BİLİMİN İÇİNDEN / Ergün ÖZALP- Korkunun esiri olmak !

1 Kasım seçimleri herkes için sürprizle sonuçlandı. AKP ve onun toplum mühendislerince 7 Haziran seçim sonuçları kabul edilmeyerek, 1 Kasım seçimiyle , terör, savaş ve kaos planı hazırlandı. Toplumda,halk kitleleri üzerinde terör eşliğinde gelecek endişesi ve kaygıları yaratıldı. Toplumu tekçi bir kalıba sokmaya çalışan faşizan iktidarın yolsuzlukları, halkın özgürlük istemleri ve ekonomik yoksunlukların tartışılması engellendi.Uzun bir süredir süren ateşkes ve çözüm sürecinin etkisiyle sağlıklı düşünmeye iktidarı sorgulamaya başlayan bilinçlenme süreci hızlanan toplumun davranışı; anket sonuçlarına bakılarak, terör ve katliamların dozu arttırılarak, kesintiye uğratıldı, saptırıldı ve medya tekeliyle manüple edildi,AKP kendinden kaçan eski oyların önemli bir bölümünü aldı.Irkçı ve tektipçi söylemde MHP’yi bile geride bırakan AKP, iç sarsıntı geçiren ve iktidar olmaktan kaçınan MHP’den ve diğer SP, BBP’den aldığı oyları kendi merkezinde toplamayı başardı. Suruç’taki bombalı saldırı ve HDP Genel Merkezi’nin tahrip edilerek 200 HDP binasının yakılması ve kürt kitlelerine yönelik saldırı ve linç girişimleriyle ‘’ya iç savaş kaos, ya da AKP ‘ye 400 vekil ’’ dayatmasında bulunuldu. Bunun son halkası olan, barış mitingine giden, 102 devrimci ,kamu çalışanı ,emekçi ve gencin katledilmesi bin kişinin yaralanması ve sakat kalmasıyla sonuçlanan Ankara katliamı ise , geniş kitleler üzerinde çok etkili oldu. Başbakan Davutoğlu’nun da açıkladığı gibi, ‘’Ankara saldırısından sonra yaptırdıkları anketlerde AKP oyları yükselme eğilimine girmiş’ ‘ ti. Patlamalara ara verildi ama heryerde yaşanabileceği , istihbaratın takibi altında olan 20 kişilik intihar ekibi olduğu bilgisi yaygınlaştırıldı.Ardından göstermelik Diyarbakır İŞİD operasyonuyla da, toplum sözde rahatlatılmış oldu. Bu tam da psikolojik harp uygulamasıydı, toplum mühendisliğiydi. Özü, korku ve şiddetle toplumun düişünsel davranışını bozmaya,şaşırtmaya, gelecek kaygısıyla ,güvenlik ve istikrar arayışına,iktidarın eteğini öptürmeye , biat ettirmeye dayanıyordu . Doğal insani bir tepki olan korku, yakın bir tehlike karşısında kendimizi ve çevremizi koruma güdüsüyle irade ve mantığı devre dışı bıraktıran refleksif bir olgudur. Toplumsal bir varlık olarak yaşayan insanın doğal çevresel ortamı bilinçli olarak bozularak , kişisel korku duygusu, toplumsal olarak da kalıcılaştırılabilir. Eğemenlerin, sıkıştırılan ve şiddet uygulanan hayvanlar-fareler- üzerinde yaptığı deneylerde olduğu gibi, şiddet ve terör sonrasında da kitleler üzerinde kısmi bir rahatlama sağlanır, ve bu süreçte yapılan tatlı vaadlerle toplumun bir bölümü ele geçirilebilirdi . Psikolojik harpte hem hedef kitle, hem de dost ve tarafsız güçler, iç kamuoyu üzerinde, devletlerin bu taktiklere başvurduğu, özellikle Gobbels’ten günümüze sır değildir.

En azından toplumun küçük burjuva orta kesimlerinin ,kaybedeceği birşeyler olduğunu düşünen,kararsız konjonktürel davranan insan grupları üzerinde; uygulanan korku ve şiddetin , ters köşeye yatırma eğilimi eğilimi doğurduğu açıktır.Fakat kürt halkının sladırılara direndiği, özel güvenlikli mayınlı alanlarda, toplumsal direnişin sergilenebildiği coğrafyada, HDP oylarında bırakalım gerilemeyi artışlarında olduğu , ‘’ hendek edebiyatçıları’’ tarafından görmezden geliniyor. Yani ölüm ve korku duvarını aşmış olan Filistin halkı, Kürt halkı vb. halklar üzerinde bu türden psikolojik kontr- gerilla planları fazla etkili olmamaktadır. Kürt illerine göre nisbeten huzurlu yaşayan, süren savaşın etkilerini dolaylı hisseden batı cephesi; Suriye’deki savaş, Ankara’nın göbeğine taşınarak ,Türkiye’nin her iline günlerce cenazelerin gitmesiyle , bunun yarattığı toplumsal travmanın etki alanına girdi.. İnsanlar sokaktan, toplu alışveriş merkezleri ve metrodan kaçar duruma getirildi. Travma atlatılmadan, normal düşünme moduna geçilmesine bile fırsat tanınmadan, insanlar sandığa gitmek zorunda kaldılar. Bir kısmı iktidarı sorumlu tutarak ders vermek için , korkusunu yenemeyenlerden bir bölümü de çaresiz , bile bile mevcut otoriteye oy verdiler. Kararsız kesimlerin süreçten etkilenmesi, yaşanan oy kayma ve kayıplarının hızlı oluşu bu nedenle anormal bir durum değildi. Anormal olan sürecin kendisiydi. Kaos planına oynamak, AKP açısından riskli bir durumdu , çünkü on yılı aşkındır kendisi yönetimdeydi ve hükümet, ordu , polis, yargı herşey elindeydi.Halk onu sorumlu tutarak cazalandırabilirdi de.. Ama açıkça önemli bir kesimin tek başına istikrarlı bir hükümet, güvence arar hale getirildiği koşullarda, kararsızların yöneleceği bu boşluğu dolduracak bir parti de yoktu.HDP düşman ilan edilmiş topyekün savaşılan partiydi, CHP ve MHP’de Suriye ve Rojava’yı hedefine koyarak, savaş isteyen AKP ile aynılaşmış ve Hükümete cesaretli bir muhalefet sergilemekten uzak, AKP ile koalisyon bekleyen partilerdi. Siyasal İslamcı ve milliyetçilerin , AKP yönetimine tepkili , barış isteyen ama çaresiz kalan bir bölüm kitlenin AKP’ye yönelişi, özetle bu şekilde gerçekleşmiş oldu..Korkunun dozunu ve yarattığı etkiyi , hiçbir anket firmasının sağlıklı ölçemeyeceği de ayrı bir gerçektir, Türkiye ilk kez bunu da yaşadı..

AKP’nin temel amacı, HDP’nin baraj altında bırakılarak seçim barajının avantajından yararlanmak ve 400 milletvekili sağlayarak, saraydakini başkan yapmaktı. Bunun için kürt özgürlük hareketi ve destekçisi tüm kuruluşları terörist ilan edilerek , halkın bütük kesimleri hedefe kondu. Seçimin adil ve eşit olmadığı, aklı başında herkesin ve uluslararası gözlemcilerin de kabul ettiği bir gerçektir. Türkiye cumhuriyeti tarihinde, şimdiye dek, bu kadar kısa bir sürede , bu denli olağanüstü kanlı olaylar yaşanmadı. Kitlesel linç ve katliamların peş peşe yapıldığı, gazetelerin televizyon binalarının basıldığı, holdinglere el konulduğu, devletin askeri, idari, yargı imkanlarının bu ölçüde tek bir parti yararına kullanıldığı,şehirlerin, ilçelerin kuşatılarak 10 günlük sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ve beş aylık dönem; 40’ ı çocuk 200 kadar sivilin ve toplamda bin insanın kaybına yolaçan bir süreç oldu. HDP’ nin kampanya bile yürütemeden parlamentoya üçüncü parti olarak girmesi ve şimdilik sarayın başkanlık planını sekteye uğratması ve aldığı yüzde 11 lik seçmen desteği kesin bir başarıdır.Savaşı ve terör ortamını seçen, çözüm sürecinden vazgeçip savaşı dayatan ve bunu isteyen, HDP’nin barajı aşmasını başkanlık hesapalarına sabotaj olarak gören ve koalisyon yaptırtmayan, toplumu yeni bir seçime zorlayan AKP ve T. Erdoğan olmuştu.Saray, her türlü hileyle elde ettiği bu ‘Pirus zaferini’ toplumsal barışı sağlamak yönünde istese de kullanamayacaktır, çünkü girdiği yol , önceki yaptıklarını telafi ederek, manevra yapamayacağı oranda kanlı ve kirlidir, ayrıca Ortadoğu batağı ve ekonominin durumu buna elvermemektedir. Uzun süredir AKP içinde , ‘eski fabrika ayarlarına dönme’ özlemi bulunsada, o köprünün altından da çok sular akmıştır.Artık geçtir ve demokratik güçler , bu nedenle, daha çetin sınavlara ve direnişlere hazır olmak zorundadır.

Yaşanan bu süreci görmeyip,sanki normal bir seçim süreci yaşanmış da, HDP oy kaybetmiş gibi, yok ‘’ HDP,emanet oylarını tutamadı, T. Erdoğan’a ‘seni başkan yaptırtmayacağız’ dediği gibi Kandil’e de posta koyabilseydi HDP oyları yüzde 15’ i de aşardı ‘’ vb. ucuz değerlendirmeler; T. Erdoğan’ın seçim gecesi açıkladığı .’’ Seçimlerin en büyük mesajı, terör örgütüne ve onun uzantılarınadır’’ mesajıyla aynı kulvarda buluşmaktadır.

Özcesi, tek tek insanlar gibi, toplumun da kimyası bozulabiliyor ve halkın bir kesimi de korkularına esir olabiliyor .Halka, Aziz Nesin’in deyişiyle gönderme yapanlar, ‘ Bu halktan adam olmaz’ diyenler , halkın direnen kesimlerinden öğrenmeye çalışmalıdır. HDP’ nin kampanya bile yürütemeden parlamentoya üçüncü parti olarak girmesi ve aldığı yüzde 11 lik, beş milyonu aşkın seçmen desteği, küçümsenmeyecek bir başarıdır, bu nedenle Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin önüne engel olan faşizm heveslisi güçlerin hesaba katmaları, geleceğe umutla bakmak isteyeceklerin de dayanmaları gereken önemli bir güçtür.