Cemal Özçelik- Kuzey Avrupa Mitolojisi

151

Cermenler dahil, kuzey Avrupa’da yaşayan bir çok halkların ortak mitolojik anlatımlarının olduğunu görmekteyiz. Tanrılarının isimleri bölgesel değişiklikler taşısa da, benzer varlıklara işeret etmektedirler. Bugün bilinen mitosların çoğu da Wikingler’den kalmadır. Wikingler’in Cermenlerin devamcısı oldukları bilindikleri için, bunlar aynı zamanda Cermenlere de atfedilmektedir.

Yaratılış mitosu

Wikinglere göre başlangıçta busdan oluşan bir uçurumdan başka bir şey yoktu. Günün birinde, dev varlık Ymir’le Audhumbla isimli inek bu buzdan oluşuverir. Ymir uyuyunca terler ve ondan başka başka devlerle insanlar oluşmaya başlar. Audhumbla ise tanrıların atası olacak olan ilk tanrı Buri’yi buzdan yaratır.

Daha sonraları tanrılar Ymir ile ondan oluşan buz devlerini öldürürler. Ymir’in bedeninden de deniz, toprak, gökyüzü ve dağlar oluşur. Dünyanın ortasında bir meşe aşacı mevcuttur. Orta kısında insanlar, dalların yükseldiği göklerde tanrılar yaşar. Ağacın dallarında bir kartal, köklerin ulaştığı derinliklerde ise bir yılan mevcuttur. Bu iki varlık arasında ise sürekli gidip gelen ve onlara yenilikleri ileten bir sincap mevcuttur.

Dünyanın başlangıcından itibaren tanrılarla devler arasında hep bir egemenlik savaşı süregelmektedir. Nihai bir çatışma anında taraflar birbirlerini yenmeyi başaramayınca, birinci dünyanın sonu gelir. Bu, aynı zamanda yeni bir dünyanın kuruluşu demektir. Bu şekilde dünyanın sürekli bir yıkılış ve yeniden oluşım süreci içinde olduğuna inanılır. (Sylve Baussier, Welt der Mythen, S. 79)

Tanrılar

En önemli tanrılarının başında Odin gelmektedir. Odin hem savaş, hem iyilik tanrısı, hem de gerek doğada gerekse de insanda üretkenliği sağlayan ilahi bir kudrettir. Üç tane oğlu vardır. En büyüğü Thor, şimşek ve gök gürültüsü tanrısıdır. Aynı zamanda kötücül dev yılanlarla savaşır. Yılanlara karşı savaşan tanrının oğlu motifini Mezopotamya dahil bir çok halkın mitolojik anlatımlarında görmek mümkündür.

Odin’in ortanca oğlu Höd isimli bir kördür. En küçük oğlu ise Balder ismindedir. Tüm küçük çocuklar gibi, Balder de en çok sevilendir.. Ne var ki, falcılar, Balder’in öleceğini bildirirler. Odin oğlunu ölümden kurtarmak için yer yüzündeki tüm varlıklara tek tek; hayvan, bitki, taş ne varsa bir bir çocuğuna bir şey yapmayacaklarına dair yemin ettirir. Ancak birine yemin ettirmeyi unutur; o da ökseotudur.

Kötülük tanrısı Loki bunu öğrenir. Loki kötülüğü sembolize ettiği için, iyi olan ne varsa tuzağa düşürür hep. Odin’in ökseotuna yemin ettirmeyi unuttuğunu öğrenir öğrenmez, bir tuzak planlar. Loki, küçük çocuk Balder’in bir ağacın altında uyuduğunu görünce, kör abisi Höd’ün yayına ökseotundan yapılmış bir ok yerleştirerek, onu Balder’e doğru yürütür. Okun ucunu da Balder’e yönlendirerek Höd’ük kendi kardeşini öldürmesini sağlar.

Bunu duyan tanılar oldukça çok kızarlar. Loki’yi ömür boyu bir mağaraya kapatarak, başına da zehirli bir yılanı nöbetçi olarak koyarlar. ( S. Baussier, Mythen der Welt, S. 82)

Loki’nin üç çocuğu vardır. Bunlardan biri yeraltı dünyasının tanrıçası Hel’dir. Kendisine aynı zamanda karanlık tanrıçası da denilmektedir. Loki’nin diğer çocuklarından biri kurttur. O kadar çok tehlikeli ki, tanrılar sonunda ön ve arka ayaklarını bedenine bağlamak zorunda kalmışlardır.

Loki’nin üçüncü çocuğu ise, denizlerin dibine çöreklenmiş dev bir yılandır. Tanrı Odin’in oğlu Thor bu yılana karşı savaş halindedir.

Öteki dünya

Cermen inanışına göre yeryüzünü yeraltı dünyasına bağlayan altından bir köprü mevcuttur. Köprünün üstünde cehennemin kapı bekçisi olan Gram adındaki köpek beklemektedir. Gram, ölülerin engelsiz bir şekilde köprüden geçmelerine izin verir. Ama geri dönüşe asla izin vermez. Yunan inanışındaki Kerberosla kıyaslamak mümkündür.

Yeraltı dünyası cehennemle özdeştir. Karanlıktır ve içine hiç bir şekilde güneş ışınları sızmaz. Duvarlarını yılanlar kaplamıştır. Bacasından da zehirli yağmurlar içeriye sızmaktadır. Bu durum bana Göbekli Tepe’deki üzerlerine yılan figürleri resmedilmiş tapınak stunlarını hatırlatmaktadır..

Cennet

Cermenler savaşçı bir kavimdi. Bunu özendirmek için de, savaşta düşen kişilerin öteki dünyada herkesten başka özel bir yere yerleştirilecekleri mitosu yaratılmıştır. Walhall adı verilen bir cennet parçasıdır burası. Ancak daha çok bir saray salonunu andırır.

Bunların suç kayıtlarına bakılmaz, çıkarıldıkları bir ceza mahkemesi de yoktur. Savaşta ölenlere ‘’ölmeyenler’’ adı verilirken, yataklarında ölenlere ise ‘’Samandan ölümlüler’’ adı verilirdi. İşt bu ikinci kategoridekiler cennete değil, soğuk ve karanlık olan cehenneme giderlerdi.

Cennetliklerin kaldıkları Walhall ise, tanrı Odin’in şatosunda ölmezler için özel olarak ayrılmış büyükçe bir salondur. Buraya açılan 540 tane kapı mevcuttur.

Tanrı Odin zevcesi Frigg’le birlikte bir şatoda yaşamaktaydı. Bu şatonun özelliği, burada her türlü yiyecek ve içeceğin serbest bol ve tükenmez oluşuydu. Bazen savaşta düşüp buraya yerleştirilen ‘’ölmezler’’ zamanlarını geçirmek için domuz avına çıkarlardı. Ancak et nekadar yense de tükenmez, tekrar oluşurdu.

Reinkarnasyon

Öteki dünya inancının yanında, tıpkı Keltler’de olduğı gibi Cermenler’de de ruhun varlığını bu dünyada devam etmesi mümkündür. Ancak bu, ruhun bir bedenden öteki bedene, ya da bir varlıktan öteki varlığa geçmesiyle oluşmaz. Ölüler kendi edimlerinde, tanınmışlıklarında ve çocuklarında yaşamaya devam ederlerdi. Ki bu son nokta günümüzde genetik olarak da belli ölçülerde kanıtlanmıştır.

Ölülerin yaşayanların hatıralarında ve yaşayan çocuklarında varlıklarını sürdürdüklerine inanıldığı için de, Cermenler mezar yapımına fazlaca önem vermemişlerdir. Mezarın bu dünya ile öteki dünya arasındaki bir bağ olduğuna dair inanç zayıftı.

Hatta ölülerin yukarıda bahsettiğimiz şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri için, bedenlerinin tahrip edilmesi gerekmekteydi Cermen inanışına göre. Bu yüzden yakılırlardı. Cesetleri yakma geleneği çok yaygındır.

Cermenler’de mitolojik-dinsel inanışların yanında batıl inanç olarak adedilen yaklaşımlar da mevcuttu. Bunlardan biri de, ölülerin dirileceği ve insanlara zarar verecekleri korkusuydu. Seyrek olmakla birlikte yaptıkları mezarlardan ölülerin doğrulmalarının engellenmesi için, gömerken bazen onların bacaklarını keserlerdi.