Biopolitik ya da Yaşamsal Olanın Yönetimi Üzerine

Saadet Türkmen, Sosyal Anthropolog

Bu makalede, son yıllarda günlük yaşamın farklı alanlarında sıklıkla karşılaşılan bir kavram olan biyopolitik kavramı, lMichel Foucault`un konu üzerine düşünceleri üzerinden incelenmektedir. Bunun yanında biyopolitik uygulama alanları; bu uygulama alanlarının
sosyo-politik etkileri üzerine seçme düşüncelerden kesitlerle aktarılacaktır.

Biopolitik Nedir?

Pek çok bilimsel kavram gibi, bu kavram da köklerini Eski Yunanca`da bulmakta ve Türkçe’ye çevrilecek olursa (yaşamın sosyal boyutunu da içeren biyolojik) yaşamın yönetimi olarak anlaşılabilir. Eski Yunan dünyasında, biyopolitik, farklı mitolojik ve tarihsel anlatılarla ele alındı (özellikle de bedenin disipline edilmesi pratikleri, kimi bölgelerde köle, hasta, sakatlara yaklaşım; toplumsal alanın cinsiyet, biyolojik ve fiziksel özellikler çerçevesinde şekillenmesi; kutsal ve dünyasal alanlar vs).

Fouccault biyopolitiği tanımlarken; kavram, kimin yaşayıp kimin öleceğine karar verme yetkisine sahip olanın suveren iktidarı değil; yaşam süreçlerinin halk düzeyindeki yönetimini idaresini ifade ederek; kimin, nasıl ve ne şekilde hayatta kalacağı ya da ölüme terkedileceği ifade edilmektedir. Farklı bir deyişle, yaşamsal olanın yönetimidir söz konusu ettiği. Yaşamsal olan; ne siyasetin temelidir, ne de nesnesi. Yaşamsal olan, bir yandan politika tarafından dikkate alınması, saygı ve kabul görmesi; bir diğer yandan da, mevcut ya da oluşan sınırlamaları aşması pratikleriyle şekillenmektedir.

Biyopolitik kavramının kapsamında; sosyal ve politik bilginin özel bir biçiminin gelişimi gözlemlenebilir. Bu özel bilgi formu; bireysel ve toplumsal yaşam süreçlerinin analizi için; istatistik, biyoloji, epidemiyoloji ve demografi gibi bazı disiplinlerin ortaya çıkışına katkı sunmakta (hatta sebebi olmakta); ve bu disiplinlerle de kişisel ve sosyal olanın düzeltilmesi, başkalaştırılarak dışlanması; normalleştirilmesi, disipline edilmesi, tedavisi veya ölmeye bırakılmasının yönetimine işaret edilmektedir.

Biyopolitika; yaşam ve ölüm hakkında karar veren suveren iktidardan daha farklı olan; daha çok yönetimi, garantisi, gelişimi ve ekonomikleşmesini amaçlayan yeni bir güç biçimidir. Bu anlamda, bu iktidar süreçlerinde; yönetilen yaşama dikkat çekmek, arttırmak, kontrol etmek ve gözlemlemek suretiyle yönetmek söz konusudur. Buna ek olarak; tarihsel / toplumsal bağlamda, uygun olan/ olmayan; normal/anormal karşılaştırması yaparak; normatif sınırların dışında kalanların norm dışı diye engellenmesi yerine kontrollü bir gelişime bırakılması; bunların organizasyonu, desteklenmesi ve hatta güçlendirmesi praktileri önem kazanmaktadır.saadet foto 2

Biopolitik ve Uygulama Alanları

Son yıllarda, biyopolitik kavramı, birçok Avrupa dilinde realize edilmiş çalışmanın konusu olmuştur. Kavram; ne tür besin ürünlerinin, nasıl ve hangi miktarda yenilip içileceğinden; ideal vücut formuna ulaşmak için yapılması gereken bir dizi spor faaliyetlerine; alkol / sigara / kahve ve şekeri kapsayan maddelerin tüketiminden, yaşam süresinin nasıl uzatılıp ve kısaltılabileceğine, ölüm için yardım alma pratiklerinden, teknolojinin yaşamda nasıl yer alacağına vb. dair bir çok alandaki pratikleri içermektedir.

Geniş uygulanım alanları olması itibariyla, biopolitik de, benzer özellikleri olan birçok kavram; kendi içinde bir dizi çeliskileri barındırmakta. Biopolitik; bir yandan yaşamın rasyonel ve demokratik düzenlenmesi; insan yaşamının teknolojik bir dizi uygulamalarla kolaylaştırılması olarak düşünülebilir. Öte yandan, aynı biopolitika yaşayanın /biolojik olanın politika konusu edilmesi; yani yönetilmesi olarak da anlaşılabilir. Yani demokratik örgütleniş ve nasyonel sosyalist/ ya da ırkçı / politikalara temel oluşturabilir.

Örneklerle somutlaştıracak olursak; bazı sosyal sorunların hastalık olarak değerlendirilmesi (mülteci çocukların hiperaktif olarak nitelendirilerek medikalize edilmesi, sosyal acıların depresyon ilaçlarıyla tedavisi), normatif çizgilerin dışında kalan (yani heteroseksüellik hariç) diğer cinsel tercihlerin dışlanması; ölümcül hastaların (kendilerinin veya yakınlarının isteğiyle) hayatlarını sonlandırma yardımı alması; insan vücudunun mevcut sosyo-politik, kültürel ve ekonomik ideolojiler çerçevesinde mükemmelleştirilmesi pratikleri; vücudun operatif müdahalelerle modifikasyonu (yağ aldırma/ botox uygulamalarıyla yaşlılıktan kaynaklı kırışıklık ve sarkma gibi dermatolojik deformasyonlara müdahaleler, organ transplantasyonu vb.).

Aynı şekilde, dış döllenme ile gebelik imkanları; geç gebelikten doğacak çocuğun zihinsel bir sorununun olup olmadığının test edilerek; gebeliğin devamı veya sona erdirilmesi ile ilgili karar pratikleri de yine biyopolitik kavramı çerçevesinde değerlendirilebilecek konuların sadece bazıları. İlaveten, koyu renk tenli insanlarla; Semitik grup mensuplarının, saldırgan ve kriminel eğilimleri olduğunu iddia eden bir dizi politikacılar da; bu iddiayi bir dizi genetik ve kültürel konseptle açıklamaktadır. Aynı şekilde, normatif sosyal form ve alanlarda ifadesi olmayan tercih ve pratiklerin, vücut merkezli kavramlarla açıklanması da yine bu kavramla mümkün olmaktadır.

Somutlaştıracak olursak; ırkçı iddialar, örneğin Afroamerican veya Semit halkların genetik özellikleri nedeniyle daha fazla suç eğilimine meyilli olduğu gibi ırkçı iddialar; hamileliğin toplumsal alandan uzak tutulmasına karar veren cinsiyetçi, ayrımcı politikalar; ya da sebep ne olursa olsun, gözaltına aldığı; vatandaşlarına işkence yapan bir iktidarın gücünü “devletin yasalar yoluyla şiddet kullanmadaki meşruluğunu monopolize edişi” ve bunu visuel metotlarla kitle iletişim araçlarıyla göstermesi; bunu yaparken korku politikalarını hedeflemesi; bu konseptle tartışılabilecek diğer konulardır.

Biopolitik ve Direniş

Vücudun disipline edilmesi ve yaşamsal olanın yönetimine karşı, bu yönetimin objesi/subjesi olanlar tarafından başlatılan kimi direniş pratiklerin ortaya çıkması da, biopolitik çerçevesinde ele alınan önemli konulardan. Buradaki tartışmalarda sadece direniş pratikleri değil, kimi mücadele formlarıyla bir takım yasal hakların gündeme getirilmesidir. Örneğin yaşam hakkı, sağlık hakkı, cinsel tercih hakkı, ekolojik yaşam hakkı, liberal politikalarla varolma sınırlarında yaşayanların değişik sosyal/ekonomik ve politik hakları için mücadeleleri bunlardan bazıları.

Bu tür mücadele formlarının belki de en önemli özelliklerinden biri, bireyselleştirilmeye/ bireysel olanın yönetimine karşı ortaya çıkan krizin yönetimi ve toplumsallaşmayı ön plana alarak, politik yaşama vurgu yapmasındadır. Ancak sözü edilen direniş formlarının seçimi yanında; direnişin direniş olarak tanımlanması/ tanınması; direnişe tanıklık eden kişilerce algılanması ve değerlendirilmesi; direnişin subjesi olan kişi ya da gruplara tanıklık edenler/ ya da bu direnişin karakteri üzerinde söz ve karar sahibi olanların tanımasına bağlı olarak değişecektir. Somutlaştıracak olursak; cezaevlerindeki politik mahpusların tek tip dayatması karşısında ya da iltica talebinde bulunan mültecilerin kamplarda tutularak gün içindeki etkinliklerinin keskin çizgilerle belirlenmesi; ya da strüktürel islevsizlestirilmesi, sözü geçen yaşamların biopolitik iktidarın nesnesi olma/ nesnesi edilme pratiği olarak değerlendirilebilir. Öte yandan burada nesneleştirilmeye çalışılan yaşamların direniş pratikleri (ki bu uygulamaları kişi ya da grup düzeyinde, değişik derecelerde reddetmek suretiyle); biopolitik direniş pratiği olarak değerlendirilebilir. Bu iki dinamik arasındaki dengeyi sağlayacak olan kamuoyundan bir dizi insanın ara bulma ile taraf tutma arası / ötesindeki bir dizi sosyal pratikleri de ortaya çıkaracaktır.