“Benim yaşam biçimim insan hakları militanlığıdır”

demir

Bir mitingde tanıştık kendisi ile. Daha önceleride  görmüştük birbirimizi ama bu seferki farklıydı. Benim elimde bir fotograf makinesi, O`nun elinde bir kaç tane fotoğraf makinesi. Neuchatel`de mitingin en önünde beraberce fotoğraflar çekiyorduk. Sırtında çantası elinde fotoğraf makineleriyle hemen her mitingde görmüşüzdür kendisini. Cenevre`nin gözü kulağı diyorlar Demir Sönmez için. Kendi oluşturduğu internet sayfasından, yine kendi haberlerini ve fotoğraflarını paylaşıyor, haber okumak isteyenler için  ve fotoğraf meraklıları için. Bu internet adresinden takip edebilirsiniz kendisini:   http://demirsonmez.blog.tdg.ch/

Anlattığına göre 20 binin üzerinde bir fotoğraf albümü oluşmuş elinde. Tanışıp sohbete geçmeden önce biraz yaptığı işleri soruyorum. Cok yönlü diyor. Gazetelere, sendikalara, partilere ve isteyen herkese haberlerimi gönderiyorum diyor Demir Sönmez. Hemde bir karşılık beklemeden yaptığını, daha çok gönüllülük temelinde ele aldığını söylüyor. Ve gectiğimiz Subat ayında bir fotograf sergisinde kendisininde 7 tane fotografı dereceye giriyor. Bu ilk değilmiş. Daha öncede dereceye giren çalışmaları olmuş.  Fotoğraf sergisi,  Hall Central du MParc La Praille / Cenevre  adresinde, 9 Mart`a kadar  halka açık olarak gerçeklesmektedir.  Hem fotoğrafcılıgı, hemde gazeteciliği üzerine Demir Sönmez ile bir söyleşi gerçeklestirdik.

Öncelikle bize kendinizden bahsedermisiniz. Demir Sönmez kimdir?

Ben Demir SÖNMEZ, 1960 Erzurum doğumluyum. Cocukluğum ve gençliğim Ankara`da geçti. İlk, Orta ve Liseyi Ankara`nın Incesu Lisesi`nde okudum.  1978 yılında mezun oldum. 1978′ de ilk tutuklanmam, Ankara Merkez Kapalı Ceza Evi ve daha sonra 79- 80- 81 Mamak Cezavinde  geçirdim. 1982 yılında Hacettepe Universitesi ve 1986- 90 Anadolu Universitesi Ekonomi ve 90 da yurtdısına zorunlu çıkış. 90 yılının Aralık ayında beri Cenevre`de yaşıyorum

12 Eylül de ceza evindeydiniz o zaman. O dönemi kısaca özetlersek ne söylemek isterdiniz ?

12 Eylül Türkiye tarihinin karanlık sayfalarından bir tanesidir. Bildiğiniz gibi ülkenin üzerine karabasan gibi cöktü. 1.5 milyon muhalif kimlikli komünist, devrimci, demokrat, ilerici ve yurtseverlere karşı bir siyasi soykırım operasyonuydu. Ve üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen hala darbecilerin  anayasası ile yönetilen bir ülke Türkiye.

14 Eylül sabaha karsi saat  03`de, evimiz onlarca asker ve polis tarafından kuşatılmıştı. Teslim ol çağrısıyla uykudan uyandırıldık. Tabi sadece benim ailem degil, tüm mahalle o derin uykudan megafon sesiyle uyandırılmıştı. Evlerin ısıkları yanmıyordu ama insanlar korku ve telaşla perdelerin arkasından olup biteni sadece sessizce seyrediyordu.

1990 yılında geldiniz isviçre`ye. 23 senedir İsviçre`desiniz. Kendinizi nasıl ifade ediyorsunuz. Bir göçmen olarak, bir yabancı ya da entegre olmuş olarak düsünebilirmisiniz. Neler değişti yaşamınızda isviçre ye gelmenizle birlikte ?

Tabi klasik bir söylem.  ilk geldiğimiz günlerde sudan çıkarılmış balık gibiydim ya da toprağından koparılmış bir bitki başka bir toprakda ve baska bir ilklimde nasıl yaşama tutunursa, bende öyle tutundum. önceleri genel anlamda tüm mülteciler gibi kendi toplumumuzla yaşamayı seçtik. Tabi bu çok kolay bir seçimdi. Aynı dili, kültürü ve siyasi düşünceleri paylaştığın insanlarla birlikte olmak.

Günler gectikce buradaki yaşamın, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yapısınında var olduğunun bilincine varıyorsun.  Yani senin dünyan dışında baska bir dünya olduğunun farkına varıyorsun. Onun kuşatması ve baskısına karsı direnmek mi, yoksa onunla birlikte onuda kabul ederek mi yasamak?  Siyasal ve insani kimliginide koruyarak veya ortak yönlerini öne çıkararak, birlikte yaşama kültürünü yaratma ve kabul etme sürecine giriyor insan sonraları.

 Ve buda bizlerin, başka başka uğraşlara, ilgi alanlarına yönelmemize neden oluyor..

Tabi doğal olarak, ama bunlar başka uğraşlar değil aslında.  Eğer siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal mücadeleden bahsediyorsak, bunlar başka şeyler değil, aynı şeylerin bu toprakların özgül koşullarına göre uygulanmasıdır. Başka araçlarla mücadelenin devam etmesidir. Göçmenlerin en büyük sorunu bence, kendilerini göçmen ve yabancı psikolojisinden kurtaramamalarından kaynaklanmaktadır.

Böyle bakmanız gercekten cok iyi. Ben daha cok sizin ilgi alanınızla ilgili yada yaşam biçimi haline getirdiğiniz fotoğrafcılık ve bu alanda yaptıklarınızdan yola çıkarak bunu söylemistim. isterseniz birazda o alandan bahsedelim..

Birincisi ben bir insan hakları aktivistiyim.  önce kendimi öyle tanımlıyorum ve 23 yıldırda insan hakları militan kimligimle tanınıyorum. Sonra sendikaci, gazeteci ve en son haber fotoğrafcılıgı.

Geçtigimiz günlerde fotoğrafcılık üzerine bir ödül aldınız. Bize bundan bahsedermisiniz ?

Evet, Ben resmi olarak CGAS, Parti socilaiste ve 1 Mayıs komitesinin resmi fotoğrafcısıyım, kimliğimde var ama bu isi gazetecilik perspektifiyle yapıyorum. CGAS, Cenevre`deki sendikaların eylem komitesi. Tüm işçi ve emekçi sendikalarının eylem kordinasyonuda diyebiliriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Sergiden bir kare

Neden gazetecilik ve fotoğrafcılık ?

Ben fotoğrafcılığın anlatım gücünü çok daha etkili buluyorum. Hayat içinde yaşanan bazı olayları anlatacak kelimeler bulamayabiliriz, ama bir fotoğraf karesinde  öfkeyi, sevinci, mücadeleyi daha iyi anlatabiliriz. Şimdi dünyada milyonlarca genç Che’nin düşüncelerini bilmez, ama onu devrimci bir sembol olarak kabul eder ve fotoğraflarını evlerinin en güzel yerlerine asarlar. Savaşın vahşetini, çevre kirliligini, işkenceyi kelimelerle ne kadar anlatabiliriz ki? Sevdayı, kavgayı vs.. insan hakları mücadelesinde en çok kullandığımız belge fotoğraflar ve görüntülerdir.

Yani fotoğraf için şunu demek ne kadar doğrudur. Fotoğrafın dili yoktur. Daha çabuk, daha hızlı iletişim kurabiliyoruz..

Evet, doğru ifade ettiniz. Kelimelerde anlatmak başka, bir fotoğraf karesinde veya bir videoda anlatmak daha başka. Etki anlamında daha etkili olduğuna inanıyorum fotoğrafın. Tüm aktivitelerimden boş zaman kaldığında sosyal, kültürel veya festivaller gibi aktivitelerede katılıyorum.  Işte bunlardan birisi olan, Escalade festivaline katıldım ve festival çerçevesinde yapılan koşu yarışmasında fotoğraflar çekmiştim. Escalade koşusu büyük fotoğraf yarışmasına ikince defa katılıyorum. Gecen yıl dördüncülük  ödülü almıştım. Bu yılda 10 fotoğrafla  katıldım ve 7 tanesi sergilenmeye değer görüldü. Bu yarışmada jüri sponsor ödülleri dağıtıldı.

Profesyonel anlamda ne zamandan beridir fotoğrafcılık yapıyorsunuz ? Böyle ifade edebiliriz sanırım değil mi? Ve kimlerle çalışıyorsunuz ?

1978 de lisede bir arkadaşım vardı, onun yanında calışıyordum. Tabi o günün koşullarında fazla sürmedi. 2007 yılında tekrar fotoğraf çekmeye başladım.

Şu anda Tribune de Genève,  Sosyaliste parti yayın organi “PostScriptum”, SSP sendikası, Syna, Anti-Kapitaliste, Gauchebdo, Solidarite, istek üzerine Le Courrier, Bilan, Resmi Gazete FAO, (Feuille d’Avis officielle). Kısacası talep eden bütün kurum ve yayın organlarına veriyorum tabi bir de Internet sitelerine tüm dünyadaki.

Son olarak fotoğrafcılığa başlayan gençlere neler söylemek istersiniz ?

Ben önce gençlere, Insan hakları militanı olmalarını ve bu mücadelede fotoğrafcılıgı iyi bir araç olarak kullanabileceklerini öneriyorum.  Fotoğrafcılık muhabirliği yapmalarını öneririm.  Eger kendilerine temel olarak insan ve doğayı alırlarsa, bir de tabi dünyayı yorumlama  felsefesine, yani diyalektik materyalist felsefeyle kendileri donatabildikleri oranda başarılı kareler yakalarlar. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, mücadele edenlerin ve ezilen hakların saflarında olanlar ancak geleceğe güzel kareleri miras olarak bırakabilirler.

İsmail Şimşek