Cemal ÖZÇELİK- Japon Mitolojisi

Japonların dünyaya bakış açıları ve buna bağlı olarak oluşan dinsel mitolojik inanışları, bir çok halkta olduğu gibi onların coğrafik özellikleriyle yakından bağlantılı bir biçimde şekil almıştır. Ada ülkesi olmasının getirdiği izole yaşam, onların dünyanın kendilerinden ibaret olduğunu sanmalarına yol açmıştır.

Bu bakımdan oluşturdukları evrene ve yaradılışa ilişkin kurguları da adasal özellikler taşımaktadır. İçinde yaşadıkları dünya da gerçekte sınırlı ve küçük olmasına rağmen, onu gözlerinde büyütüp evrenleştirmişlerdir.

Japonların ‘’Şinto’’ isimli bir dinleri mevcuttur. Anlamı ‘’Tanrıların yolu’’ demektir. Bu tanrılara ‘’Kami’’ adı verilir. Kamiler, tapınılması gereken, yüce, ulvi özellikler taşıdıklarına inanılan doğal varlıklarla özdeşleştirilmişlerdir. Bu anlamda, Güneş, Ay, dağ, ırmak, fırtına v.b. tüm varlıkların kendi Kami’leri mevcuttur. Tıpkı eski Anadolu ve Mezopotamya’da olduğu gibi.

‘’Ka’’ kavramı eski Mısırlılarda ‘’yaratıcı güç’’ anlamına gelmektedir. ‘’Mi’’nin de ana tanrıçayla özdeşleştirilen ‘’Ma’’ isminin değişik bir versiyonu olması muhtemeldir. Eski sayılarımızdan birinde, bu konuyu detaylı ele almış ve dünyanın her yerinde biraz değişik şekilde olsalar da, ana tanrıçayı ifade eden kimi benzer kavramların kullanılmış olduğunu hep beraber görmüştük.

İlk Kami’lerin göklerin en yüksek tabakalarında yaşadıklarına inanılırdı ve neredeyse hepsi insan görünümündeydiler.

İşlev olarak da biraz şamanları andırmaktaydılar. Örneğin hastalık, kıtlık veya kimi sosyal sorunlar ortaya çıktığında Kami’lere başvurup, onlara adaklar adanırdı. Japon kralları da Güneşi sembolize eden Kami’nin yeryüzündeki temsilcileri sayıldıklarından, toplumda büyük bir saygı görmektedirler.

Dünyanın yaratılışı

Tanrılar, aradan bir çok nesil geçtikten sonra, göksel baba ‘’İzanagi’’ ve toprakana ‘’İzanami’’yi yaratırlar. Onların birinci görevide yeryüzünü yaratmalarıdır.

Aslında mitolojiye göre dünya zaten mevcuttur. O da koca okyanusun ortasında bulunan minnacık bir ada biçimindeki bir kaynakçadır. Bu henüz çok yumuşak bir topraktan oluşmuştur. Tanrılar İzanagi ve İzanami’den dünyayı sertleştirip şekillendirmelerini isterler.

Yeryüzüne iniş

İzanami ve İzanagi yeryüzüne gelip bu adada evlerini inşa ederler. Yanında da bir stun. Aldıkları diğer bir görev de, tanrıların suretinde insanlar yaratmaktır. Ki onlar da tanrının çocukları olmaları bakımından tanrısal özellikler taşıyacaklardır. Çocuk yapmak için de evlerinin yanında inşa ettikleri stunun etrafında dolaşmaları gerekmektedir. Biri sağdan, diğeri soldan.

Ana tanrıça İzanami stunun etrafında dolanırken, birden tanrı İzanagi ile göz göze gelir. Bu, onların ilk defa göz göze gelme anlarıdır. Tanrıça birden irkilir ve ‘’ ne kadar da büyüleyici bir adam’’ diye çağırır. Bu durum gökteki tanrıları kızdırır. Onlara göre, tanrıça bile olsa, bir kadının erkeğinin önünde yüksek sesle konuşmazı caiz değildir.

Bunun üzerine tanrılar İzanmi’yi cezalandırıp ona çarpık bir çocuk bahşederler. Aradan zaman geçer, ikisi çocuk yapma ayini için tekrar stunun etrafında dolanmaya başlarlar. Bu sefer İzanami dilini tutmayı başarır, susar. Tanrılar sevinçlidir; onlara çok sayıda çocuk bahşederler. Öyleki, izanami sadece sıradan çocuklar değil, aynı zamanda Kami, hatta ada bile doğurur.

Mitolojide kadına dayatılan tutumla, aslında eski Japon toplumunun kadını tepkisiz, deyim yerindeyse dilsiz bırakma çabalarını meşrulaştırmayı esas aldığını söylersek, galiba yanılmış olmayız.

Ölüler dünyasına iniş

Kendisine bağışlanan bunca evlatla yetinmeyen İzanami, tanrılardan nurtopu gibi bir oğlan ister. Tanrılar onun bu isteğini kırmaz, ona ateş gibi nurlu bir çocuk verirler. Ne varki doğum esnasında İzanami’nin canı yanar, ölür.

Eşi İzanagi bu acıya dayanamaz, ölümünü bir türlü kabullenemez. Onu ölüler dünyasından geri getirmek için çaresiz bir çabanın içine girer, yeraltındaki ölüler dünyasına sızar. Uzun arayışlar sonucu nihayet eşini görmeyi başarır.

Ancak eşi geri dönmekte biraz isteksizdir; ‘’ Ben ölüler dünyasının ekmeğinden yedim, suyundan içintim, artık geri dönemem’’ der.

İzanagi çok ısrar edince de, ’’peki bunun mümkün olup olmadığını tanrılara danışıp onlardan izin isteyeceğim, lakin bunun için bir şartım var, ben bunu araştırıp soruşturuncaya kadar bana bakmayacaksın, bu bize şansızlık getirir’’ der.

Ama İzanagi eşi İzanami’yi o kadar çok özlemiş ki, kendisini tutamayıp ona bakar. Bakar bakmaz da İzanami kızgın bir cadıya döner. Yeraltı dünyasının savaşçı ve kötülük tanrılarını yanına alarak eşi İzanagi’ye saldırır.

İzanagi kaçar. üç tane sihirli şeftaliyi arkasına atarak kendisi ile kovalayanlar arasında bir perdenin oluşmasını sağlar. Böylece güç bela kurtularak ölüler diyarından dışarı çıkmayı başarır. Çıkar çıkmaz da kapıyı kocaman bir kayayla ardından kapatır.

İzanagi’nin yıkanarak yeniden doğuşu

İzanagi yeraltı dünyasından kurtulur, ancak eşini bir daha görmemek üzere ebediyen kaybeder. Bu, bize bir yunan mitolojisini hatırlatır..

İzanagi’nin önünde yepyeni bir hayat durmaktadır. Yeraltı dünyasına yaptığı yolculuğun bedeninde yarattığı kirleri yıkamakla işe başlar. Biliyorsunuz su ile yıkanma ritueli bir çok din ve mitolojik anlatımda yenilenmenin, yeni bir hayata başlamanın veya köklü dönüşümlere doğru adım atmanın başlangıcına işaret eder.

İzanagi bir ırmağa dalar ve denize varıncaya kadar arına arına yüzer. Bedeninin yıkadığı her yerinden bir tanrı veya tanrıça doğar. Sol gözünü yıkarken gözünden Güneş tanrıçası Amaterasu doğar. Sağ gözündense Ay tanrısı Tsukuyomi. Burnunu yıkarken de fırtına tanrısı Suzanovo doğar.

Toplam 14 çocuğu olur. Bir kısmı iyiliği, bir kısmı da kötülüğü temsil eder. Bedeninden çocuk çıkması, aynı zamanda İzanagi’nin bir nevi yeniden doğuşudur. İzanagi’nin çok sayıda oğul ve kız çocukları olmakla birlikte, egemenliği altındaki varlıkları sadece ilk doğan üç çocuğu arasında paylaştırır.

Kolyesini Güneş tanrıçası Amaterasu’ya bağışlar. Bu sayede gökler hakimesi olur. Ay tanrısına gecenin egemenliğini verirken, fırtına tanrısına ise denizlerin egemenliğini sunar.

Tanrılar savaşı

Suzanovo payına düşenlerden memnun kalmaz, daha fazlasını ister. Gözü en çok Güneştedir. Günler boyu ağlamaya başlar. Babası İzanami onu yanına çağırır, ağlamasının sebebini sorar. Kendisine düşen payı beğenmediğini, bundansa, ölüp annesinin yanına, ölüler diyarına gitmeyi tercih ettiğini bildirince, İzanagi çok kızar, onu memleketinden kovar.

Suzanova gitmeden önce, vedalaşma bahanesiyle kız kardeşi Amaterasu’yu ziyarete gider. Ancak Amaterasu olayın farkındadır; erkek kardeşinin esas amacının egemenliğini elinden almak olduğunu kavrar.

Nitekim Suzanovo görüşme esnasında niyetini gizlemez, açık konuşur; ‘’Kim daha üstün tanrı, tanrıça yaratabilirse, egemenlik onun olsun’’ diye bir öneride bulunur.

Amaterasu öneriyi kabul eder. Kardeşi suzanovo’nun kılıcını elinden alıp çiğnemeye başlar. Sonra da nefesiyle kılıçtan üç tane tanrıça meydana getirir.

Buna karşılık Suzanovo ise, kız kardeşinin mücevherlerini alıp, çiğner ve onlardan beş tane tanrı yaratır.

Kimin kazandığı tartışmalıdır, ortada tarafsız bir hakem yoktur. Suzanovo kendisini galip ilan eder ve gücünü kullanarak felaketlere yol açar, fırtınalar kopartır. Bunun üzerine irkilen Amaterasu korkarak bir mağaraya sığınır, kapısını da irice bir kayayla kapatır. Güneş tanrıçasının ortadan kaybolması, aynı zamanda tüm dünyanın karanlıkla, soğukla yüz yüze kalması anlamına gelmektedir.

Amaterasu’nun dönüşü

Amaterasu’nun mağaraya sığınması, yeryüzündeki Kami’leri çok telaşlandırır. Ne kadar ısrar ederlerse de, onu çıkartmayı başaramazlar. Çünkü hala korkusu geçmemiştir. Bunun üzerine Kami’ler ona bir oyun kurarlar. Mağaranın kapısında bir eğlence düzenleyerek, danslar eşliğinde şarkılar söyleyip çalıp oynamaya başlarlar.

Bu durum Amaterasu’nun tuhafına gider. ‘’Bunca soğuk ve karanlığa rağmen nasıl oluyor da hala eğlenebiliyorsunuz’’ diye saklandığı yerden dışarıdakilere seslenir. Onlar da, ‘’Senden daha güzel bir tanrıça bulduk, onun etrafında dans edip eğleniyoruz’’ diye yanıt verirler.

Amaterasu’yu tepeden tırnağa bir kıskançlık sarar. Bu tanrıçanın kim, nasıl biri olduğunu merak eder. Kayayı aralayıp dışarı çıkar. Kamiler önceden bunu hesapladıkları için, mağaranın tam karşısında bulunan bir ağaca ayna asmışlardır. Amaterasu çıkar çıkmaz, ışıkları aynada yansıyıp kendisine geri döner ve gözlerini kamaştırır. Kamiler bu durumu fırsat bilip, mağaranın ağzını kayayla sıkıca kapatırlar. Böylece Amaterasu bir daha saklanma imkanını bulamaz ve yeryüzüne yeniden sıcaklık ve aydınlık getirir. Bu mitolojik anlatım, bizlere kıskançlığın korkudan da güçlü bir duygu olduğunu bir kez daha göstermektedir(!)

Ejderhanın başı kesilmeli!

Amaterasu’nun mağaradan çıkmasıyla birlikte artık oralarda barınamayacağını anlayan Suzanovo alır başını uzak memleketlere gider. Yolda ağlayan yaşlı bir çifte rastlar. Yanlarıda da genç ve güzel bir kız durmaktadır. Suzanovo bir görüşte aşık olur. Yüreğinde ilk defa bir sıcaklık hiseder. İçi içine sığmaz olur.

Yaşlı çifte neden ağladıklarını sorunca şöyle yanıt verirler; ‘’Bizim sekiz tane kızımız vardı. Her yıl birini sekiz başlı yılan ejderine kurban vermek zorunda kaldık. Elimizde kala kala bu biricik kızımız kaldı, onu da yakında yılan gelip alacak’’.

Suzanovo bundan çok etkilenir. Ancak bunu bir fırsat kapısı olarak görür. ‘’Kızınızı bana verirseniz, onu yılandan korurum’’ diye bir teklifte bulunur. Yaşlı çift kızlarının hayatının kurtulacağını düşünerek bu teklifi kabul eder.

Suzanovo yaşlı çiftten sekiz fıçı pirinç şarabı hazırlamalarını ister. Fıçıları ejderin geçeceği yola bırakır. Yılanlar kokuyu duyar duymaz büyük bir iştahla şaraba saldırıp kana kana içmeye başlarlar. Zil zurna sarhoş olup kendilerinden geçerler. Bunu fırsat bilen Suzanovo da başlarını tek tek keser. Böylece insanlar ejderin zulmünden kurtulur, Suzanovo da aşkına kavuşarak fırtına gibi esip başkalarına zarar vermekten vazgeçer. Aşk insanı kötü duygularından arındırır, yüreğini güzel kılar.

Suzanovo kız kardeşiyle girdiği mücadeleyi kaybetmiş, ama bu ona yeni bir imkan sunmuştur. Güneşin egemenliğine kavuşamazsa da, güneş gibi güzel bir eşe kavuşmuştur. Kayıplarınız sizi yıldırmasın, onlar belki de sizi daha büyük başarılara taşıyacak merdivenin basamaklarıdırlar.