Cemal Özçelik Arkeolog- Marduk ve Nemrut

nemrut

‘’Kitab-ı Mukaddes’’te(Eski Ahit) yer alan yaradılış efsanesine göre Nimrod(Nemrut), Hazreti Nuh’un üçüncü oğlu olan Ham’ın soyundan gelen Kuş’un oğludur. Tufan’dan sonra Nuh’un torunları Mezopotamya vadilerine(muhtemelen kuzey Mezopotamya) yerleşirler. Zaman içinde çoğalarak civar bölgelere dağılıp, yerleşim alanlarını genişletirler.

Tufan’ın nerede gerçekleştiği ve geminin tam olarak nerede yerleştiğine dair görüş ve inanışlar çeşitlidir. Bunun doğal bir olay mı, yoksa fantazi veya belli toplumsal mesajların farklı araçlarla verilmesini sağlayan bir hikaye mi olduğunu bilemiyoruz. Ancak bu inanış binlerce yıldır Mezopotamya bölgesinde kök salmış bulunmaktadır.

İlk dünya haritası olan ve Babil’i dünyanın merkezi olarak gösteren tabloya baktığımızda, bu olaydan(ister doğal, ister toplumsal-kurgusal olsun), Babil’in kuzeybatısında bölgelerin sağ kurtulduklarına veya tufandan artakaldığına işaret edilmektedir. Bu doğrultudan bakıldığında, ok işaretinin(Home of The Survivor of The Flood) tam da Kuzey Mezopotamya’yı, özellikle de Mazi dağlarının da içinde bulunduğu alanları gösterdiğini görürüz.

Bu olayı doğru kabul edersek Nuh, çocukları ve torunlarının ilk yerleşim yerlerinin de bu bölgelerde olması lazım. Nuh’un torunlarından biri olan Nemrut, taşıdığı bir çok sıfattan ötürü Marduk’la özdeş tutulmaktadır. Önceki sayılarımızda sık sık bahsettiğim ve Merduk’a ait olduğunu düşündüğüm kült yeri de bu odakta yer almaktadır. Biliyorsunuz, eskiden Mezopotamya kavramı sadece kuzey kısmı için kullanılırdı. Dicle-Fırat nehirleri arasında kalan kısmın tarihi isminin Mazi olup, bunun daha sonra Grekler tarafından değiştirilmiş olbileceği savını ortaya attığımı, diziyi düzenli okuyan okuyucular hatırlayacaktır. Mardin-Mazi Dağları’ndan başlayıp, içinde Göbekli Tepe’nin de yer aldığı Urfa’ya kadar uzanan yerlerin, insanların bilinen en eski tapınakları inşa ettikleri ve yerleşerek yayıldıkları yerler olduğu şimdi arkeolojik verilere dayanılarak ortaya çıkartılmış bulunmaktadır.

Marduk kökenli Nemrut’a ilişkin çok sayıda efsane de oluşmuştur. En önemlisi de onun Babil Kulesi’nin inşasına dair olan efsanesidir. ‘’Kitab-ı Mukaddes’’, bu ediminden ötürü Nemrut’u şeytanla özdeşleştirir. Buna göre, Nemrut’un Babil kulesini inşa etmesi, onun tanrı Yehowa’yla rekabete girip, tahtına oturarak kainatın tek hakimi olma isteminden kaynaklanmaktadır. Bu edim tanrıyı kızdırarak Nemrut’un kuleyi tamamlamasına engel olmasına yol açar. O zamana kadar tüm insanlar bir arada yaşar ve aynı dili konuşurlarmış. Ancak Nemrut ve onun gibilerinin insanları kendisine karşı isyana teşvik etmesini engellemek için, Yehowa, insanların dillerini karıştırır, yani onlara farklı farklı diller vererek bir birlerini anlamalarının önüne geçmek ister. Daha sonra da değişik yönlere dağıtarak ‘’örgütlenmelerini’’ daha bir güçlerştirir.

Yehowa’ya isyan ettiği düşünüldüğü için de, ‘’Kitab-ı Mukades’’te Nemrut’a ‘’Aden’deki yılan’’, ya da ‘’Cennetteki savaş kışkırtıcısı’’ sıfatları yakıştırılmıştır. Bilindiği gibi satan(şeytan) için de benzer belirlemeler yapılmakta ve Nemrut ile şeytan aynı kefeye konulmaktadır. Marduk’un kendisi yılanla özdeşleştirilmemekle birlikte, onunla birlikte sembolize edilen bir yılan ejderi vardır. Önceki sayılarımızda adının; ‘’Muşhuşşu’’ olduğunu vurgulamıştık. Marduk sadece Nemrut’un değil, değişik halkarın kimi tanrısal varlıklarının da proto tipi olmuştur. Örneğin Marduk-Muşhuşşu’nun Grekler’deki  karşılığı Apollon-Piton veya Herakles-Hidra’dır. Heraklesin bir diğer adı da ‘’Melkart’’tır ve bunun Marduk isminin bire bir tercümesinden oluşturulduğu söylenir.

Nemrut, Kutsal Kitap’ta ‘’Tanrının indindeki kudretli avcı’’ olarak da betimlenir. Bu yönüyle Mezopotamya tanrılarından Ninurta ile dolaylı bir bağ kurulmaktadır. Bilindiği gibi Marduk ‘’Tanrılar tanrısı’’ sıfatını kazandığında, değişik tanrıların özellikleri de onda toplanmış, daha doğrusu ona atfedilmeye başlanmıştır. Bunlardan biri de Ninurta’dır.

Ninurta, tanrılar kurula tarafından, Baş tanrı Enlil’den kader tabletleri’ni çalıp kaçırarak bir dağın tepesine götüren Anzu(İmdiguad) isimli Aslan-kuşu öldürmekle görevlendirilir. Ninurta Ok ve yayını alarak yola çıkar ve Anzu kuşunu öldürerek tabletleri geri getirir. Bu yönüyle iyi bir avcıdır. Daha sonra Marduk’a atfedilen bu özelliğin, Kutsal Kitap’ta olumsuz bir sıfat şeklinde Nemrut’a da atfedildiğini görmekteyiz.

Nemrut’a yakıştırılan diğer bir sıfat da; ‘’ Kuzeyin kara yıldızı/kara deliği’’ dır. Bence bu önemli bir nokta ve onun kuzeyle bağlantılı ele alınması, Kutsal kitabın Doğu Akdeniz’de yazıldığı dikkate alındığında, Nemrut, yani Marduk’un da kuzeyde, yani Kuzey Mesopotamya’da yerleşik olduğu düşüncesini pekiştirmektedir.

Nemrut, Dicle-Fırat nehirleri arasında yeni bir din oluşturarak egemenliğini pekiştirmeye çalışır. Bu din biraz da astronomi ve astrolojiye dayandığından Nemrut  bir dağın tepesindeki odak noktasında bir gözetleme kulesi inşa eder. Yukarıda bahsettiğimiz Babil Kulesi de bir nevi rasathanedir. Ama onun öncüllerinin daha önceleri dağların tepelerinde kurulduğu, sonraları dağların mevcut olmadığı Mezopotamya düzlüklerine göçlerin başlamasıyla birlikte, dağlar nümune alınarak kuleler inşa edilmeye başlandığı söylenebilir. Bu bağlamda Babil kulesinin ana yurdunun da kuzey Mezopotamya olduğunu belirtmek mümkün.

Önceki sayılarımızda Mazi Dağları’ndaki tanrısal figürün ayak kısmının güneye, baş kısmının doğuya dönük olduğunu belirtmiştim. Ancak kendisi ayakta değil de, sırt üstü göğe bakar şekilde inşa edilmiştir. Adeta göğü izleyen bir gözlem kulesi, yıldızların hareketini ve gökteki değişiklikleri izleyen bir rasathane gibidir.

Günümüz araştırmacılarınca ‘’Babil’in gizemli dini’’ olarak isimlendirilen bu dinin en önemli özelliklerinden biri de Ana-Oğul kültüne dayanmasıdır. Mezopotamya mitolojisinden Semiramis-Tammuz, Grekler’de Venüs-Adonis’i örnek olarak verebiliriz. Mazi Dağları’ndaki tapınağın da, yine ana rahmindeki çocuğu sembolize eden bir tablonun resmedildiğini vurgulamıştım. Bilinen en ünlü Ana-Oğul kültü ise, Meryem Ana-Hazreti İsa’ya ilişkin olanıdır.

Semiramis Nemrut’un eşidir. ‘’Cennet bahçesinin kıraliçesi’’ olarak isimlendirilir. Bu da onların yaşadıkları kuzey Mezopotamya’nın aynı zamanda cennet bahçesine tekabül ettiğine işaret etmektedir. Zaten bir kaç sayı önce, Suriye’de bulunan bir kil tablette cennet bahçesinin bir dağın tepesinde kurulduğuna işaret edildiğini vurgulamıştım.

Tarihi bir kişilik olarak ele alınan ‘’Zalim hükümdar’’ Nemrut ile Hazreti İbrahim’in ‘’Balıklı göl’’ hikayesini de zaten biliyorsunuz. Bazen belli mitolojik tanrısal figürlerin daha sonraları gerçek kahramanların yaşanmış hikayelerine de kaynaklık edebileceğini gösteren bir örnektir bu.