yapmak istemiyor mu?

Şimdi Erdoğan despotizmine karşı en etkili mücadele eden de bizim siyasal hareketimizdir. Bizim partimizdir. Onu en fazla zorlayan onun katliamcı yanını en fazla deşifre eden bizim partimiz HDP’dir. O nedenle partimizi tasfiye etmek, tek adam rejiminin önündeki engeli kaldırmak için siyaseten tasfiye etmeye çalışıyor. AKP’nin, Erdoğan’ın talimatlarıyla dokunulmazlıklarımız kaldırıldı.

Tüm meclisi de tasfiye etme diye bir derdi yok mu?

Yok, kesinlikle öyle değil. Şu var mesela; CHP’de bu politikaya teslim oldu. Aslında Erdoğan bunu yapmakla bir kaç şeyi birden hedeflemektedir; yılardır büyük yolsuzluklar ve hırsızlıklar la büyük itibar kayıp etmiş ve 50’ ye yakın yolsuzlukla ilgili fezlekesi olan Erdoğan, kendine göre hakim savcı ayarlamaktadır. Hakkında yolsuzluk ve hırsızlık olan vekillerini ve bakanlarını yargı aracıyla temize çıkarmak istiyor. Diğer taraftan bizi siyasetten tavsiye etmek için Erdoğan bu yollara başvuruyor.

Son olarak okurlarımıza vermek istediğiniz başka mesajınız var mı?

Kürdistan’da ve Türkiye’de olanlara karşı duyarsız olunmamalı. Orada tüm insanlığın değerleri korunuyor ve hayallerimiz orada yeşertilmeye çalışılı- yor. Hayalini arzuladığımız dünya orada inşa ediliyor. Özgürlükçü bir hayat Rojava’da başlamak üzere, Kuzey Kürdistan’da şu an yaşamsallaşmaya başlıyor. Mutlu olma ve dönemsel sorumluklarımızı da yerine getirmekten de kaçmamalıyız, herkese görevler düşmektedir.